18 Ağustos 2010, Çarşamba

"Kaliteli yabancılar" ve Sarkozy'nin Roman düşmanlığı

BÜLENT ÖZÇELİK bulentozcelik@emekdunyasi.net

Bir süredir Almanya'da olduğum için göçe ilişkin haberler daha çok dikkatimi çekiyor. Bu konudaki iki güncel gelişme, sorunun kapitalist ülkeler açısından nasıl bir anlam taşıdığını ortaya koyuyor.

Birinci haber Avusturya'dan. Göçmen işçi ihtiyacı devam eden ülkede, hükümet "Kırmızı-Beyaz-Kırmızı Kart" uygulaması ve oluşturacağı kriterler sistemi ile "işine yarayacak yabancıları" ülkeye almaya planlıyor. Öneri, tartışmaları da beraberinde getirmiş. Avrupa'daki "sağ" partiler, göç söz konusu olunca sürekli bir "alerji" belirtisi gösteriyorlar.  Avusturya gibi ülkelerde göçmenlik, olayın sürekli canlı olmasından dolayı, basında sürekli yer buluyor. Temmuz ayında, yıllardır Avusturya'da yaşayan ve kısmen ülkeye "uyum" da sağlamış olan, çocukların ağırlıkta olduğu yedi kişilik Zogaj ailesinin Kosova'ya gönderilmesi sırasında tartışmalar yeniden alevlenmişti. Ailenin sınır dışı edilmesine karşı gelişen birçok gösteriye rağmen, aile Kosova'ya gönderildi ve yıllardır yaşadıkları bu ülkeden koparıldı. Ailenin 18 yaşındaki çocuğu bir sığınakta yanında bir intihar mektubuyla bulundu. Bir yandan buna benzer pek çok sınır dışı etme olayı yaşanırken, diğer yandan Avusturya Halk Partili Dışişleri Bakanı Michael Spindelegger ülkenin göçmen ihtiyacına dikkat çekerek ülkeye "kaliteli yabancılar" alınması tartışmasını başlattı. Spindelegger, ülkenin tehdit edici düzeydeki yaşlanma ve azalan doğum oranları yüzünden daha fazla "göçmen işçi"ye ihtiyaç duyduğunu belirtiyor ve sayıyı da netleştirerek 2030 yılına kadar 100 bin işçiye ihtiyaçları olacağını söylüyor.  Hazırlanan kart uygulaması, "kriterlere bağlı göç" olarak adlandırılıyor ve ABD'deki Yeşil Kart uygulamasını model alıyor. Ülkeye giriş sınırlandırılırken, hazırlanan kriterlerle, yalnızca işçi ihtiyacının olduğu yerlere uygun işçilerin ülkeye girişi kabul edilecek.

Esasında tartışmaya açılan kart modeli sadece işverenlerin ihtiyaçları doğrultusunda şekillendirilmeye çalışılacak. Bir yandan kapitalistler "kaliteli yabancılar"ı ihtiyaçlarına göre seçmeye çalışırken, diğer yandan on yıllardır bu ülkede yaşayan ve çocukları okullara devam eden emekçiler sınır dışı edilmeye devam edecek. Aileler her şeylerini kaybedip sürülmek zorunda kalacak ve büyük bir belirsizliğin içine atılacak. Zogaj ailesinin yaşadığı örnekte olduğu gibi ailenin üyelerini intihara bile sürükleyecek bir süreç başlayacak.

İkinci bir haber ise Fransa'da yaşayan Romanlarla ilgili. Dünyanın göçebe emekçileri Romanlara karşı ırkçı politika tüm Avrupa'da olduğu gibi, Sarkozy'nin açıklamalarında da yeni planlarla devam ediyor. Sarkozy, her zamanki ırkçı diliyle "Doğu Avrupa'dan Fransa'ya gelen Romanların yasadışı durumu"na dem vuruyor ve Romanların tüm "yaşadıkları yerleşimler"den sürülmesi gerektiğini bildiriyor. Bu teklif Avrupa çapında çok fazla yankı buldu, Fransa'da çok fazla tepki gelişti ve eylemler düzenlendi.

Avrupa Roman Hakları Merkezi yöneticisi Rob Kushen, Sarkozy'nin Roman toplumuna karşı ayrımcılıkla hareket ettiğini belirtiyor. Fransa'da 300 binin üzerinde Roman yaşıyor. Fransız vatandaşı olan Romanların büyük bölümü göçebeliklerine devam ediyorlar. Buradaki asıl sorun Roman vatandaşlara yaşanacak bir yer sunulmaması. Bu, Roman vatandaşların kısmi göçmenliklerine neden oluyor. Sarkozy'nin planları Romanların yaşamını çekilmez hale getirmeyi amaçlıyor. Yerleşim hakkı, göç etme hakkı gibi hakları hiçe sayan cumhurbaşkanı, ayrımcılığı da körüklüyor.

Fransa hükümeti, Romanlara yaşanacak yerler değil, yaşamaları için sağlıklı olmayan, tehlikeli ve sayısız ırkçı saldırılara maruz kaldıkları boş araziler gösteriyor ve sonra da bunu bir tercihmiş gibi sunuyor. Rob Kushen, Sarkozy'nin planlarının Romanların sorunlarını daha da artıracağını bildiriyor. Fransa romanlara karşı bu politikaları izleyen tek Avrupa ülkesi değil. Kushen'e göre Avrupa Birliği ülkeleri Romanlara karşı artan bir saldırganlık içerisinde.

Kapitalist ülkeler için öncelik kârın maksimizasyonu olunca, insan da bunun şekillenmesi açısından "işe yarayacak" ya da "işe yaramayacak"; "kaliteli" ya da "kalitesiz" bir nesne haline geliyor.