26 Mayıs ve sonrası
Uzunca bir süredir tartışılan 26 Mayıs genel eylemi dün hayata geçirildi. Bu satırlar yazıldığında henüz eyleme katılım ile ilgili yeterli bilgilere ulaşılmamış olsa da, sendikalar arasında birlikteliğin sağlandığı yerlerde yapılan eylemlerin başarıyla hayata geçirildiği görülürken, konfederasyonların geri adım atmalarının yapılan eylemlere etkisi de belirgin bir şekilde hissedildi.
Sendikalar açısından önceden belirlenen hedeflere yönelik olarak atılan adımların niteliğinin, herhangi bir konuda yapılacak eylem ya da grevin elle tutulur, somut sonuçlar ortaya çıkarmasında büyük ölçüde belirleyici olduğu bilinir. Dünkü genel eyleme ve öncesinde yaşananlara bu açıdan bakıldığında, gelecek için bazı sonuçlar çıkarmak mümkün.
26 Mayıs öncesinde konfederasyonların TEKEL direnişinin etkisiyle bir araya gelerek birlikte davranma kararlılığını göstermesi ve 26 Mayıs’ta bir günlük ‘üretimden gelen gücün kullanılması’yla ilgili ortak ‘genel eylem’ kararı alınması, tabanda büyük bir beklenti yaratmıştı. Genel eyleme gidileceği üç ay önceden ilan edilmesine rağmen, tabanda oluşan olumlu hava malum nedenlerle değerlendirilemedi.
Daha önce TEKEL direnişi sırasında yapılan 4 Şubat dayanışma grevi ile ilgili eylem sonrasında konfederasyonlar “kısa sürede eylem kararı alındı hazırlık yapılamadı” gerekçesini ileri sürmüşlerdi. 26 Mayıs genel eylem kararı çok daha önceden alınmış olmasına rağmen, bu kararın uygulanması için samimiyetle çalışan bazı sendikaların dışında özel bir çaba görülmedi. Kuşkusuz dünkü eylem çok daha etkili ve güçlü bir şekilde hayata geçirilebilirdi. Ancak konfederasyonların bu noktada samimi davranmadıkları, tabanın ve sınıfın beklentilerine ters bir tutum içine girdikleri görüldü. Bu nedenle dün yapılan eylemlerin büyük bölümünde bu kararı alan sendika bürokrasisine tepki gösterildi.
Genel eylemin öncesi ve sonrasıyla ilgili değerlendirmeler kuşkusuz önümüzdeki günlerde çeşitli yönleriyle yapılacaktır. Ancak bugünden görülen somut bir gerçek var ki, 26 Mayıs eylemi öncesinde ‘yan çizen’ler, mücadelenin geleceği açısından emekçileri umutsuzluğa itmekten ve işçilerin kendi örgütlerine olan güvensizliği beslemekten başka bir iş yapmadılar. Üstelik bütün bunlar, TEKEL direnişiyle birlikte sendikalara yeniden güven duyulmaya başlandığı bir dönemde yaşandı. Bu somut gerçekten hareketle, sendikal bürokrasinin etkisini kıracak adımların atılmaması halinde, emekçilerin birleşik mücadelesini yaratmak ve emek hareketini güçlendirmenin koşullarını oluşturmak önümüzdeki dönemde daha da zorlaşabilir.
26 Mayıs grevine konu olan talepler kuşkusuz uzunca bir süre daha gündemde kalmayı sürdürecek. İşçi sınıfının güncel talepleri farklı gündemler içinde boğulmaya ya da geri plana itilmeye çalışılsa da, bu taleplerin başından itibaren emekçiler tarafından sahiplenilmesi yaratılmadan atılacak adımların başarılı olmasının kolay olmayacağı unutulmamalı.
Emekçiler, talepleri ile hedeflerini bütünleştirilebildiği ölçüde, hakları için yürüttüğü mücadelenin etkisi ve gücünün artması kaçınılmaz. Ancak bunun sağlanabilmesi için söz konusu bütünleşmeden rahatsız olanların, emekçilerin birleşik mücadelesini hazmedemeyenlerin yarattığı engellerin aşılması gerekiyor.
Her mücadele biçiminin ancak kendisine uygun araçlarla yürütülebileceği oranda başarılı olabildiği düşünüldüğünde, emekçilerin bu uğurda enerjisini ve mücadele araçlarını nasıl kullanacağı önemlidir. Bu konuda dünkü eylem ile ilgili olarak kimi sendika ve konfederasyonların takındıkları tutumun eleştirisi kadar, hareketin ve mücadelenin önünde bir duvar gibi yükselen sendikal bürokrasi engelinin aşılması ve sendikaların daha mücadeleci bir çizgiye çekilmesi için harekete geçmek de ayrı bir önem taşıyor.
(Evrensel)