Kimlerin mücadeleye ihtiyacı var?
Hükümetin önce Ulusal İstihdam Projesi olarak hazırladığı, ancak emekçilerden gelebilecek karşı koyuşları bertaraf etmek için 'Torba Yasa' olarak düzenlediği yasa tasarısı TBMM gündemine getirildi.
Yasa tasarısının neler içerdiği kamuoyunca artık bilinmektedir; hükümetin ve sermayenin emekçilere yönelik son yılların en kapsamlı hak gasplarından biri hedeflenmekte. Özet olarak şunu hatırlatalım 'Torba Yasa'yla Kamu emekçileri dâhil çalışma yaşamının her alanı ile ilgili esnek çalışma ve güvencesiz çalıştırma yaygınlaştırılmak isteniyor. Mevcut asgari ücret uygulaması, yaş grubu vb uygulamalarla oynanarak bugünkünden daha düşük bir asgari ücret uygulanması getirilmek isteniyor. UİP'le yapılmak istenen bölgesel asgari ücret bu şekilde uygulanacak.
Karayolları ve belediyelerdeki birçok işçi yapılacak düzenlemelerle güvencesiz hale getiriliyor vb... İki aydır 'Torba Yasa' hazırlıkları sürerken sendikalardan bugüne kadar ciddi bir eylem kararı ve mücadele çağrısı görülmedi.
Öyleyse son günlerde bazı sendikacıların ve sendika merkezlerinin mücadele ve genel direniş çağrıları ne anlama gelmektedir? Öncelikle bu çağrıların kime yapıldığına bakalım.
Bu çağrıların en 'etkili' görüneni, KESK yönetiminin yaptığı çağrıdır. KESK yönetimi başta Türk-İş olmak üzere diğer sendika konfederasyon yönetimlerini ortak mücadeleye çağırıyor ve önümüzdeki günlerde bu doğrultuda konfederasyonlarla görüşmeler yapacağını açıklamış durumda. Bir taraftan da artık bir yaptırımı olmadığı herkesçe malum olan klasik Ankara'ya yürüyüşü ve 'büyük' miting örgütlenmeye çalışılıyor.
İkincisi; Türk-İş'e bağlı Petrol-İş, Tek Gıda-İş, Hava-İş vb sendikaların yöneticileri çeşitli toplantılarda Türk-İş üst yönetimini mücadele kararları almaya çağırıyorlar.
Üçüncüsü ise; çeşitli illerdeki işçi sendika şube yöneticilerinin Türk-İş başta olmak üzere DİSK, Hak-İş, KESK vb konfederasyon genel merkezlerine mücadele kararları almalarına yönelik çağrılarıdır.
Tüm çağrıcıların ortak noktası bu çağrıyı başta Türk-İş yönetimi olmak üzere konfederasyon yönetimlerine yapıyor olmalarıdır.
Bu çağrıcıların hiç birisinin işçi ve emekçileri mücadeleye çağırmak akıllarına gelmiyor. (Yoksa işlerine mi gelmiyor demeli!)
Son yıların en mücadeleci sendikacılarından diye bilinen bir şube başkanı şubesinin kongresinde 'Torba Yasa'ya karşı yürütülecek mücadelenin yöntemini tarif ederken "Önce konfederasyon yönetimlerini harekete geçirmeliyiz, onlar mücadele etmezlerse sendika genel merkezlerini harekete geçmeleri için sıkıştırmalıyız. Onlarda mücadele etmezlerse şubeleri, şubelerde mücadele etmezse işyeri temsilcilerini, onlarda etmezse işçileri mücadele kararları almaya çağırmalıyız' demektedir.
İşçi en sona bırakılmaktadır!
Hükümetin ve sermayenin bu saldırılarının hedefindekiler işçiler ve emekçiler değil mi?
Mücadele etmeye kimin ihtiyacı var?
Hükümet ve patronlarla her türlü kafa kol ilişkisine giren ayda 30-40 bin lira maaş alıp villasında sefa süren sendika ağlarının mı mücadeleye ihtiyacı var?
Genel merkezlerin memuru haline gelmiş ve sendika merkezleriyle al gülüm ver gülüm pozisyonundaki şube yöneticilerinin mi mücadeleye ihtiyaçları var?
Durumun anlaşılması için şu örnek öğreticidir. Kendilerini 'Demokratik Değişim Hareketi' olarak adlandıran Belediye-İş'e bağlı İstanbul 1,2 ve 5 Nolu şube yönetimlerinin son dönemde aldıkları tutum ibret verici olduğu kadar sendikal bürokrasinin geldiği son nokta açısından yeterince çarpıcıdır.
Bu şubeler Genel başkanları Nihat Yurdakul'u sendikanın imkânlarını çevresine peşkeş çektiği ve mücadelenin önünü tıkadığına inandıkları için ekibiyle birlikte yönetimden çekilmesini istediler. Sonra da sendikada işçiler lehine değişimi sağlamak için kongrede İstanbul 5 Nolu şube başkanı Nihat ALTAŞ başkanlığında ayrı bir listeyle aday oldular.
Kendilerini 'Demokratik Değişim Hareketi' olarak adlandırıp misyonlarını da "Sendikal hareketteki tıkanıklığı aşmak" olarak ilan eden bu ekip birçok 'sol, sosyalist' çevrece alkışlandı, sayfalar dolusu methiyeler düzüldü kendilerine. Kongrede bir varlık gösteremeyen bu ekip Belediye-İş genel merkezince cezalandırılmak istenince de İstanbul Büyük Şehir Belediyesi yönetimiyle anlaşıp 1 ve 5 Nolu şube yöneticileri Hak-İş e bağlı Hizmet-iş'e kapağı attılar. Bununla da yetinmeyip işveren baskısıyla işçileri de Hizmet-İş'e geçirmeye çalışmaktalar. Benzer örnekler son yıllarda sıkça yaşanmaktadır.
Sendikal bürokrasinin şube hatta temsilciliklere kadar sirayet ettiği günümüzde işçi ve emekçilerin derdine deva olacak bir mücadele örgütlemelerini beklemek hayalden ibaret olur.
Bugün mücadeleye ihtiyacı olan, her türlü açlık yoksulluk, güvencesizlik ve hak gasplarıyla karşı karşıya olan işçi ve emekçilerdir. Mücadelenin öznesi de onlardır. Güçlerinin ve birikimlerinin elverdiği ölçüde başta işten atılmak olmak üzere her türlü bedeli ödeyerek mücadele edende işçi ve emekçilerdir. Samimiyetle işçi ve emekçilerin mücadelesine katkı sunmak ve bu mücadelenin büyümesini isteyenlerin de muhatabı işçi ve emekçilerdir. Çağrılarını da işçi ve emekçilere yaptıkları zaman bu mücadeleye doğru bir yerden yardımcı olmuş olacaklardır.
Gerisi en hafif deyimle zevahiri kurtarmaktır.