25 Ocak 2011, Salı

Cesetleri gömebilirsiniz ya gerçekleri?

ALİ ŞİMŞEK arsim2008@gmail.com

Kürt coğrafyasında her kazılan yerden ceset fışkırıyor.

Son olarak kayıp yakınlarının şikâyetleri üzerine Bitlis'in Mutki ilçesi çöplük alanında iki noktada yapılan kazılarda şu ana kadar 18 kişinin kemikleri çıktı. Çoğu cesedin kafatası ve kemiklerinde mermi izleri tespit edildi. Kazının devam etmesi bekleniyor.

Bölge halkı ve katliamların canlı tanıkları bu bölgede kazılmasını istedikleri onlarca toplu mezar yeri tarif ediyorlar.

Tanıklar bölgedeki toplu mezarların 1992-1994 yılları arasında Tatvan 6'ncı Zırhlı Tugay Komutanı  'Kelleci general' olarak bilinen Tuğgeneral Korkmaz Tağma'nın döneminde başladığını ifade ediyorlar. Bölgede terör estiren, pek çok katliamda ve o günlerde olayları araştıran gazeteci Ferhat Tepe'nin öldürülmesinde de ismi geçen Tağma, yıllar sonra hükümet yandaşı Fettullahçı Zaman gazetesinin yazarı olarak ortaya çıktı.

Mutki kazılarında çıkan 18 ceset karşısında hükümetin ve yandaş basının sessizliği emekli General Tağma'nın Zaman yazarlığı ve cemaat ilişkisine bağlanıyor.

Devletin ve hükümetin 90'lı yıllarda Kürt halkına karşı işlenmiş insanlık suçlarını açığa çıkarma ve sorumluları cezalandırma konusunda hiçte istekli olmadığı biliniyor.

Ancak halk unutmuyor ve vazgeçmiyor.

Mutki kazıları sırasında başka toplu mezarların varlığı aktarılırken, 1926 yılında vergi vermedikleri ve askere gitmedikleri gerekçesiyle keyfi şekilde katledilenlerin gömülü olduğu iki toplu mezardan daha bahsedilmekte; birinde 80 diğerinde de 30 kişinin cesedi olduğu söyleniyor.

Düşünün, aradan 84 yıl geçmiş, o katliamı gerçekleştirenlerin kendileri de ölmüş ve gömülmüştür çoktan. Bu olayda da görüldüğü gibi karanlık kanlı icraatlarını kanıtları gömerek gizleyebileceklerini sananlar fena yanılırlar.

En üst düzey askeri ve sivil yetkililerin ifşaatlarında faili meçhullerin, katliamların ve köy yakmaların devlet politikası olduğu itiraf edildiği halde bir iki göstermelik kazı ve bir iki alt düzey sorumlunun yargılandığı dava ile gerçeklerin üstü kapatılmak isteniyor.

Gerçekleri halkın belleğinden silemezsiniz,  gömüp yok edemezsiniz!

Kürt sorunun kabulü ve çözümü dendiğinde her şeyden önce yaşanmış gerçeklerin kabulü, Kürt halkına yapılanların hesabının verilmesi, tüm sorumluların en ağır şekilde cezalandırılması ve devletçe özür dilenmesi anlaşılmalıdır.

Bunun ön şartı bir an önce devletten bağımsız, halkın güvenine sahip ve kendi alanında uzman kişilerden oluşan gerçekleri araştıracak bir komisyonun kurulması ve çalışmalarına başlamasıdır.

Egemenlerin çıkarı uğruna Türk'ü, Kürt'ü ile halka çektirilen acıların, ödetilen bedellerin hesabının sorulması yine halkın örgütlü çabasıyla mümkün olacaktır. Daha çok da ülkenin batısındaki işçi, emekçi, yoksul halk kitlelerinin sorunu kendi sorunu olarak görmesi ve sahiplenmesiyle.

Çünkü toplum belleğinin sağaltılması, barış ve kardeşliğin tesisi her şeyden önce buna bağlıdır.