Neo liberalizmin kışı
Londra, neoliberalizmin ebesi, demokrasinin beşiği refahın ve zenginliğin merkezi büyük bir kargaşaya sahne oluyor.
Memleketimizden siyasi daha çok da ekonomik göçlerin bir zamanlar gözbebeğinin tam ortasında yıkım hâkim. Yetişen genç beyinlerimizin hep aklında olan memleket bir üçüncü dünya ülkesinin herhangi bir şehrinde ancak görülebilecek sokak yağmalarına tanık oluyor.
İkinci dünya savaşından sonra yükselen kapitalizmin yetmişlerle birlikte 'yeterince' kar edememesi, kar halterinin başkaca çıkacak yer bulamaması onları halktan alınan vergilerle kurulan kamu iktisadi kuruluşlarını özelleştirmeye itti. Bunu elektrik idarelerini, yolları ve demiryollarını satmak izledi. Üretim tekniklerinde ise seri, bant tipi üretiminden, ana üretim süreçlerini yöneterek parçalı üretime geçtiler. Bunu yaparken çalışanların kitlesel olarak örgütlendikleri sendikaların yönetimlerinden inanılmaz destekler aldılar. Böylece aynı geminin içinde yolculuk edildiği hissiyatı yayılarak üretimin tüm süreçleri sermayenin hizmetinde esnekleştirildi. Çalışanlar, işçiler, emekçiler sermaye sınıfının askerleri haline getirildi. Sınırsız kar, sermayenin genişleyerek yeniden üretimi ihtiyacı, yıkıcı savaş ekonomisini büyütürken, gelir dağılımı eşitsizliği görülmemiş boyutlara ulaştı.
İşsiz yığınların nüfusun toplamına oranı artık sürdürülemez noktalara vardı.
Kara Afrika'nın kuzeyinde başlayan daha sonra Ortadoğu, Suriye ve İsrail'i içine alan daha çok genç işsizlerin öncülük ettiği isyan daha önce Yunanistan'da başlayan sonrasında İspanya'da devam eden 'öfkeliler'in gösterileriyle devam ediyor.
İngiltere de 'lanetliler' yakıp yıkıyorlar. Şili'de gençler ayakta. Şili neo liberalizmin zorla kazandığı, yeni bir dünya düşleyenlerin rüyalarının kana bulandığı ilk ülkeydi.
'Refah devleti' olan 'sosyal devlet' teşekküllerinden satılmadık bir şey bırakmayan muhafazakâr demokratlarımız da bundan sonra Türkiye Cumhuriyeti bütçesini hangi sihirli elle nasıl denkleştirecekler göreceğiz. Neo Liberalizmin Türkiye ayağı içerdeki yetmiyormuş gibi dışarıya savaş sopası sallamakta.
Kapitalizmin bireyi atomize ediyor bunu biliyoruz. Zorla, havuçla, daha çok da kurduğu ideolojik hegemonya ile.
İngiliz demokrasisinde bile kâğıt üstünde var olan hakların kullanılamadığı ve genç insanların zembereğinden boşandığına şahit oluyoruz. Artık onları tutan hegamonik ilişki belli ki çatırdıyor. Toplumun yarattığı katma değerden kırıntılar, dışında yararlanamayan yığınlar artık sokaklara yöneliyor. Bunun kapitalist toplumsal adaletsizliğe yönelmesi yeni bir düşün görülmesi, sınıfların olmadığı bir idealin yeniden yeni bir düstur haline getirilmesi gerekmektedir, yaşananlardan bu anlaşılmaktadır.