Yanlış bilgilendirme
Yanlış bilgilendirme, bilinçli olarak kitlelere yanıltıcı ya da eksik bilgiler vererek onları istenilen şekilde yönlendirmek amacıyla yapılan bir propaganda biçimi olarak biliniyor. Bu tür uygulamaların temelinde, gerçek ve doğru bilgilerin özellikle çarpıtılması ve gerçeklerin ‘olduğu gibi’ değil de, istenildiği şekilde verilmesi var. Üstelik burada amaç, sadece kitlelerin algısını değiştirmek değil, aynı zamanda onların tutum ve davranışlarını istenilen şekilde yönlendirmeye çalışmak.
Ekonomik ve siyasal hedeflere ulaşmak için dünyanın pek çok ülkesinde dönem dönem yoğun ‘yanlış bilgilendirme’ faaliyetlerine başvurulur. Bu faaliyetler için en önemli ve etkili araç ise kitle iletişim araçları. Türkiye’de ve dünyada medyanın büyük bir bölümü, halkı yanlış bilgilerle, istediği yöne yönlendirmek için bütün imkânlarını seferber ediyor.
Türkiye kamuoyu, ‘yanlış bilgilendirme’ uygulamalarını, bir süredir emekçilerin gündemini oluşturan yasal düzenlemeler, fiili gelişmeler ve hak kayıpları üzerinden fazlasıyla yaşıyorlar. Bunun son örneğini 657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu ile ilgili değişikliklerin ana akım medya tarafından ele alınış ve sunuluşunda gördük.
2003 yılından bu yana gündemde olan 657 sayılı kanunda yapılması planlanan değişiklikler yeniden gündeme geldiğinde ana akım medya, kamu personel rejimini belli kriterler üzerinden yeniden biçimlendirmeyi hedefleyen bu değişiklikleri “Babalık izninin artması”, “Süt izni süresinin artırılması”, “Çocuk yardımındaki iki çocuk sınırının kaldırılması”, “Giyecek yardımının nakit olarak verilmesi” gibi örnekler üzerinden açıkladı. Kanun değişikliklerinin neler getirdiğini bilmesek (ki bu konuyu önümüzdeki haftalarda çeşitli yönleriyle ele alacağız) bu düzenlemenin Başbakan’ın “En az üç çocuk istiyorum ona göre!” sözünün önünü açmak için hazırlanmış bir değişiklik sanacağız.
Sermayenin çıkarına, emekçilerin aleyhine olan gelişmeler ve değişiklikleri, sanki halkın yararınaymış gibi sunmayı hedefleyen bu tür haberler ilk kez yapılmıyor. Geçmişte de bu tür ilginç haberlere imza atıldığı hatırlanacaktır. 2003 yılında “Kamu Reformu” tartışmalarının alt başlığı olarak gündeme gelen ve kamu emekçilerinin iş güvencesi başta olmak üzere pek çok hakkını elinden almayı hedefleyen kamu personel rejimi değişiklikleri ile ilgili ilk taslak yayınlandığında Hürriyet gazetesi “Memura müjde: Ek iş yapabilecek!” şeklinde bir başlık kullanmıştı. Benzer örnekleri Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası (SSGSS) ile yapılan haberlerde de görmüştük. Başbakan, 18 yaşından küçük çocukların sağlık hizmetlerinden ücretsiz yararlanacağını açıklamış ve gazeteler de bunu ön plana çıkarmıştı. Yasa yürürlüğe girdikten sonra, 18 yaşından küçük çocukların tedavi masraflarının ailelerine borç kaydedildiğine yönelik haberler aynı gazete sayfalarına yansımadı.
Sermaye kendi medyasını, yıllardır kendi sınıf çıkarları doğrultusunda etkili bir mücadele aracı olarak kullanıyor. Emekçilerin de hak ve çıkarları doğrultusunda yayın yapan alternatif medya araçları var. Ancak yüz binlerce üyesi olan emek örgütleri bu alternatifleri kendi mücadelesinin bir aracı olarak yeterince kullanamadığı gibi, sermaye sınıfı kadar etkin değerlendiremiyor.
Sadece gündemdeki yasa değişiklikleri değil, genel olarak herhangi bir konudaki değişikliklerden olumsuz etkilenecek kesimleri kandırmak adına yürütülen bu tür yanlış bilgilendirmelerin önüne geçmek zor değil. Sendikalar ve meslek örgütleri başta olmak üzere tüm emek örgütleri, bu tür yanlış bilgilendirmeler karşısında üyelerini ve tüm toplumu gerçek ve doğru bilgiler üzerinden aydınlatmak ve harekete geçirmek gibi önemli bir sorumlulukla karşı karşıyalar.
(Evrensel)