AKP ne yapacağını şaşırdı
AKP yönetiminin Baykal’a ait olduğu iddia edilen görüntülerle ilgili açıklamaları analiz edildiğinde, AKP’lilerin kimi suçlayacakları konusunda kafa karışıklığı içinde olduğu görülüyor. Yapılan açıklamaların temel dayanağı ise Baykal’ın ahlakı, Türk toplumunun ahlakı ve CHP kurultayı manevraları oldu. İşte ‘hamam dedikoduları’nı aratmayan açıklamalar:
‘Eşine ihanet eden mağdur olamaz’ (Esenboğa Havalimanı, 14 Mayıs 2010)
“Olay hakkında ilk yorumunu Yunanistan’a gitmeden önce gerçekleştiren Başbakan, çok ilginç bir şekilde ahlak bekçiliğine soyundu ve Türkiye’yi muhafazakâr bir toplum diye nitelendirdi:
Baştan itibaren hep komplo, komplo, komplo dedi. Komplo dediyse, bu gizli buluşma iddia ediliyorsa, iddia edildiği gibi gerçekten gerçekleştiyse ki şu ana kadar ana muhalefet lideri böyle bir şeyi yapmadığını da söylemiyor. İsmi geçen diğer isim, o da söylemiyor.
Benim en çok üzüldüğüm konu şudur; Türkiye'nin özellikle toplumsal ahlak değerleri açısından bir erozyona uğratılma gayreti var. En büyük tehlike aslında buradadır. Yani, bu işleri meşru görme gayreti içerisinde olanlar var. En tehlikeli olan yan burasıdır.
Bu milleti ayakta tutan en önemli güç toplumsal ahlakımızdır. Bunun üzerinde spekülasyona girenler var. Ve bunun üzerinden mağdura oynayanlar var ve kusura bakmasınlar böyle bir anlayışı kabul etmemiz mümkün değil ve bu tür rolü oynayanlar eşlerine ihanet edenleri biz hiç bir zaman bu toplumun içinde kalkıp da mağdur olarak göremeyiz, mağdur olarak da kimseye gösteremeyiz, böyle bir gayretin içinde olamayız.
Hangi tarafta olursa olsun, düşüncede olursa olsun, kim bunu yapıyorsa bir defa bunu nasıl olur da mağduriyet içerisine sokabiliriz? Bu, muhafazakâr toplumun ahlak değerlerinde bir erozyon başlangıcıdır ki tehlike zaten buradadır, sıkıntı buradadır.”
‘Aymaz Baykal pişkin tavrıyla hem kel hem foduldur’ (Basın Toplantısı, 16 Mayıs 2010)
AKP Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik, Baykal’ın komplonun adresi olarak hükümeti göstermesini, yine Baykal’ın ahlakı ve toplumun ahlaki yapısı üzerinden eleştirdi. Bütün açıklamalarını ihtimaller ve varsayımlar üzerinden yapan Çelik buna rağmen ağır ithamlarda bulunmaktan çekinmedi:
“Sayın Baykal bu haliyle bugüne kadar olan siyasetinde olduğu gibi düşman icat ederek varlığını sürdürmeye, hedef gösterdiği düşmanının büyüklüğünden kendisine pay çıkarmaya çalışan zavallıların durumuna düşmüştür. Sayın Baykal, bu pişkin tavrıyla toplumumuzun hassasiyetlerini, ailenin kutsallığını ve Türk toplumunun değer yargılarını hiçe sayan bir aymazlık içindedir.
Şayet kendisine izafe edilenler doğruysa, bunun utanç ve mahcubiyetiyle hem kel, hem de fodul tavrı içerisinde olmamalı ve bir kahraman edasıyla ortalıkta dolaşmamalı. Şayet kendisine izafe edilenler yalan ve iftira ise bunu kesin bir dille yalanlamalı, vakar içerisinde hukuk mücadelesini yapmalı. Ancak kendisine komplo kurulduğunu söylerken de yeni komplo teorilerine başvurmamalıdır.
Türk toplumunu, istemeden de olsa meşgul eden bu nahoş olayın CHP Kurultayı’nın sadece iki hafta öncesine rastlaması düşündürücü değil midir? Sayın Baykal bilmelidir ki, kem söz sahibine aittir.”
‘Biz anayasayla uğraşırken Baykal başka yerdeydi’ (İzmir, 17 Mayıs 2010)
Başbakan İzmir’de yaptığı konuşmada ise ağır bir ithamda bulundu ve Baykal’ın anayasa değişikliği görüşmeleri sırasında eşini aldatmakla meşgul olduğunu ima etti:
"12 Eylül 2010'da 1980 darbesinin 30. yıl dönümünde, inşallah Türkiye 12 Eylül'ün izlerini üzerinden atacak. Türkiye prangalarından kurtulacak. Biz seçtiğiniz vekiller olarak üzerimize düşeni yaptık. Şimdi söz sizde. Şimdi karar sizin.
Diyorum ya bugüne kadar Türkiye'de ruh ikizi bir muhalefet vardı. CHP-MHP şimdi bunlar ruh üçüzü oldular. Yanlarına BDP'yi aldılar. Bunları anlamak mümkün değil ve milletvekili arkadaşlarının iradesine güvenmiyor. Eee zaten Sayın Genel Başkan'ın parlamentoya gelip gittiği yok. Biz orada Anayasa'yla uğraşırken, Sayın Başkan başka yerlerdeydi."
‘Brütüslerine baksınlar’ (Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısı, 21 Mayıs 2010)
Başbakan’ın Cuma günü il başkanlarına yaptığı konuşmasında suçladığı kesim bu sefer CHP içindeki muhalefetti. Söz konusu kişileri ‘Brütüsler’ diye adlandıran Başbakan, Baykal’ı mı yoksa değişim rüzgârıyla gelen yeni CHP yönetimini mi suçlayacağını şaşırmış gibi görünüyordu:
“Önce CHP eski lideri, ardından arkadaşları, ardından da yandaş medyaları hükümeti ve AK Parti'yi karalamaya kalkıştılar. İthamla kalmadılar, günler boyu bu meseleyi bir mağduriyete giriştiler. Şimdi dün kriminal açıklamasında ''Bu iş devlet eliyle yapılmamıştır'' denildi. Kendileriyle çeliştiler. Ona mı siparişi verene mi? Özel hayatla ilgili meseleyi bizzat kendileri siyasallaştırmaya dönüştürmeye gayret ettiler. Mesele yargıya intikal ettiği için bu sürecin tamamlanmasını temenni ediyoruz. ''Başbakan bunu ortaya çıkarmalıdır'' dediler. Ben senin memurun muyum yahu?”
Bu işte eğer bir sorumlu arıyorlarsa, önce AK Parti'ye değil, kendilerine baksınlar. Bunun sorumluluğu gittikleri avukatlığını yaptıkları çetelerin, mafyaların, karanlık örgütlenmelerin içinde arasınlar. Sırtlarını dayadıkları statükoda, siyaset dışı karanlık güçlerde arasınlar. Belden aşağı vurmaların, bizim kitabımızda yeri yoktur. Bu senaryonun yazarı olarak bizi itham edeceklerine, istifa çığlığı atanlara dikkat etsinler. Timsahın o gözyaşlarına dikkat etsinler. Timsahlar görüntülerde, gözyaşları görüntülerde. Şimdi nerede o timsahlar? Her şey açık ortada. İşte şimdi yıkılanlar AK Parti'ye çamur atacaklarına önce o 'Brütüslerine baksınlar.”
(Emek Dünyası)