24 Kasım 2010, Çarşamba

Üniversitelere başbakanın "samimiyyet"i siniyor

BÜLENT ÖZÇELİK bulentozcelik@emekdunyasi.net

AKP'nin iktidar sicilindeki "bozukluk" pek çok alanda olduğu gibi üniversitelerde de kendisini hissettiriyor. Partinin üniversitelerde de kurmak istediği totaliter yapı ve başbakanın kendi deyimiyle "samimiyyeti" burada da kendini ele veriyor. YÖK eleştirisini en üst boyutlarda yapan "samimiyyet"in ne kadar sahici olduğu, kurul ellerine geçtikten sonra izledikleri politikalarda görüldü.

Son yıllarda üniversitelerde yaşanan bazı gelişmeler AKP'nin üniversitelere bakış açısını ortaya koymak açısından faydalı olacak.

-İstanbul Teknik Üniversitesi'nde iki yıl önce Başbakan Erdoğan'ı protesto eden 18 öğrenci geçtiğimiz hafta 1 yıl 3'er ay hapis cezasına çarptırıldı. Üniversitede Abdullah Gül'ün seçtiği Yunus Söylet'in rektörlüğe başlamasından sonra öğrenciler ve akademisyenler üzerindeki her türlü baskı da arttı.

-Yıldız Teknik Üniversitesi Öğretim Görevlisi Özgür Sevgi Göral, bir televizyon programında Kürt sorununa ilişkin görüşlerini açıkladığı için görevinden uzaklaştırıldı.

-Hacettepe Üniversitesi Beytepe Kampusu Edebiyat Fakültesi önünde stant açarak YÖK genelgesini eleştiren bildiri dağıtmak isteyen öğrencilere polis müdahale etti. 10 öğrenci yaralandı. Üniversitede öğrencilerin afiş asması ve masa açması polis tehdidiyle engellenmeye çalışılıyor.

-Boğaziçi Üniversitesi başbakan ve bazı bakanların ziyareti sırasında emniyet güçleri tarafından işgal edildi. Polis, başbakanı protesto eden öğrencilere saldırdı. Üniversitede 212 öğretim üyesi Başbakan ve bazı bakanların ziyareti sırasında üniversitenin emniyet güçleri tarafından teslim alınmasını "üniversitemizin köklü gelenekleri, ilkeleri ve akademik onuru çiğnenmiştir" diyerek protesto etti.

-Hakkâri Üniversitesi'nde sadece İlahiyat Fakültesi açıldı ve yapılması planlanan değişiklikler kâğıt üzerinde kaldı. Hükümet, bir süredir bölgede imam hatip okulları, ilahiyat fakülteleri ve din kültürü öğretmenliği bölümlerini peşi sıra açıyor. Hakkâri ili ve ilçelerinde özel bir politika uygulanıyor. Bölgeye özellikle Fethullah Gülen cemaati üyesi din görevlileri ile öğretmenler gönderildiği belirtiliyor.

-Mardin Artuklu Üniversitesi'nde Yaşayan Diller Enstitüsü'nde öğretim görevlisi olarak çalışan Yrd. Doç. Dr. Selim Temo Ergül, Kürt diline yaklaşım ve devlet tarafından hiçbir olanak verilmemesi nedeniyle bölümünden istifa etti. Devletin Kürt Edebiyatı ile ilgili düşüncesinin değişmediğini belirten Ergül, üniversiteye sunduğu dosyaya karşılık "Munzur Çem'in, Celalet Bedirxan'ın, Malmisan'ın kitaplarını neden dosyalara bıraktınız. Bu insanlar hain yürütmelere bağlıdır' dediler. İşte, Kürtçeden ve Kürt yazarlarından uzaklaştırma böyle bir neticenin sonucu idi. Celalet Bedirxan'sız, Malnîşan'sız, Mehmet Uzun'suz, Hesenê Metê'siz Kürt edebiyatı nasıl olabilir ki?" dedi.

Üniversiteler son on yılda bu ve benzer yüzlerce olaya sahne oldu. Üniversite-sanayi işbirliği adı altında üniversitelerin sermayenin ihtiyaçlarına göre yeniden yapılanmasının artık sözü bile edilmiyor.

Bu birkaç örnek AKP zihniyetinin üniversitelerde yaratmak istediği ortama dair bilgi veriyor. Pek çok üniversitenin rektörlük seçimlerinde cumhurbaşkanı, çok az oy aldığı halde, kendisine verilen listelerde öne çıkarılan rektör adayları arasından yaptığı değerlendirmede, hiç sektirmeden kendi siyasetinden adayları seçiyor. Bu adaylar bazen iki elin parmaklarını geçmeyen sayıda oy alsalar da rektörlüğü kabul ediyorlar.

Başbakanın zihniyet dünyasındaki totaliter hegemonya kurmaya yönelik "samimiyyetsizlik", üniversitenin kapısını, insanlık için bilime ve özgür düşünceye kapatıyor.

Üniversite üzerindeki bu abluka, gücünü, demokratik üniversite mücadelesinin bileşenlerinin dağınıklığından da alıyor.

Bu ablukanın dağılması için üniversiteleri "sırça köşk"lerine çeviren "solcu" akademisyenlerin ve öğrencilerin uzun uykularından, yeni sistemin daha sert dürtmesiyle uyanmalarını beklemek mi gerekecek?