Mağduriyet kozu AKP'nin elinden alınıyor mu?
Bir önceki yazımızda sürpriz olmayacağına işaret ettiğimiz gelişmeler beklenenden de önce gerçekleşti; içinde Ahmet Şık ve Nedim Şener gibi "Ergenekon oluşumu" ve darbecilikle bir arada anılmasının hiçbir inandırıcı yanı olmayan 10 gazeteci evleri basılarak gözaltına alındı ve tutuklandılar. Gözaltı dalgasında "Ergenekon"la ilişkili olabilecek tek kişi MİT'çi Kozinoğlu da zaten yurt dışındaydı.
Bu kez haklı olarak Soner Yalçın ve Odatv baskınında gösterilmeyen tepkiler gösterildi. Gazeteciler, kitle örgütleri, siyasi partiler, uluslararası gazetecilik örgütleri vb bu gözaltı ve tutuklamalara tepki gösterdi. Gözaltı günü "Kara Perşembe" ilan edildi. Basın özgürlüğünün yok edildiği, AKP ve hükümetin muhalif sesleri baskı altına aldığı görüşleri ağırlıklı olarak dile getirildi. İstanbul Barosu başkanı operasyonu "ileri faşizm" olarak tanımladı. CHP genel başkan yardımcısı Gürsel Tekin "faşizme geçit vermeyeceğiz" dedi. Ankara ve İstanbul'da gözaltılar eylemlerle protesto edildi.
Daha önceki Ergenekon gözaltı dalgaları karşısında itibar edilmeyecek kesimlerin ve darbe savunucularının sınırlı tepkilerini kolayca savuşturan AKP ve hükümet yetkilileri bu defa savunma konumuna çekilerek gözaltılarla ilgilerinin olmadığını izah etmeye ve kanıtlamaya çalıştılar. Başbakan bu kez savcılık görevinden imtina etti. Cumhurbaşkanı gözaltı ve tutuklamalarla ilgili 'kaygılarını' ifade etme gereği duydu. Hükümeti cansiperane savunmayı iş edinmiş yazar takımı bu operasyon karşısında müşkül duruma düştü. Mehmet Metiner ve Akif Beki gibi hükümete yağ yakmak için her fırsatı değerlendiren yazarlar dahi son gözaltıları savunamadılar. Cemaatin televizyonu STV hariç hükümet yanlısı basın Şener ve Şık 'ın gözaltına alınmasını savunamadıklarını, zor durumda olduklarını açık açık yazarak savcılardan yardım istediler. Örneğin, Akif Beki savcılara seslenerek "Bizi bu zor durumdan kurtarın" diye feryat ediyordu.
Savcı Öz dava boyunca ilk kez kamuoyuna açıklamada bulunmak zorunda kaldı ama kimseyi tatmin etmedi açıklaması.
MAĞDURU OYNAYAN AKP'DEN ZALİME DÖNÜŞECEK AKP'YE
Ergenekon davası kullanılarak gerçekleştirilen tasfiye ve sistemi yeniden yapılandırma başından itibaren demokrasiye, askeri vesayetin geriletilmesine hizmet etmeyi amaçlamıyordu zaten. Ancak iç ve dış egemen odaklar ittifakla davayı ve davaya bağlı gelişmeleri demokratikleşme, devletin hukuk dışı oluşumlardan- çetelerden temizlenmesi, darbecilerden hesap sorulması olarak lanse ederek halk kitlelerini hedefleri doğrultusunda yedeklemeye çalışıyorlardı. İşin "toplum mühendisliği" cephesi olarak bu epeyce de başarılmıştı. Toplumsal muhalefetin örgütsüzlüğü nedeniyle gerçek muhatapların davaya müdahaleleri son derece zayıf kıldığı için doğal olarak"mağduriyet" olgusunu başarıyla kullanan, her kesimden gerçek mağdurlar yerine bol bol timsah gözyaşı dökmede son derece becerikli olan Tayyip Erdoğan ve adamları "işin" siyasi semeresini de ziyadesiyle topladılar.
Son gelişmelere yakından bakıldığında AKP'ye bu imkânları sunan güçlerin onun hizmetlerini yetersiz gördükleri ve ondan memnun olmadıkları izlenimi ortaya çıkmaktadır. Görünen o ki, emperyalist odaklar söz konusu dava ve seçim sürecini etkileyebilecek başka bir dizi meseleyi kullanarak burjuva siyaseti ve burjuva fraksiyonları yeniden şekillendirmek istemekteler. AKP'nin ABD-İsrail ikilisinin beklentilerine yeterince cevap veremediği anlaşılmaktadır. Mağduriyet ve demokrasi kahramanlığı kozlarını kullanarak halk desteğini olmadık ölçüde genişleten AKP'ye patronun kim olduğunu hatırlatma gereği duyulmuş olmalı ki ABD başta olmak üzere emperyalist destekçilerinden üst üste suçlayıcı demeçler gelmektedir. "İliştirilmiş" gazeteciliği icat eden ABD'nin sanki Türkiye'de ilk kez basın özgürlüğü ayaklar altına alınıyormuşçasına hükümete yüklenmesinin bir başka anlamı olsa gerek. (Uluslar arası gazetecilik kuruluşlarının son olarak yayınladığı basın özgürlüğü karnelerinde zaten Türkiye 138. Sıradaydı.)
Süreçle bağlantılı birkaç açıklamayı alt alta sıralamak fikir verici olur;
ABD büyük elçisi gazetecilerin gözaltı ve tutuklamalarına ilişkin "Yüzde yüz basın özgürlüğünden yanayız" dedi.
TÜSİAD başkanı "artık yeter" diye tepkisini ortaya koydu.
ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü operasyonla ilgili "Türkiye'deki gidişattan kaygılarımız var" dedi.
Libya'ya NATO müdahalesi tartışmalarına karşı başbakan Erdoğan "ne işi var NATO'nun Libya'da" diye açıklama yaptı.
Aynı konuya ilişkin sorulara CHP genel başkanı Kılıçdaroğlu "NATO'nun ne işi var Libya'da diyemem" şeklinde yanıt verdi.
Bu minvaldeki demeçler uzatılabilir. Ancak tabloyu anlamak isteyen için bu kadarı kâfi.
Ha, bir de Cumhurbaşkanı Gül'ün apar topar gerçekleştirilen Mısır ziyareti var elbette.
ABD ve İsrail'in bölgesel çıkarları devam eden halk ayaklanmaları nedeniyle ciddi şekilde belirsizlik içine sürüklenmiştir. Eski dayanaklarla devam edilemeyeceği kesin olmasına karşın yeni işbirlikçilerin hazırlanması ve halklara kabul ettirilmeleri hiç de kolay görünmemektedir. Kısacası bu belirsizlik koşullarında Türkiye'den daha açıktan ve gözü kara bir tavırla ABD-İsrail ikilisinin çıkarlarının savunulması istenmektedir. Yumuşak karnı iyi bilindiğinden bundan kaçınan AKP'ye bedel ödetileceği mesajı davanın seyrine müdahale edilerek verilmek istenmektedir. AKP'ye verilen mesaj, "Sen artık en iyi bildiğin şeyi, mağduriyet edebiyatını yapamayacaksın, çünkü mağdur eden bir zalimsin! Artık bu koz sana karşı kullanılmak üzere rakiplerinin eline verilecek!"
Elbette bu tersine döndürülmeye başlanan tezgâhın önemli aktörlerinden biri Pensilvanya sakinin cemaat denen aparatıdır. O aparat ki, ABD mahkemelerince bile Amerikan haber alma örgütüyle ilişkili görülmüştür.
Sahi, İsrail'in Mavi Marmara gemisine yaptığı kanlı baskın karşısında Fethullah Hoca Efendi ne buyurmuştu: "Otoriteye karşı gelmeyiniz! Otoriteye boyun eğmek lazım."
Anlayacağımız ,"Filler tepişirken çimenler eziliyor." Ergenekon davasının en ciddi dayanağını oluşturan darbe günlüklerini yayımlayan Ahmet Şık ve Dink cinayetinin emniyet ve jandarmadaki sorumlularına işaret eden Nedim Şener gibi az sayıda meslek erbabı gazeteci Ergenekoncu yapılıyor. Davanın ciddiyetini ve dava üzerinden demokrasi propagandası yaparak siyaseten sebeplenmeyi darbelemek için daha uygun kurbanlar bulmak zor olurdu her halde.