Hesaplar altüst olurken
Dünya ve Türkiye siyasetinde yakın zamana kadar egemenler açısından en azından kısa vadeli planlar ve hesaplar yapmaya uygun bir ortam söz konusuydu. Ancak Arap ülkelerindeki gelişmeler bu durumu beklenmedik şekilde ortadan kaldırmış bulunmakta. Bazıları için "duru gökyüzünde çakan şimşek" etkisi yapan ayaklanma ve isyanlar dünyanın en önemli enerji havzasının nerdeyse tüm ülkelerine yayıldı. Tunus, Mısır ve şimdide Libya ayaklanmalarla çalkalanıyor. Üç ülkede de belirsizlik söz konusu. Henüz açıkça galebe çalan bir sosyal ve siyasal güç öne çıkmış değil.
Bu durum tüm dünya siyasetini, iç ve dış politik hesapları altüst edecek yönelimleri içermektedir. Özellikle Mısır'daki gelişmelerin yol açacağı politik sonuçların uluslararası dengeleri geri dönülmez şekilde etkileyeceğini öngörmek kehanet olmasa gerek.
Türkiye bir genel seçime giderken meydana gelen bu gelişmelerin ve büyük emperyalist güçlerin yeni pozisyon belirlemelerinin etkisinden azade kalamayacaktır. Bunun anlamı, egemen politika ve aktörlere içerde ve dışarıda biçilen rollerin son gelişmelerle geçerliliğini yitirmiş olmasıdır.
Emperyalist odaklar ve ülkedeki egemen sermaye çevreleri açısından AKP eliyle yürütülen politikalar yakın zamana kadar dünya konjonktürüne uygundu. Başta ABD olmak üzere emperyalist hesap ve politikalar temelinde Türkiye egemenlerine verilen rol gereği devlet ve siyaset son on yılda yeniden yapılandırıldı. Tüm bu yönelimler bölgesel dengeler, İran'ın rolü, İsrail'in güvenliği düşünülerek ve toplamda emperyalistlerin bölgede öncelikle enerji kaynakları üzerindeki hâkimiyetlerini ve çıkarlarını güvenceye almayı hedefleyen politikalardı. AKP, militarist-faşist politikaların mağduru halk kitlelerinin temsilcisi rolüne soyundurularak sistemin çürüyen uzuvları ve tıkanan kanalları -kitle desteği de alınarak-yeniden yapılandırıldı. Ülke içerde uluslararası sermayenin dönemsel ihtiyaçlarına göre şekillendirilirken dışarıda da rolünü etkili oynayabilmesi için bölge halklarının liderliğine soyunduruldu. "Van minit" tiyatrosuyla başlayıp "Mavi Marmara" vakasıyla devam eden sözde İsrail karşıtlığı bu anlamda epey pirimde yaptı.
Ancak Arap halklarının tüm bölgeyi içine alan ve devam eden ayaklanmaları bu maskeli baloyu açıkça riske sokmuştur. AKP ve Türkiye'nin isyancılara model olarak empoze edilmek istenmesi, ayaklanmaların bariz şekilde etkisizliklerini açığa çıkardığı İslamcı akımların (İhvan-Müslüman kardeşler gibi) "Biz AKP'yi model alıyoruz" demeleri bozulan dengelerin ortaya çıkardığı ve çıkaracağı gerçeklerle pek de bağdaşmıyor. Tersine eğer Mısır'da gelişmeler az çok demokrasinin kazanıldığı bir sürece doğru ilerlerse-ki aksi durumda istikrar mümkün olmayacaktır- AKP'nin ve Türkiye'nin ABD ve müttefikleri açısından yeni bir role zorlanmaları kaçınılmaz hale gelecektir.
Mısır'da demokrasinin kazanılması demek, Arap halklarına ve Filistin davasına ihanet anlamına gelen İsrail yönetimiyle sürdürülen işbirliğinin suya düşmesi demektir. Bu günkü İsrail-ABD politikalarının bir numaralı güvencesi Mısır'dı. Mısır'da ortaya çıkan belirsizlik bu politikaları tartışmasız şekilde riske sokmuştur.
Tüm somut göstergeler ABD'nin Türkiye'de artık İsrail karşıtı eğilimleri kaşıyacak politikalara sessiz kalmayacağı, sahte de olsa İsrail karşıtlığının iç ve dış politikada kullanılmasının artık uygun bir argüman olmadığı yönündedir. Arap halklarının devrimci kalkışmalarından kendi lehlerine sonuçlar çıkarmak ve yeni işbirlikçiler bulma çabasındaki ABD-İsrail ikilisine bu dönem Türkiye'de İsrail sever ve bu sevgisini ilanı-aşkla aşikâr eden bir yönetim gerekecektir. Böyle bir Türkiye, Mısır'ın boşaltacağı ve dolayısıyla sebep olacağı "marazaları" gidermeye yetmeyeceği ayrı bir gerçek olsa da.
Toparlarsak; Arap halklarının (özellikle de Mısır'daki gelişmeler) devrimci kalkışmaları Haziran'daki genel seçimlerin seyrini etkileyecek önemli bir unsur olmaya adaydır. ABD büyükelçisi Francis Joseph Ricciardone'nin ayağının tozuyla Odatv baskını ve Ergenekon tutuklamalarını eleştirmesi ve ABD'li yetkililerin elçinin açıklamalarını onaylayarak arkasında olduklarının altını çizmeleri bu açıdan son derece manidardır.
Kim bilir belki de seçime doğru "mağrurlar" ile "mağdurlar" yer değiştirir. Belki artık AKP'nin ya açıktan İsrail politikalarını, dahası girişeceği kanlı savaşları desteklemesi gerekecek ya da "mağduriyet" söylemini kullanmasına müsaade edilmeyerek önü kesilecektir. Bu görevi daha bir istekle yerine getirecek bir takım yeni "mağdurun" önünün açılması hiçte sürpriz sayılmamalıdır.
Bu bağlamda Ergenekon davalarının seyri ve burjuva muhalefetin söylemlerinde beklenmedik yönelimlere hazır olunmalı.