Rutin dışı gündem fırtınası
Gerçek olan şu ki dingin ve durağan bir çağda yaşamıyoruz. Tersine gün geçtikçe büyüyerek iç içe geçen, çözümü gecikmiş, derin sorun ve çelişkilerin kuşattığı bir dünya ve çağda yaşıyoruz.
Genel tablo böyle olmakla birlikte son birkaç hafta da iç ve dış kaynaklı ülke gündemi fazlasıyla yüklüydü. Pek çok rutin dışı gelişme aynı anda birbirini tetikleyerek yaşandı/yaşanmaya devam ediyor. Bu gündemlere şöyle kısaca göz atmak gerekirse;
Arap halklarının isyan ve ayaklanma biçiminde yayılan devrimci kalkışması emperyalistlerin askeri seçeneği de devreye sokarak süreci kendi lehlerine çevirme politikalarını da beraberinde getirdi. Askeri saldırı için uygun hedef olarak görülen Libya'ya yönelik BM güvenlik konseyinden "karar" çıkarılarak hazırlıklara başlandı. AKP hükümeti bu seçeneğe sıcak bakmadığını değişik vesilelerle vurguladı.
Ergenekon davasında gazeteci Şener ve Şık gözaltına alınarak tutuklandı. Bu operasyon dava süresince içerde ve dışarıda en fazla tepki gören, hükümetle ilişkilendirilerek eleştirilen operasyon oldu. ABD elçisi ve dış işleri yetkilileri gelişmelerle bağlantılı Türkiye de basın özgürlüğünü sorgulayarak hükümete yüklendiler.
Türkiye "NATO'nun Libya'da ne işi var" diklenmesinden kısa süre sonra ABD, Fransa ve İngiltere tarafından başlatılan askeri harekâtın yönetiminin NATO'ya bırakılmasını en fazla savunan ülke konumuna geldi/getirildi. Dahası İzmir Libya'ya saldırı harekâtının merkez üssü seçildi.
TÜSİAD akademisyen ve uzmanlara hazırlattığı yeni anayasa taslağını kamuoyuna sundu. Bu vesileyle yeni anayasa tartışmaları bir kez daha alevlendi. Ancak kısa sürede TÜSİAD'ın "yeni" anayasasının yeni bir tarafı olmadığı görüldü. Tartışmalar alevlenince ne TÜSİAD ne de tasarıyı hazırlayanlar çalışmalarına sahip çıktılar.
Kürt halkının Eşitlik ve özgürlük istemlerini 20 madde(dördü acil) halinde ortaya koyan Kürt hareketi Newroz'da milyonlarca insanı sokağa dökerek mücadelede yeni bir sürece girildiğini ilan etti. Arap dünyasındaki halk isyanlarının yaygın şekilde meşru görülmesini de arkasına alan Kürt hareketi talepleri kabul edilinceye kadar halkın "sivil itaatsizlik" eylemlerini sürdüreceğini duyurdu.
Japonya'da gerçekleşen büyük deprem ve tsunami felaketinin ardından Fukuşima nükleer santralinde patlamalar oldu. Radyasyon sızıntısı ve nükleer risk büyüyerek devam ederken Türkiye de nükleer santral yapma konusu tekrar gündemin baş sıralarına tırmandı. Başbakan Erdoğan'ın nükleer santral politikasını savunmak için riskler konusundaki "tüp gazlı", "arabalı" kıyaslama ve örnekleri aslında insanlık için en büyük risk ve felaketin kapitalizm ve kar hırsı olduğunu bir kez daha teyit eder nitelikteydi.
Gazeteci Ahmet Şık kendisinin Ergenekon sürecine dâhil edilmesini yaptığı bir kitap çalışmasına bağlıyordu. Hazırladığı çalışmanın polis içindeki "cemaatçi" yapılanmayı çok rahatsız ettiğini "dokunan yanar" sözleri ile ifade etti. Savcı Öz, Şık'ın alınması ve tutuklanmasının kitapla ilgili olmadığını söylemesine karşın kısa süre sonra mahkeme kararıyla Şık'ın kitabı basılmadan yasaklandı. Çalışmanın taslakları bilgisayarlardan silindi, taslağı bulundurup teslim etmeyenlerin terör örgütüne yardım ve yataklık yapma suçundan yargılanacağı yönünde alınan karar kamuoyuna ilan edildi.
Gazeteci Şener ve Şık'ın Ergenekon davası kapsamında alınıp tutuklanması hükümet mensupları dâhil geniş bir çevre tarafından "şık" bulunmazken, yayınlanmamış bir kitap çalışmasına yönelik bu yasaklama ve yok etme uygulaması haklı olarak büyük tepkiye yol açtı. Tepkinin hedefinde hükümet ve söz konusu kitap taslağında emniyetteki kadrolaşması konu edilen, cemaat da denen "Gülen hareketi" vardı.
Genel seçime sayılı gün kalmışken AKP ve hükümetin yelkenlerini şişirmede en çok yararlandıkları Ergenekon dava süreci bu son gelişmelerle birlikte adeta tersine dönerek hükümeti vurur hale geldi. İşin vahametinin farkında olan hükümet derhal harekete geçerek önce Şener ve Şık operasyonunu yöneten İstanbul İstihbarat Şube'den sorumlu Emniyet Müdür Yardımcısı Ali Fuat Yılmazer'i görevden aldı. Sonra HSYK harekete geçirilerek "terfi" yoluyla savcısı Zekeriya Öz'ün özel yetkileri alınarak davadan uzaklaştırıldı.
İnternette "sivil itaatsizlik" kampanyaları eşliğinde Şık'ın kitap taslağı yayınlandı ve şimdiden yarım milyonu aşkın kişi tarafından okundu. Konu tüm sıcaklığıyla tartışılmaya devam ediyor.
Gündemin ilk sıralarına oturan son gelişmelerden biri de YGS sınavında şifreli hile şaibesi oldu. Sınav skandalları ve yolsuzlukları son birkaç yıldır ülkede rutin hale gelmiş olması nedeniyle ÖSYM yönetimi değişmiş ve yeni yönetim görülmemiş derecede abartılı güvenlik tedbirleri almıştı. Ancak soru kitapçıklarının yayınlanmasıyla birlikte "mod medyan" diye bilinen algoritmik yöntemle hazırlanan cevap anahtarlarının içerdiği şifre nedeniyle kolayca çözülebileceği görüldü. Uygulanan yöntemin belli adaylara "çıtlatılmış" olması onlarca soruyu okumadan doğru cevaplamasına yetecekti yani. Doğal olarak tepki büyük, ÖSYM ve hükümetin açıklamaları tatmin edici olmaktan uzak olduğu gibi kuşkuları daha da derinleştirir nitelikte. Son sınav şaibesinde de tepkilerin yöneldiği adres hükümet ve arkasındaki güçlerden biri olduğu bilinen "cemaat" oldu.
Özetlediğimiz konular gündemin en kalburüstü olanları; her biri siyasi krizlere yol açacak, hükümet düşürecek, bakan istifa ettirecek önemde olgu ve gelişmeler.
Ancak tuhaftır ki genel seçimlere şurada iki ay kalmışken ülke seçim atmosferine dahi girebilmiş değil. Kısacık zaman dilimi içinde dışarıda ve içerde cereyan eden son derece önemli gelişmeler başta burjuva muhalefet olmak üzere çoğu kimse için adeta görüş mesafesini daraltan bir fırtına etkisi yarattı. Hâlbuki olup bitenlerin birbiriyle bağlantısını ve gelecekteki süreçlere etkisini anlamak için nispeten daha berrak bir tablo var önümüzde. Bu, her şeyden önce egemen sistemin çürümüşlüğü ve ona yönelen itirazların keskinleştiği, devrimci çalışma ve siyaset için zeminin son derece olgunlaştığı bir tablodur.
Sürecin sunduğu imkânların hakkını vermek, başta işçi sınıfı, emekçiler ve Kürt halkı olmak üzere ülkedeki tüm demokratik dinamikleri kapsayacak bir Demokratik Halk Hareketinin örgütlenmesi göreviyle sıkı sıkıya bağlı görünmekte.
Bu günden atılacak adım ise; Newrozda ortaya konan yığınsal halk iradesini, ifade özgürlüğünü savunma noktasında ortaya çıkan duyarlılık, sınav skandallarının yol açtığı yaygın tepkiyle birleştirerek, demokrasi, eşitlik, özgürlük ve bağımsızlık taleplerini 1 Mayıs alanlarına, seçim ve demokratik anayasa çalışmalarına taşıyarak daha geniş kitlelere ulaşmayı amaçlayan tutum ve anlayışı öne çıkarmak olsa gerek.