Dersimiz: Oran-Orantı
AKP politikası ile neredeyse her gün yeni bir skandala uyanmaya alıştık. YGS kepazeliği bitmeden, açıklamalardan tatmin olan yöneticilerin hazları doruğa ulaşmadan bu sefer de yüzümüze veto kararı çarptı. Şaşırmayı unuttukça endişelerimiz acıya dönüşüyor...
YSK 12 bağımsız adayın seçime girmelerini veto etti. Sonra? Sonra, seslerini duyurmak için haykırmaya alışkın olanlar, mücadele için sokaklardan korkmayanlar döküldü meydanlara. Gürültü, karmaşa, kalabalıklar, acı... Sonrası bu ülkenin alışkın olduğu görüntülerle doldu taştı. 4 gün sonra karar yeniden düzenlendi, orta yol bulundu. Belki de olan yine çocuklarımıza, yine yarınlarımıza oldu...
Tamda 23 Nisan öncesi ölü çocukları yazmak...
Yekbun Baran henüz 2,5 yaşında. Evinin önünde oynarken başına isabet eden gaz bombası nedeniyle şimdi hastanede.
Hamdullah Eldemirci 11 yaşında. Vücuduna gelen plastik mermi nedeniyle yoğun bakımda.
İbrahim Oruç ise 18 yaşındaydı. Polisin göstericilere ateş açması sonucunda öldü. Haberlerde izlediğimize göre yerde yaralı yatarken tekmeleniyordu...
Ardımızda ölüler, yaralı bebekler, yaralı çocuklarla 90 kayıp yaşam var şimdi. Yüzümüz yine polis gücüne, silahlara, faşizme dönük. Yarınlarımız nerede?
Bizler bu ülkede acılara tutunmuşken, 4 gün böyle geçip giderken, polisin kullandığı gücü "orantılı" bulan İçişleri Bakanı'na hayret edebilir miyiz sizce?
Bu hükümet var oldukça kelimelere yeni sözlük anlamları katacağız anlaşılan. Daha önce "demokratik açılımı" öğrenmiştik, şimdi sıra "oran ve orantı"da.
Oran: 1. Büyüklük, nicelik, derece bakımından iki şey arasında veya parça ile bütün arasında bulunan bağıntı, nispet, rasyo. 2. İki şeyin birbirini tutması, karşılıklı uygunluk, tenasüp.
Orantı: İki oranın eşit olma birimi.
TDK (Türk Dil Kurumu Sözlüğü) oran ve orantıyı yukarıda ki gibi tanımlarken, İçişleri Bakanının orantı tanımı pes dedirtecek gibi gerçekten.
Orantı... İki oranın eşit olma durumu.
2,5 yaşında evinin önünde oynayan bir bebek. Sıcak yatağında yatması gerekirken şimdi hastanede yatıyorsa ve buna neden kaba kuvvet ise hangi zihniyet orantılı güçten bahsedebilir ki?
Neyin karşılığı bir bebeğin hayatına denktir sayın bakan? Bu denklemde eşittir nereye konabilir?
Bir ülkenin içişleri bakanı, ülkesinin çocuklarının-insanlarının acılarını içine sindirebilir mi? Ölü bebeklerle yok olan yarınlara "olur böyle şeyler" diyebilir mi? Ben mi bir yerde yanlış yapıyorum? Her insan, her yaşam bizim değil mi? Şaşırdığımı sanmayın sakın, "gerekirse yeni şehitler verilir" sözünü unutmadım henüz. Hangi ölüm gereklidir sayın bakan?
Ne dersiniz, diğer dersin konusu mantık olsun mu?