Devlet tiyatrolarında anayasa oyunu
Sadece geçtiğimiz haftanın tartışmalarını hatırlamaya çalışalım. Kim, hangi olay karşısında ne dedi ? Oynanan oyunu görmek için sahnede rol almak gerekmez sanıyorum.
Bilmem kaç bin yıllık devlet geleneğinden çadır tiyatrosu çıkmasını beklemek abesle iştigaldir elbette.
Başbakan, eski mesai arkadaşının tutuklu yargılanmasından rahatsızlığını ifade ederken "eskiden beri tezim" cümlesini kuruyor. Başbakan daha önce kimlerin tutuklu yargılanmasına tepki göstermişti acaba diye merak edip araştırdım. Belediye başkanlarına mı ? Hayır. Gazetecilere mi ? Hayır. Avukatlara mı ? Hayır.
Çok önemli değil. Zaten asıl cevabını aradığımız soru da bu değil. Sonuç itibarı ile Başbakan'a rağmen işleyen bir yargı sistemi görüntüsü, devlet tiyatrolarında "parlamenter demokrasi" oyununun bir gereği.
Meclis Başkanı Çiçek, yoğun anayasa çalışmaları arasında vakit ayırıp Norveç Başbakanı ile görüşüyor. Misafir Başbakanın tutuklu gazetecileri sorması üzerine, diplomatik ortamı bir kenara bırakıp konuğunun ağzının payını veriyor. Tutuklu gazeteci yok. Onlar gazetecilik yaptığı için tutuklanmadılar. Dolandırıcılık, evrakta sahtecilik, terörist faaliyetler gibi nedenlerle tutuklandılar.
Bu anayasa oyununun sonunda dişe dokunur bir şey çıkmasa bile baş rol oyuncusunun siyasi kariyerini yükseltecek bir durum ortaya çıkacağı kesin gözüküyor.
Devam edelim. Meclis eski başkanı ve şimdiki Başbakan yardımcısı Arınç, tutuklu vekillerin durumuna isyan ediyor. Lami cimi yok, halkın oy verip seçtikleri cezaevinde tutulamaz diyor. Bütçe görüşmelerinde yaptığı konuşmada da, Kürtlerin haklarını anayasada tanımaktan söz eden Arınç, rolüne en çok inanan oyuncu konumunda.
Uludere'de yaşanan acı karşısında tiyatronun inandırıcılığı tehlikeye girmesin diye devletin başı da rol üstleniyor. Diyarbakır Belediye Başkanı Baydemir ve beraberindeki heyeti kabul ederek, surlarla ilgili duyarlılığını ortaya koyuyor. Ama hemen ardından da kimse yanlış anlamasın diye dengeleme amaçlı bir şehit ailesi kabulünü ihmal etmiyor. Devletin tarafsızlığına yakışır biçimde tüm hassasiyetlere dikkat ediyor.
Meclis Başkanının daha önce oynadığı kötü adam rolünü bu sefer biraz abartarak içişleri bakanı üstleniyor. Mecliste bulunan bir parti grubunun on para edip etmeyeceklerine dair veciz ifadeler kullanmaktan bile imtina etmeyerek, demokratik rejimin güvencesi olduğunu hissettiriyor. Anayasa, manayasa oyununa kendinizi fazla kaptırıp aşırıya gitmeyesiniz diye devletin güvenlik algısı doğrultusunda ayarlar çekmeyi ihmal etmiyor.
Devlet tiyatrolarından bahsedip işin kültür boyutunu görmezlikten gelmek büyük bir vefasızlık olur. Nitekim Diyarbakır'da kültürel amaçlarla kazılan JİTEM binasından tarihi ve insani açıdan son derece önemli eserler,insan kemikleri çıkıyor. Gerçi "terörist(!)" kemiği olma ihtimali de göz ardı edilmemesi gerekir ama siz yine de bir nevi gerçeklerle yüzleşme sahnesi sayabilirsiniz izlemekte olduğunuz durumu.
Sözü daha fazla uzatmayalım. Devlet tiyatrolarında oynanan bu demokratikleşme ve anayasa oyununu, bazen korku bazen umut ama hep heyecanla izlemeye devam edeceğiz. İlk defa tiyatroya gidip sahnelenen oyuna isyan ederek sahneye fırlayan, müdahale etmeye çalışan birisini görürseniz sakin olun. O bile oyunun bir parçası olabilir. Siz izlemeye devam edin. Eğer bu oyuna dair tepkilerinizi ve beklentilerinizi iletmek isterseniz mail yolu ile ilgili adrese gönderin. Belki bir sonraki perde de size de bir rol bile verebilirler.