01 Şubat 2011, Salı

Mağrip'ten Ortadoğu'ya yeni devrim dalgasının gösterdikleri

ALİ ŞİMŞEK arsim2008@gmail.com

Tunus'tan ateşlenip Mısır, Yemen, Sudan, Cezayir, Ürdün ve diğer bölge ülkelerini değişik düzeyde içine alan bölgesel bir devrim dalgası yaşanmakta.

Tunus'ta yaşanan halk ayaklanması -artık gelinen noktada -bölgeye yayılan bir kalkışma ve devrime dönüşmüştür.

Arap-İslam dünyasında gelişen, daha önce pek benzerine rastlanmayan eşzamanlı ve ortak özellikler taşıyan bölgesel devrim dalgası karşısında her kesimde genel bir şaşkınlık gözlenmekte.

Önce Tunus'ta yönetimi deviren ardından Mısır'da hükümeti düşürüp Mübarek'i yönetimi bırakmaya zorlayan halk ayaklanmaları iki temel nedenle pek çok kesimin ezberlerini bozmuştur. Birincisi, Arap-İslam halklarını küçümseyen oryantalist yaklaşımın ürünü ve son derece yaygın bir eğilim olan Müslüman halkların yeniliğe kapalı oldukları, kendi öz güçleri ile gerici yönetimleri, diktatörlükleri ve krallıkları deviremeyecekleri türünden burjuva önyargıydı. İkincisi ise, devrim ve değişim fikrine olan inancın genel olarak zayıflamış olmasından kaynaklanan, demokrasi ve özgürlüklerin kitlelerin mücadele ve birleşik eylemi ile değil de batılı "medeni" ülkelerin lütuf ve yardımıyla geleceğini vaaz eden yaygın görüştü.

Bölgede gelişen devrim dalgası sadece bu yerleşik anlayışları temelden sarsmakla kalmadı, aynı zamanda reformistinden küçük burjuva radikaline "sol" ,"sosyalist" akımların da ezberlerini bozdu. Bazıları olup biteni anlama, irdeleme yerine tam bir küçük burjuva romantizmiyle gelişmeleri "selamlarken",bazıları bu gelişmeleri hangi kavramla isimlendirmenin doğru olacağı üzerine anlamsız ölçme biçmelere giriştiler, bazıları ise kayıtsız kalmayı tercih etti.

Velhasıl, Mağrip'te ateşlenen devrim herkesi ve en önemlisi onu yapanları da hazırlıksız yakaladı. İsyan ve ayaklanmalara tanık olduğumuz ülkelerde uzun zamandır rejimlerin gerici, baskıcı, zalim ve yağmacı niteliğinin halk yığınlarında biriktirdiği öfke tahmin edilmez değildi. Ancak kapitalist-emperyalist sistemin 2008 yılında yaşadığı ve etkileri devam eden finansal krizin batılı emperyalistlerce emekçi kitlelere ve bağımlı ülkelere fatura edilmesi anlamına gelen politikalarının sürecin hızlanmasında belirgin bir etkisi olduğu da göz ardı edilemez.

Uluslararası finansal krizin ardından Yunanistan, İtalya, İspanya, İzlanda, İrlanda İngiltere ve Fransa gibi ülkeler işçi ve emekçi halka yönelik büyük hak gasplarını ve "kemer sıkma" politikalarını gündeme getirmiş ve bu ülkeler aylarca süren kitlesel genel grev ve direnişlere sahne olmuşlardı. Fransa'da milyonlarca işçi ve öğrencinin katılımıyla gerçekleşen onlarca grev ve eylemin durulmasının hemen ardından Tunus, Cezayir, Mısır ve Yemen'de genç, aç ve işsiz yığınların büyük bir öfkeyle sokağa dökülmesi tesadüf değildir.

ALTERNATİFİNİ ARAYAN DEVRİM

Şu ana kadar yaşananlar bölgesel devrim dalgasının karakterine ilişkin nihai saptamalar yapmaya el vermese de öne çıkan bir dizi önemli özelliğini görmemize yetmektedir. Büyük ölçüde kendiliğinden patlak veren ayaklanmalar süreç içinde de henüz merkezi bir örgütlülüğe kavuşamamışlardır. Gerek Tunus'ta gerekse Mısır'da ayaklanmanın yanında yer alan mevcut siyasi akımlar harekete önderlik etme yeteneğinden uzak görünmekteler. Halk ayaklanmasının sürdüğü her iki ülkede şu ana kadar yeni önderler ve örgütler de çıkmış değil.

Tunus'ta mevcut siyasi akımlar arasında değişik cephe girişimleri olmakla birlikte halkı arkasına alarak iktidarı almayı hedefleyen bir önderlikten bahsedilemez. Ne yazık ki, bu nedenle batılı emperyalistlerin ve ordunun desteğini alan Raşid Gannuşi gibi bazı burjuva unsurların inisiyatifi tekrar ele geçirmesi olasılığı ortadan kalkmış değildir. Mısır'da da durum çok farklı değil; gelen son haberlere göre değişik kent ve kasabalarda halk komiteleri kurulduğundan bahsedilmekle beraber şimdilik ABD ve diğer batılı emperyalistlerce empoze edilen El Baradey önderliğinde bir komitenin Mübarek yönetimi ve ordu ile arabuluculuk yaparak sorunu çözmesi fikri öne çıkmaktadır.

Ancak, ekonomik, sosyal ve siyasi taleplerle ayaklanan Mısır halkı tarafından bu tür manevraların kabul görmesi hiçte kolay gözükmemektedir. Nitekim gösterilerde "Mısır halkı Truva atı değildir!" pankartlarının taşınması ve benzer sloganların atılması da buna işaret etmektedir.

Devrimci sürecin henüz başındayız; "sürpriz"lere gebe bir dönemden geçildiği açık. Halk ayaklanmasının devam ettiği her iki ülkede de yeni halk önderlerinin ve devrimi sahiplenecek örgütlenmelerin çıkması da uzak bir olasılık değil. Ayaklanmaların sağladığı fiili özgürlük ortamı halkın hızla kendi demokratik örgütlerini oluşturması için önemli bir fırsattır.

Söz konusu ülkeler modern kapitalist sınıfları barındıran az çok gelişmiş toplumlardan oluşmaktadır. Özellikle Mısır, 80 milyona yaklaşan nüfusu 5-6 bin yıllık uygarlık mirası, nispeten gelişkin sanayisi ve işçi sınıfıyla bölgede tüm dengeleri yerinden oynatacak köklü toplumsal bir devrimi gerçekleştirecek potansiyele yeterince sahiptir. Mağrip'ten Arap yarımadasına sokaklara dökülen halkın hedefinde mevcut diktatörlük ve diktatörler olmakla birlikte öfke patlamasının kapitalist sömürü, eşitsizlik, yoksulluk ve işsizlikten kaynaklandığı açıktır. Tunus ve Mısır'da hayat pahalılığı, işsizlik, açlık baskıcı rejimlerin despotça tutumlarına duyulan öfke ile birleşip ayaklanmalara yol açmıştır. Halk ayaklanmasının hedefinde hem rejimler hem de kapitalist sistemin kendisi vardır. Kitlelerin gösterilerde ileri sürdükleri taleplere ve ayaklanmaların ateşleyici sebeplerine baktığımızda, azgın kapitalist uygulamaları reddeden demokratik ve halkçı bir alternatifle ortaya çıkacak siyasi bir akımın halk kitlelerinin desteğini zorlanmadan alabileceği de görülecektir.

Bu yeni devrim dalgasının çarpıcı şekilde ortaya koyduğu en önemli mesele ise sosyalizm alternatifinin son derece olgunlaşmış nesnel zeminine karşın teorik-siyasal sönüklüğüdür. En gelişkin kapitalist ülkeler kapitalist krizin pençesinde kıvranır, kitlesel işçi ve gençlik eylemleriyle karşı karşıya kalırken ve yükselen öfkeyi dindirecek imkânlardan büyük ölçüde yoksun görünmekteyken, bağımlı ülkelerde gelişen ve rejimleri deviren halk sınıflarının kapitalist uygulamaları olduğu gibi kabul etmeleri mümkün görünmezken sosyalizm bir alternatif olarak işçi ve emekçi yığınlara uzak görünmekte.

Ayaklanan halkın piyasadaki her renkten burjuva siyasi akımlara güven duymaması öz deneyimleri ile edindiği derin sezgisel birikiminin ürünüdür. Ancak, devrimci kitlelerin ve önderlerinin gerçek ihtiyaçları; güvenle sahiplenebilecekleri, güncellenmiş, tarihsel mirasını yozlaştırıcı burjuva sapma ve uygulamalardan arındırarak ihmal edilmiş teorik açıklarını gidermeyi başarmış bilimsel sosyalizm alternatifidir.

Mağrip devriminin ve onu izleyenlerin 'Mağripli'nin(*) açtığı bilimsel sosyalizm yolunu tutup o yolun eksik ve bozulmuş taşlarını yeniden döşemesinden başka gerçek kurtuluş seçenekleri de görünmemektedir.

(*)Karl Marks'ın ailesi ve çocukları Ona Mağripli derlerdi.