28 Ekim 2011, Cuma

Devletin mevcudiyet kavgası

CEM BAHTİYAR solidarieta89@gmail.com

Van'da meydana gelen 7.2 şiddetindeki depremin kayıpları her gün, artarak devam etmekte.

'Her ne kadar Van'da da olsa' herkesi derinden üzen deprem, kimine göre 'ilahi bir ikaz', kimine göre 'taş atanların, kuş gibi asker vuranların' müstahakkıydı. Sebebi doğal bir afet de olsa, öteki olanın ölümüyle doğabileceği, ancak öyle var olabileceği, ölmek-öldürmek denkleminden ibaret milliyetçilikleri kabardı. Kustular nefretlerini canlı yayınlarda, köşe yazılarında. Zaten bu vicdanlarının enkazından çıkamadan televizyonlara, gazete sayfalarına çıkabilen tenekelerin fabrika çıkışının tarihi ne zamana denk gelir? Markası, modeli nedir? Örneğin; insanların acılarını malzeme yapıp ekmek yiyen Müge Anlı nasıl meşhur olmuştur? O meşhur Magazin Gazetecileri Derneğinin ödül töreninde değil mi?

* * *

İlahi boyutunu takdire bırakalım; bu deprem, ne Kürt'lere ne de başkasına; devletin ta kendisine bir ikaz. Neden mi? Çünkü, tabiat eliyle olan ve can alan her olayda devlet köşeye sıkışıyor. Bir punduna getirip üstü örtülemiyor çünkü. Bu toplu mezarlar yasal, herkesin gözü önünde, şehrin merkezinde çünkü. 10 binlerce asker, polis, özel harekâtçı mevcut ama arama-kurtarma ekibinin sayısı toplasan kaç kişi? Tanklar, panzerler, Tomalar; peki ya enkaz çalışmaları için kullanılabilecek iş makinaları? Can almakta bir numara; peki ya hayat verme konusunda sondan kaçıncı?

* * *

Bir bakan çıkıp önce ''Çadırlar gitti'' diyor, saatler sonra, bir gazeteci ''Nerede'' diye sorduğunda ''Geldi demedik, gelecek dedik'' diye cevaplayabiliyor. Aynı gazeteci, Erciş'deki hali gözler önüne serdiğinde, Başbakan'dan zılgıt yiyor. Pişkinlik, 600 bin insana 6 bin çadır gönderilerek devam ediyor. Dışardan teklif edilen yardımlar önce reddediliyor. Devlet, kibirle tükürdüğünü 3 gün sonra yalayıp; -her ne kadar gümrük kapılarında sorunlar çıksa da-  yardımları kabul ediyor,  aslında yetersizliğini de.

Van depremi ile yerin dibine giren insanlığımız, yerle bir olan binalarımız, enkaz altında kalan canlarımız şöyle dursun; gün yüzüne çıkan; kışlalarla, karakollarla, adliye, hastane vs. önüne bayrak dikilmiş binalarla, devletin varlığının kanıtlanamayacağı gibi bir gerçek var.

Devlet, -icraat ile değil lafla- bölgede mevcudiyet kavgası veriyor.

Bir yanda bölgeye ulaşmayan, yetersiz kalan yardımlar yüzünden kızarmış yüzünü kamufle etmeye, yardım edeni engellemeye, safdışı bırakmaya çalışan bir devlet. Diğer yanda Kadıköy'ün kağıt toplayan çocukları, günlük hasılatı 8 lira 75 kuruş bir ayakkabı boyacısı, 'malum' belediyeler ve halkların dayanışması.

Evet. Kayıplar her gün, artarak devam etmekte. Afet bölgesinde hayatını kaybedenlerin sayısı 500'e yaklaşırken; varlığını, insanlığını kaybedenlerin ise 'haddi'- hesabı yok.

 

YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI

Anahtar Sözcükler