09 Haziran 2010, Çarşamba

Benzerlikler ve çelişkiler

SERCAN BAKIR sercanbakir@hotmail.com

İnsanlık tarihinin kitabı yazılırken mürekkep yerine kan kullanıldığını söylesek abartmış mı oluruz? Tarihin bize gösterdikleriyle bugünü tartışmak için iki örneği karşılaştıralım.

1941 LENİNGRAD’DA NAZİ ABLUKASI

Kuşatma, kentte su, gıda ve enerji arzının kesintiye uğramasına neden olarak görülmemiş bir kıtlığa neden oldu. Kentteki kuşatma süresi boyunca 1,5 milyondan fazla asker ve sivil hayatını kaybetti. Leningrad'daki yıkım ve insan kayıpları, Hiroşima ve Nagazaki'ye atılan atom bombalarının yol açtığı kayıpların dahi üstündedir. Şehir içi ulaşım hizmet dışıydı, sıcaklık -30 derecenin altındaydı. Kentte her gün 7 bin ile 10 bin arası sivil açlıktan ölmekteydi. İnsanlar zaman zaman sokakta düşüp ölüyordu ve kentte yaşayanlar zamanla bu tür görüntülere alıştılar, günlük yaşamın bir parçası haline geldi.

2010 GAZZE’DE İSRAİL ABLUKASI

Gazze, ambargo yüzünden dünyanın en fakir ülkeleri Mozambik ve Ruanda ile neredeyse eşit hale geldi. Temel gıda ihtiyaçlarından bile yoksun olarak yaşamaya çalışan Gazze’nin yüzde 70’i yoksulluk sınırının altında yaşıyor. Gazze’ye yapılan saldırıların sonucunda 20 bin 614 yerleşim birimi kullanılamaz hale geldi. Bebek mamalarına kadar tüm malzemelerin Gazze’ye girişi yasak. 25 bin kişi evsiz kaldı. Tedavilerini Gazze dışında sürdürmesine izin verilmeyen yaklaşık 400 kişi tedavi edilebilir hastalıklardan dolayı yaşamını yitirdi. 500 bin kişi temiz içme suyundan mahrum yaşıyor. Yıkılan eğitim birimlerinin yeniden inşasına veya tamir edilmesine izin verilmediğinden çocukların eğitim alması engelleniyor. Ayrıca Gazze’de abluka nedeniyle ticari işletmelerin yüzde 96’sı da kapalı vaziyette.

Örneklerimiz birbirlerine ne kadar da çok benziyor değil mi? Hitler bugün Netanyahu-Liebeerman koalisyonunun yaptıklarını görseydi onlarla gurur duyardı.
Bu anlatılan olaylar insanlığın yüz karası olarak anılacak hadiselerdir. 1941’de teknolojik olanaklar düşünüldüğünde insanlık Leningrad’da olup bitenlerden savaşın sonuna kadar bihaber kaldı. Ayrıca 2. Paylaşım Savaşı'nda dünya kapitalizmi tarafından halkları boğazlamak için yaratılan Nazi savaş makinesine karşı Leningrad’da 1,5 milyon insan ölürken ABD ve İngiltere’nin Sovyet halkları için hiçbir şey yapmadığından da…

Ama bugün Filistin’de neler olduğundan herkes anında haberdar oluyor. Kaç kişinin öldüğünü ya da yaralandığını kanalların alt yazılarından o an öğreniyor. Akdeniz’de yardım gemisine müdahale gemiden canlı yayınlandı. Hatırlarsanız 90’larda baba Bush’un Irak’a demokrasi götürüşünü ABD’nin borazanı CNN’den gece görüşlü kameralar sayesinde canlı yayında izlemiştik. Bugünkü enformasyon bombardımanı altında beyinlerimizi ezip, her türden saçmalıkla bizi kandırmaya çalışıyorlar. İnsanlar emperyalist-kapitalist sistemin kendi çıkarları için en vahşi ve en zalim yöntemleri kullanacağını geç de olsa öğrenecekler. Tabii kendi ülkemizde neler olup bittiğini de zamanla öğreneceğiz.

İki örnek daha verelim:

2010 İSRAİL CEZAEVLERİ

Şu an İsrail hapishanelerini attıkları taşlar yüzünden dolduran 340 Filistinli çocuk var. Bu çocuklar sorgulanmalarının ardından mahkemeye çıksalar bile karşılaşacakları ceza 20 yıl hapis cezası. Eğer mahkemeye çıkan çocuk ceza alırsa askeri mahkemeler davanın temyize gitmesinin yollarını tamamen kapatmış durumda.

2010 T.C. ADALET BAKANLIĞI’NA BAĞLI CEZAEVLERİ

Son 3 yıl içerisinde 4 bini aşkın çocuk gözaltına alındı, bu çocuklar hakkında Terörle Mücadele Kanunu'ndan dolayı davalar açıldı. Bu çocukların hala bir kısmı cezaevlerinde tutuluyor. Bir kısmına 8 ila 15 yıl ceza verildi. Yargıtay'da cezalarını bekleyen çocuklar var. Cezaevinin kötü koşullarında yaşamaya mahkûm edilen çocuklar var ve TBMM'de bekleyen Terörle Mücadele Yasası var.

Günlerdir İsrail’e gereken cevabı vermek isteyen T.C. hükümeti tarih kitaplarına geçecek bir insanlık ayıbına imza atmıştır. İktidardaki AKP’nin Hoca Efendisi bile artık korkmuş olacak ki, İsrail’le ilişkilerin bozulmaması için “geri adım atın” demiştir. İşte tüm bu yazılanlar ışığında T.C. devletinin ve İsrail’in neler yaptığını, neler yapacağını ve hepsinin nasıl yorumlanması gerektiğini bir kez daha derinlemesine düşünmek gerekmez mi? Filistin’de yapılanların aynısı Kürdistan’da da yaşanmamakta mıdır? Koca koca medya kuruluşları TMK mağduru çocuklara yapılanları bir insanlık ayıbı kabul etmemekte midir? Kendi ülkesinde yasalarıyla, kolluk güçleriyle çocukları hapse atanlar; seçilmiş belediye başkanlarını tutuklayanlar; milletvekillerine gazla, tazyikli suyla saldıranlar, mazlum GAZZE halkının savunuculuğunu yapabilirler mi? Tüm bunlardan da önemlisi Filistin halkına yapılanlara üzülen insanların vicdanı ne zaman Türkiye’nin kendi Filistin’inde yapılanlara aynı tepkiyi verecek?