Ya özgürlük, ya özgürlük!
Newroz, bugün Ortadoğu ve Asya halkları tarafından baharın gelişi, doğanın canlanışı, yeni gün olarak kutlandı. Kutlanıyor.
Newroz bu coğrafyada yaşayan Kürt halkı tarafından ise son otuz yıldır demokratik hakları için, özgürlük için mücadelenin ve serhıldanların (başkaldırıların) günleri oldu. Ve öyle görünüyor ki Kürt halkı demokratik haklarını elde edene kadar devletin tüm baskı, şiddet ve zulmüne karşı Newroz'un çıkış ruhunu bugünün ihtiyacıyla buluşturarak yaşayacaktır.
Kürt halkının başta Diyarbakır olmak üzere son Newroz'da ortaya koyduğu tutum bu tespitlerimizi de aşan bir durumu göstermektedir.
Neredeyse bütün bir kent genci, yaşlısı, kadını, çocuğu, bebeği bir günlüğüne Newroz alanına taşınıyor. Newroz alanına yürürken gördüğümüz manzara; kucakta bebekler, ellerde piknik tüpleri, termoslar, yiyecekler, battaniyeler, beşikler... Yani Diyarbakır halkı Newroz alanına taşınıyor. Coşkulu, kararlı ve ne için burada olduğunu bilerek.
Kitlenin büyük bir çoğunluğu rengarenk giyinmiş, kızlı erkekli gençlerden oluşuyor. Yüzlerce belki de binlerle ifade edilebilecek genç gerilla kıyafetleriyle gelmiş alana. Bu sadece bir öykünme değil kendilerini öyle görüyorlar her hallerinden belli.
Tarlalardan yürüyerek alana geliyoruz. 170 dönümlük alan çoktan dolmuş. Çevredeki buğday tarlaları insan tarlaları olmuş adeta. Diyarbakır kalesinden esinlenerek inşa edilen sahne profesyonelce hazırlanmış.
Programın tamamı Kürtçe sunuluyor. Oldukça akıcı, coşkulu ve yetkin.
Bu alanın kendisi dahil burada yaşanan, yapılan her şeyde halkın ortak emeğini ve ödenen bedelleri görüyorsunuz. Onun içindir ki konuşmalar dikattle dinleniliyor, sloganlar inançla atılıyor.
Newrozun temel sloganı "An azadi An azadi" (Ya özgürlük, ya özgürlük). Bu sloganın bu gün milyonlarca Kürt için ne ifade ettiğini Newroz alanında çokça rastladığımız seyyar kafenin birinde çay içerken tanıştığımız Ahmed'in sorumuza verdiği cevabından anlıyoruz. Ahmed'e bu işin sonu nereye varır? Çözüm olur mu? diye soruyoruz.
Ahmed'in cevabı, 'Hükümete ve devlete güvenmiyoruz. Onların haklarımızı vereceği yok. Ama Kürt halkı bu gördüğünüz durumdan bir adım dahi geri atmaz herkes bunu bilsin' oluyor.
Çok kan döküldü. Elli bin insan öldü nereye kadar böyle diyoruz?
Ahmed, 'Ben ailenin tek çocuğuyum evlendim iki çocuk yapınca yeter dedim kaynanam ve annem seni öldürürüz dediler. Beş çocuk daha yaptım etti yedi. Bunun için yaptım.'
Alandan dönerken belediyenin tahsis ettiği otobüse biniyoruz. Otobüste Nuray Mert, Sırrı Süreyya Önder, Mete Çubukçu, Ruşen Çakır ve şehir dışından, yurtdışından gelen misafirler var. Geleneksel Kürt kıyafetleri giymiş bir amca yazarlara dönerek "Basınımızın değerli üyeleri sizler Newroz'u nasıl buldunuz sayı nekadardı?" diye sorduğunda Mete Çubukçu katılımın geçen yıldan çok yüksek olduğunu belirtiyor. Nuray Mert 1,5 milyon diyor, Sırrı Süreyya 2 milyon diyor. Ve değerlendirmelerde bulunuyorlar. Yanımızdaki belediye görevlisine dönerek "yazarlar objektif değerlendiriyorlar" diyerek memnuniyetimizi ifade ediyoruz...
Belediye görevlisi alçak sesle "Abi bunlar burada böyle derler ancak bunun yüzde 10'unu yazmazlar. Eğer burada yaşananların yüzde 10'unu yazsalardı bu iş çoktan çözülürdü. Kendimizi Türk halkına kendimiz anlatacağız".
Lokantada, takside, kahvede, sokakta kısacası Diyarbakır'da konuştuğumuz herkes aynı duygu ve düşünceleri ifade ediyor. Aynı şeyleri yaşıyor. Aynı talepler uğruna mücadele etme kararlılığını ortaya koyuyor.
Milyonlarca Kürt başta Diyarbakır olmak üzere onlarca kentte, yüzlerce merkezde demokratik hakları için, özgürlük için, barış için haykırdı.
Evet basın bunun yüzde 10'unu bile yazmadı. Çözüm yerine, inkar; barış yerine düşmanlık körüklendi.
Sanılıyor ki "haylaz" Kürtler "yaramazlıkla" Newroz'u kutluyorlar. Bu ülkede yaşayan Kürt halkı Newrozu kutlamıyor! Kürt halkı anadiliyle, kültürüyle, büyük ölçüde oluşturduğu demokratik örgütlükleriyle ve fiili kazanımlarıyla Newroz'da yaşamı örgütlüyor. Kürt halkı yönetmeyi öğreniyor. Epeyce de yol alınmış durumda.
Bu ülkede yaşayan tüm halklar Kürdüyle, Türküyle, Ermenisiyle, Çerkeziyle, Lazıyla, işçisi ve emekçisiyle birlikte yönetmeyi öğrenmelidir. Birlikte yönetmelidir.
2011 Newroz'u bunun imkanlarının var olduğunu tüm çıplaklığıyla ortaya koymuş durumda.