15 Ağustos 2011, Pazartesi

Hükümetin 'üç K' denklemi

İLHAN ULUSOY ilhanulusoy@emekdunyasi.net

Aylardır adeta bağıra bağıra geldi kriz. 'Makro ekonomik göstergeler' denen veriler krizin giderek etkisini arttırdığını ortaya koydu. Bütün bu süreçte hükümet büyük ve 'anlamsız' görünen bir kendine güvenle 'kriz bizi etkilemez' söylemi geliştirdi. Tüketimle şişirilmiş büyüme rakamları ile övündü... Başbakan, 'Kriz bu kez teğet bile geçmeyecek' bile dedi.

Cari açıktaki rekor ve sürdürülemez artış bile hükümetin bu tavrını değiştirmesine neden olmadı. Merkez Bankası'nın adeta göstermelik birkaç 'para politikası' önlemi alması dışında ciddi bir adım da atılmadı. Hükümetin bu kendine güvenli tutumu sadece Türkiye'de değil dış piyasalarda da 'anlaşılmaz' olarak nitelendirildi. Cari açıktaki rekor artış üzerine çeşitli hesaplamalar yapan ekonomistler haftada 1 milyar dolar sıcak para girişi olmadığı koşullarda 'ekonominin dönemeyeceğini' söylediler.

Tüm bu kriz tartışmaları sırasında Merkez Bankası rezervlerinin sürekli arttığını duyurdu. Aynı sırada Türkiye'nin Suriye ile ilişkileri ABD'nin açıktan, Suudi Arabistan ve Katar'ın ise el altından isteği ile birden gerilmeye başladı. Türkiye Dışişleri Bakanı Davutoğlu, Esad'ı açıkça 'tehdit' etmek üzere Suriye'ye gitti. Tam bu sırada Merkez Bankası yeni bir veri yayınladı. Mayıs ayından bu yana Türkiye'ye 'kaynağı belirsiz' 9.8 milyar dolar para girişinin olduğu duyuruldu. (Bu arada Ekonomist Mustafa Sönmez'in Merkez Bankası'nın sıcak para hesabını çarptığını, Türkiye'ye giren sıcak para miktarının bir hesaplamaya göre 34 milyar dolar, bir hesaplamaya göre ise 49 milyar doları bulduğu söylediğini hatırlatmakta fayda var!)

Hükümete yakın durmak için verileri çarpıtma konusunda mahir ekonomistler hemen duruma el koydular ve kendilerince bu paraya bir kaynak icat etmeye başladılar. Komedi sınırlarını zorlayan yaratıcılık örnekleri arasında bu paranın 'Arap Baharı'ndan kaçan para olduğunu söyleyen de çıktı, turistlerin nakit getirdiği para olduğunu söyleyen de. Ancak hiçbirisi Merkez Bankası'nın bu kaynakların adını anmayıp, bu kaynaklardan gelen paraları başka kalemlerde gösterdiğini, bu paralar için ise 'kaynağı belirsiz para girişi' kalemini açtığını düşünmedi. Ya da daha doğrusu gizlemeyi seçti. Geçen yıl aynı dönemdeki para girişi 56 milyon dolardı. Yani bu ekonomistlerden bazılarına göre geçtiğimiz yıl gelen turistler pek para harcamamış!

Bu 'kaynağı belirsiz' para girişinin zamanlaması 'Turkiye'nin Suriye ile ilişkilerini germesinin hemen ardından Kürt hareketine yönelik olarak İran ile sınır harekâtı anlaşması yapması, Kıbrıs ile ilgili tavır değişikliği ile birlikte düşünüldüğünde bir başka anlam kazanıyor. Daha yakın zamana kadar en azından söylem düzeyinde 'Komşularla sıfır sorun'u dış politikasının temelleri olarak açıklayan Türkiye'nin; Mısır'da Mübarek'e, Libya'da Kaddafi'ye 'demokrasi hocalığına' soyunması, Suriye'de Esad'a,  'Kendinize çeki düzen verin, halkınıza özgürlük getirin, yoksa bunu iç meselemiz sayarız' kabadayılığında bulunması en hafif deyim ile 'Kara Para'nın beslediği ve geliştirdiği bir 'Kara Diplomasi' örneği oldu.

Hükümet 'kriz'den çıkışı, 'kara para' ve 'kara diplomasi' de görüyor ve bu yönelimini hergün daha da güçlendiriyor. İşte hükümetin 'üç K' denklemi!