09 Kasım 2009, Pazartesi

Yıkılan sadece 'Duvar' mı?

Berlin Duvarı 20 yıl önce yıkıldı, ancak kapitalizmin propagandasını yaptığı eşitlik gerçekleşmedi. Bu yüzden Doğu Alman'ların yüzde 49’u eski ülkelerine özlem duyuyor

-----

ENVER ÇİFTÇİ -ANF

Almanya’nın başkenti Berlin’i 28 yıl boyunca ikiye ayıran Berlin Duvarı’nın yıkılışının 20. yıldönümü kutlanıyor. İkinci Dünya Savaşı sonrasında bölünen ülkenin tekrardan birleşmesinin ön adımı olan yıkılmanın ardından geçen sürede, ekonomik, siyasi ve kültürel duvarlar halen yıkılabilmiş değil.

İkinci Dünya Savaşı sonrası bölünen Almanya’da başkent Berlin batı ve doğu olmak üzere ikiye ayrılmış ve Doğu Berlin, 1949’ta kurulan Demokratik Alman Cumhuriyeti (DDR) yönetimine bırakılmıştı. DDR’in tam ortasında kalan Berlin, ABD öncülüğündeki kapitalist Batı ile SSCB öncülüğündeki Sosyalist Blok arasındaki çekişmenin de odağı olmuştu.

1960’lı yıllara gelindiğinde ABD ve SSCB arasındaki gerilim ve Doğu Almanya’dan Batı’ya yaşanan yoğun göç nedeniyle SSCB ve DDR yönetimi ani bir kararla her iki Berlin’i birbirinden daha net bir şekilde ayıracak bir duvar örülmesinde anlaştılar. 13 Ağustos 1961 gecesi kentin tüm geçiş noktaları binlerce asker, polis ve inşaat işçisi tarafından kapatıldı. Bundan sonra ise aşamalı olarak 46 km’lik bir duvar ile şehrin iki yanı birbirinden ayrılmıştı.

Berlin Duvarı, 28 yıl boyunca iki Almanya’nın bölünmesinin sembolü olurken, batılı devletler tarafından Sosyalist Bloğa karşı önemli bir demokrasi karşıtı argüman olarakta kullanıldı. Özellikle SSCB’nin hatalı politikaları ile yüz milyonlarca insanın adil bir dünya hayali ile Berlin Duvarı’nın yıkılışları aynı döneme denk gelmişti.

Peki on yıllar boyunca Almanların lanetledikleri ve hayalini kurdukları birliklerinin önünde engel olarak gördükleri Berlin Duvarı’nın yıkılması ile hayaller gerçekleşti mi? 9 Kasım 1989’da yıkılan duvarın aksine, iki Almanya halkı arasındaki duvarlar halen yıkılmış değil ve kapitalizmin propagandasını yaptığı eşitlik ise hiçbir zaman gerçekleşmedi.

Berlin Duvarı’nın yıkılmasının ardından gerçekleşen birleşme sonrası, Almanya’nın gelmiş geçmiş tüm hükümetleri eski doğu eyaletlerine daha fazla mali bütçe ayırmakla övünürler. Özellikle Batı eyaletlerinde de halkın neredeyse tümü Doğu Almanya’nın ülke ekonomisine ciddi bir maddi yük olduğunu düşünüyorlar. Ancak, 20 yıl sonra gelinen noktada doğu-batı arasındaki ekonomik farklılıklar halen ciddi boyutlarda.

EKONOMİK GERİLİK HALEN CİDDİ BİR SORUN

Halle Ekonomik Araştırmalar Enstitüsü (IWH) verilerine göre, 1991-2005 yılları arasında doğu eyaletlerine 1,3 Trilyon euro bütçe ayrıldı. Bu bütçenin yüzde 67’si eski doğu eyaletlerindeki sosyal giderlere harcanırken, yalnızca yüzde 10 gibi bir miktar ekonomik gelişme ve büyümeye harcandı. Bu da, daha çok katlanılması gereken bir bölge olarak görülen Doğu Almanya’nın ekonomik olarak gözardı edildiğini gösteriyor.

Ülkedeki işsizlik rakamları da doğu-batı arasındaki eşitsizliğin bir başka örneği. Ekim 2009 sonu itibariyle yüzde 7,7 olan işsizlik oranı, doğu eyaletlerinde yüzde 13,1 ile batı eyaletlerinin iki katı yüksekliğinde. Batı eyaletlerinden Bavyera’nın bazı bölgelerinde bu oran yüzde 4’e düşerken, doğu eyaletlerinin kimi şehirlerinde yüzde 20’lere yaklaşıyor.

Almanya’da 2000’li yıllarda işsizlik oranının hesaplanmasında yapılan metod değişikliği ile 58 yaşın üstündeki işsizler, meslek eğitimi yapanlar ve 1 Euro-Job olarak bilinen ve saati 1 euroya çalıştırılan sosyal yardım alan kişiler işsiz olarak kabul edilmiyor. 16,5 milyonluk Doğu Almanya’da yeni yöntemle 1 milyon kişinin işsiz olduğu düşünüldüğünde, eski yönteme göre işsizlerin sayısının en az yüzde 40 daha fazla olduğu ortaya çıkıyor.

Doğu-batı arasındaki eşitsizlik çalışan ücretlerinde de kendini gösteriyor. Doğu Almanya’daki ortalama çalışan gelirleri batıya oranla yüzde 20-30 arasında daha düşük olduğu da bir başka acı gerçek. Kişi başına milli geliri ile dünyada 22’nci olan Almanya’nın yalnız doğu eyaletleri ele alındığında bu üstünlüğünü koruması ise imkansız görünüyor. Alman Hükümeti’nin yeni tahminlerine göre ise, doğu-batı arasındaki ekonomik farklılığın giderilmesi için en az 10 yıla daha ihtiyaç var.

ESKİYE ÖZLEM DEVAM EDİYOR

Doğuya yapılan yatırımlar ekonomik geriliği aşmaktan ziyade, toplumu daha fazla yeni sisteme ve partilerine adapte etmeyi, sosyalist düşünceden uzaklaştırmayı amaçlıyordu ve bu da yatırımların daha çok oy getirmesi hedeflenen sosyal alanda yoğunlaşmasını beraberinde getiriyordu. Ekonomik gelişmenin ve yeni iş alanlarının yaratılmasındaki yavaşlık nedeniyle, Doğu Almanya’da halen eskiye olan özlem de(Ostalji)dikkat çekiyor.

Geçtiğimiz Haziran ayında Emnid araştırma kuruluşu tarafından yapılan bir ankete göre, Doğu Almanya halkının yüzde 49’u Doğu Almanya'yı kötü yanlarından çok iyi yanlarıyla hatırladıklarını söyledi. Ankette, iki Almanya’nın birleşmesi ile bireylerin siyaset mekanizması üzerindeki etkisinin gerçekleştiğine inananların oranı ise yalnızca yüzde 37 olmuştu. Öte yandan, Doğu Almanyalıların yalnızca yarısı, birleşme ile ekonomik olarak daha iyi bir seviyede olduğunu düşünüyor.

PSİKOLOJİK DUVAR YIKILMADI

Berlin Duvarı’nın yıkılması ile iki Almanya toplumu arasında örülen psikolojik duvarın yıkılmak yerine daha da sağlamlaştığını söylemek ise abartı olmaz. 1990’daki birleşme sonrasından itibaren Doğu Almanya halkının kendileri için ekonomik bir yük olduğunu düşünen batılıların oranı ise oldukça yüksek. Doğu-batı arasındaki ayrılığın en önemli nedenlerinden biri Alman devletinin, Soğuk Savaş döneminden daha sert bir biçimde halka empoze ettiği ‘Sosyalizm korkusu’.

Doğu Almanya’yı 41 boyunca yöneten Sosyalist Birlik Partisi (SED), birleşme sonrasında Demokratik Sosyalizm Partisi (PDS)’e bırakmıştı. Almanya’da hemen hemen tüm hükümetler doğu eyaletlerine yönelik politikalarını belirlerken bu partiyi dikkate almak zorundaydılar.

PDS’in fesh edilerek Batı Alman solcuları ile birlikte Sol Parti (Die Linke) adını alması ve bu partinin Doğuda halen çok güçlü olması da doğu-batı ayrımını daha da güçlendiriyor. Devletin, diğer siyasi partilerin ve medyanın, Sol Parti’yi halen eski DDR sistemini geri getirmekle suçlaması bile, batı Almanya’da doğu’ya karşı olan ön yargıları beslemeye yetiyor.

İki Almanya’nın birleşmesi sonrasında doğunun dışlanmışlık duygusu ve ekonomik gerilik, ciddi bir ırkçı akımı da beraberinde getirdi. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra siyaset sahnesinden silinen ırkçı partiler, ilk kez 90’lı yıllarda Doğu Almanya’da ciddi bir etkinlik alanına kavuştular. Alman Halk Birliği (DVU) ve Alman Milliyetçi Partisi (NPD) iki Almanya’nın birleşmesi ardından özellikle doğuda ciddi bir gelişme gösterdiler. DVU, 1998 yılında Sachsen-Anhalt eyaletinde yapılan seçimlerde yüzde 12,9 oyla İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra alınan en önemli oy oranına ulaşmıştı.

Daha iyi yaşam koşulları hayaliyle birleşmeyi hayal eden ve Alman halkının birleşmesinin önündeki tek engel olarak sosyalist sistemi ve Berlin Duvarı’nı görenler, bugün gelinen noktada halen ciddi anlamda birleşebilmiş değiller. Böylece, 20 yıl aradan sonra Almanya’da yıkılan tek duvar Berlin Duvarı oldu.