Mavi Marmara ve Gazze işin bahanesi...
Son günlerde Türkiye ile İsrail arasında 'diplomatik bir kayıkçı kavgası' yaşanıyor. Mavi Marmara ve Gazze'nin 'çerez' edildiği bu kavgada AKP iç politikaya yönelik 'sert' İsrail karşıtı açıklamalar yapıyor. Hatta daha ileri giderek İsrail ile diplomatik ilişkileri etkileyecek sembolik 'büyükelçiliği ikinci kâtiplik düzeyine' indirgeyecek adımlar da attı.
Türkiye ile İsrail arasındaki bu sözde kavga karşılıklı açıklamalarla sürerken Türkiye ile Güney Kıbrıs arasındaki doğalgaz ve petrol tartışmasının üzerinde çok durulmadı.
Ama aslında Türkiye ile İsrail arasındaki bu sözümona restleşmenin temelinde 'Doğu Akdeniz üzerindeki ABD egemenliğinin' Rusya'ya karşı korunması var. Nitekim Türkiye bu kargaşa ortamında Doğu Akdeniz'deki askeri varlığını artıracağını 'Barbaros yeniden Akdeniz'e iniyor şeklinde formüle ettiği 'Barbaros Planını' yürürlüğe soktu. Plan, Türkiye'nin "Doğu Akdeniz'de seyrüsefer serbestisi için her türlü önlem alınır" kararını da içeren bir "eylem planı"nın parçası olarak tarif ediliyor.
İsrail'e ve Güney Kıbrıs'ın adanın güneyinde petrol ve doğal gaz aramalarına karşı sert açıklamalar eşliğinde ilan edilen Barbaros Eylem Planı aslında ne İsrail'e ne de Güney Kıbrıs'a yönelik. Bu plan ABD'nin isteği ile 'sıcak denizlere inme hayalinden ' bir türlü vazgeçmeyen Rusya'ya ve Çin, Hindistan gibi ülkelere karşı yapılıyor. Çünkü artık Doğu Akdeniz meselesi bölgesel bir mesele olmaktan çıkmış durumda.
"Barbaros Eylem Planı"na göre Doğu Akdeniz güvenliğini içeren 'Akdeniz Kalkanı' genişleyecek. Böylece Adriyatik, Kızıldeniz, Hint Okyanusu da Türk Donanması'nın varlık alanı olacak.
Mavi Marmara baskınının için hazırlanan 'Palmer Raporu' sonrasında İsrail'in tutumunu sertleştirmesi, Türkiye'nin 'şımarık oğlan' açıklamaları hepsi büyük bir tiyatronun parçası adeta. Bütün böbürlenmelere, kabadayılanmalara, diş göstermelere rağmen hiçbir askeri ve ticari anlaşmanın iptal edilmemesi bunu kanıtlıyor da aslında.
Doğu Akdeniz'in önemini anlamak için ise haritaya bakmak yeterli. Ortadoğu, Kafkasya ve Orta Asya'nın enerji kaynaklarının Avrupa'ya ulaşımı başta olmak üzere son derece önemli bir ticaret yolu Doğu Akdeniz. Doğu Akdeniz, Avrupa'nın petrol ihtiyacının yüzde 70'inin ve ticaretinin yüzde 40'ının güzergâhı.
Dolayısıyla dünyaya 'hâkim olmak isteyen bütün güçlerin' en önemli hedeflerinden birisi. ABD, İngiliz, Hollanda, Fransa ve Rusya Doğu Akdeniz'e ilişkin emellerini gizlemiyor bile. Türkiye, İsrail ve Güney Kıbrıs'a ise onlar adına dalaşmak kalıyor.
Güney Kıbrıs'ın petrol arama faaliyetlerine ABD, İngiliz, Hollanda, Fransa ve Rusya kökenli pek çok firmanın katıldığı biliniyor. Üstelik bu yeni de değil.
Araştırmacı Dursun Yıldız'dan aktaralım: "22 Mart 2007 tarihli Fileleftherhos Gazetesi ve 12 Nisan 207 tarihli Rusya kaynaklı RBC Daily'de Exxon-Mobil, BP, Shell, Total ve Lukoil şirketlerinin birer buçuk milyon dolar ödeyerek şartname ve sismik verileri satın aldıkları belirtilmektedir."
Fotoğraf giderek netleşiyor. Türkiye'nin Mavi Marmara olayından sonra birden 'Doğu Akdeniz sahipsiz değildir, Doğu Akdeniz'e en uzun kıyısı olan ülke benim. Buranın güvenliği benden sorulur diyerek' öne atılması , İsrail'in de buna zemin hazırlaması daha iyi anlaşılır oluyor. Türkiye ile İsrail'in gerçek bir kavgaya girmeyecekleri, giremeyecekleri Türkiye ve İsrail arsında 15 Aralık 2006 tarihinde yapılan "Enerji Anlaşması"nın ruhuna da aykırı zaten! Anlaşma ile Türkiye ve İsrail Doğu Akdeniz'in iki 'terminal ülkesi' olarak tanımlanıyor ve Hazar Denizi, Kızıldeniz ve Hint okyanusu üçgenindeki petrol ve doğalgaz dağıtımında koordinasyon ve işbirliğini öngörüyor. Şimdi bir de Doğu Akdeniz enerji kaynakları eklendi. Biraz didişip pay arttırmaya çalışmak da beklenen bir şey hani!