Yola devam – II
Ne demiştik; vaatler bitmiyor.
Eşkıya torunumuz önceki yazımızdan bu yana o kadar vaatte bulundu ki, ne sayfalarca yazacak kadar hayranıyız, ne de dedikodusunu yapacak kadar magazinciyiz. Bu süreçte kimler ne dedi, ne umdu, ne buldu, daha iyi gördük. Beklemeye gerek var mıydı bunları derseniz: hayır yok. Yazımız aksiliklerden dolayı gecikti. Affola.
İşin aslına inelim biraz; düzen siyasetçilerinin oyununa bir kez daha mı geleceğiz?
Tabloya iyice bakınca en “liberal”inden en “komünist”ine kadar açık-örtülü sevinçlerini görebiliyoruz. Kimisi bu sevincini kutlamalar, açıklamalar yaparak, kimisi de medet umarcasına kalemşorluk yaparak ilan ediyor. Ancak kendi politik fikrini, partisini, grubunu bir alternatif olarak halkın önüne koyamayınca illa da böyle mi yapmak gerekir? “Bundan iyi fırsat olmaz, demokrasiyi getirecek Kılıçdaroğlu, biz de örgütleneceğiz” umutlarına kapılarak açıklamalar yapmanın, sessiz sevinç çığlıkları atmanın ancak bir açıklaması olabilir:
“POLİTİK SEFALET”
CHP'yi, Kılıçdaroğlu'nu destekleyen halkı anlayabiliriz. Beklentilerine, umutlarına cevap verecek bir seçenek olarak gördükleri Kılıçdaroğlu, arkasında patronlarıyla, medya gücüyle karşılarına çıkmıştır ve onlar da gelecekleri için Kılıçdaroğlu'nu desteklemektedir. Ancak mesele; tüm düzeni gerçekten yıkmayı hedefleyenler, sosyalizmi-komünizmi kurma iddiasında olanlar olunca, bu kadar doğal karşılamamak gerek.
Tek tek yazılan yazıları, yapılan açıklamaları incelediğimizde net olarak durumu teşhir eden, kitleleri bu yeni aldatmaca kampanyasından uzak durmaları için alternatif sunan, daha doğrusu Kılıçdaroğlu'ndan daha ilerisini söyleyenini bulmak zorlaşıyor. Alternatif olmaları gerekenler ya Kılıçdaroğlu'na akıl vermekte ya da medet ummaktalar. Durum böyle olunca Kılıçdaroğlu'na laf atmaktan, arkasında patronların olduğunu söylemekten, hiç birşeyi değiştiremeyeceğini söylemekten de ileri gidilemeyeceği gibi aksine Kılıçdaroğlu ve CHP'nin elini güçlendirmekten ve süreci geçiştirmekten başka birşey yapılmamış oluyor. Peki bilinmiyor mu sermaye siyasetinin, parlamenterizmin tarihi, biliniyor. Kişi sayısı ve kalabalıkla birinci dereceden ilgisi olmayan, politik olarak bir alternatif olarak çıkamamanın verdiği çekinceyle yapılan açıklamalar yarın emin olalım ki işi daha da zorlaştıracak. Ancak bugün sağlam duramayan, her koşulda alternatif olmaya çalışmayan, bunun için emek sarf etmeyenler yarın daha da geriye savrulacaktır. Hatta CHP'ye ve benzerlerine tabii bile olabilecek duruma gelecektir. Sınıf bugün sermayeyle her alanda çatışmaya çalışırken, politik çevrelerin izlemekle yetinmesi,”gücümüz yok” demesinin gerçek anlamı nedir? Sınıfın gücünün olduğunu her direnişte grevde görmekteyiz. Bu ancak sınıf adına ortaya çıkıp da iddialarının arkasında duramayanların politik sefaletini gösterir.
İşçi sınıfı kendisi zaten hangi yoldan gidilmesi gerektiğini kabaca çizmektedir. İrili ufaklı grevler, direnişler, sendikalaşma mücadelesi birçok işletme ve sanayi havzasında düne göre-krizin de etkisiyle-görülür durumda. İşçiler DİSK mitinglerinde de CHP adı geçtiğinde “AKP'nin alternatifi CHP midir?” tepkisini ortaya koymaktadır. Ancak bu tepkilerin hepsi ayrı ve dağınık durmaktadır, tıpkı direnişlerde, grevlerde, örgütlenme çabalarında olduğu gibi.
CHP'nin ve diğer düzen partilerinin yerine işçi ve emekçileri temsil eden, alternatif olarak iktidarı hedefleyen, tüm okları aynı yönde birleştiren bir güç olduğunda emin olalım ki, işçiler, emekçiler o okların en önde gideni olacaktır.