Bir başka emperyalist paylaşım savaşına geçit vermeyelim!
Dikkat çekici bir tarzı olmamasına rağmen Şamil Tayyar, bağlantılarının ve kendisine iletilen bilgilerin içerdiği önemin bir getirisi olarak, gazetecilik kariyerinde önemli bir başarı yakaladı.
Adı Ergenekon Davası sürecinde medyada parlatıldı ve kısa sürede sözü dinlenen bir köşe yazarına dönüştü Tayyar.
Yorumları hep AKP’nin işine gelen yazar, son haftalarda Başbakan’ın ölçüsüz hiddetini haklı gören, onu biraz uyarırken sakinleşmeye de çağıran bir dizi Global Ergenekon analizini kaleme alıyor.
Yazılarında büyük satranç tahtasını doğru okumadan Türkiye’de olup biteni anlamaya çalışmak yararsızdır diyen Tayyar, tahtanın bir yanında ABD, İngiltere ve İsrail diğer yanında “dağınık dizilişte” Fransa, Almanya, Rusya, Çin, Brezilya ve Hindistan’ın olduğunu ve bunların güç ve etki için birbirleri ile kapıştıkları tespitini yapıyor.
Tayyar, Tayyip’i Türkiye için bu kapışmada büyük bir avantaj olarak görüyor. Biz dizi sıralama yapan yazar, Türkiye’nin eskiden beri güttüğü büyük oyuncu olma hevesinin, “kağıtların yeniden karıldığı” bugün, neden daha gerçekçi olduğunu ortaya koymaya çalışıyor.
Halbuki başlarda, AKP’yi ve Tayyip’i bize, Tayyar ve sağ ve soldan onun gibiler, Türkiye’ye demokrasi getirecek parti ve onun şahsına münhasır lideri diye tanıtmıyorlar mıydı? Bu açıdan bizi yanıltan Tayyar’ın iskambil değil ama önceki satranç tahtası tespitine katılmak gerekiyor.
Küresel ve bölgesel ölçekteki güç mücadelelerini hesaba katmadan doğaldır ki Türkiye’de yaşanan önemli olayları doğru yorumlayabilmemiz mümkün değildir.
Bunun yanında, kendisine içeriden aktarılan önemli ve canlı verilerle Tayyar, bizim dışardan yaptığımız analize çok yakın bir tablo çiziyor. Bu tablo, en tepede yaşanan çekişmenin doğruya yakın bir görünümünü veriyor.
Fakat bizim genel durumu ve güncel gelişmeleri kavrayışımızı Tayyar’ın okuruna çizdiği tablodan temelden farklılaştıran çok mühim ayrıntılar ve de yazarın üzerinden atladığı bazı gerçekler var.
İlk olarak biz Tayyar’ın kapışma dediği şeye klasik emperyalist mücadele diyoruz. Ve bunu kapitalizm, kapitalist devlet, sınıf fraksiyonları gibi bazı temel kavramlarla anlıyor ve açıklıyoruz.
Bu kavramlar, dün AKP’yi demokrasi umudu olarak algılayanların, bugün emperyalist yarışmada başarılı olacağını savunması açısından dekoder etkisi yapıyor.
Tayyar kapitalizm, kapitalist devlet, sınıflar, sınıf fraksiyonları kavramları yerine Ergenekon, Global Ergenekon, petrol/gaz/silah lobileri ve iş dünyasından söz ediyor.
Ona göre Nabucco projesi ve Avrupa’ya petrol ve gaz ikmali, orta asya-kafkaslar-orta doğu koridorunun kontrolü sayılan “devletler arasındaki” çatışmanın ana ekseni. İran’ın başlı başına bir kaynak olması ve neredeyse bütün petrolünü Çin’in büyümesine sunduğu gerçeği ise denkleme bir değişken olarak alınmıyor. İran üzerinde kurulan baskı, bölgedeki petrolün dışarıya çıkarılması noktasında bu ülkenin devre dışı bırakılması motivasyonu ile ilişkilendiriliyor.
Tayyar gibi derin bağlantıları olan bir gazetecinin, böylesi merkezi önemdeki veri veya değişkenleri gözden kaçırması düşünülemez. Yine, Tayyar İran’da yaratılan iç karışıklıktan ve bu şekilde Ahmedinejad’ın ve rejimin köşeye sıkıştırılıyor olması gerçeğinden söz etmiyor.
Ona göre Netanyahu’nun ihtiraslı tutumu, Obama’nın gelişi ertesinde Lübnan’a ve Gazze’ye düzenlenen saldırıların mantığı da bu denklemin parçaları değil.
Böyle olunca da tüm gelişmeleri ya da Brzezinski’nin deyimiyle “oyunu”, yanlış okuyor veya “okutuyor”.
Oysa ki es geçtiği bu önemli gerçekler, bize ikili bir doğası olan 21. yüzyıl kapitalist emperyalizminin ve bugünün somut emperyalist paylaşım mücadelesinin başat çelişkilerini işaret etmekteler.
Bu parameteleri dışlayınca, Türkiye dünya düzeni yeniden şekillenirken önemli kozlara sahip bir ülke olarak okunabiliyor ve Tayyip gibi kıymetli yöneticilerinin süreci iyi yönetmesi ile daha iyi bir konuma gelebilireceği iddia edilebiliyor.
Tabi ki demokrasi, insan hakları ve yaşam seviyesi alanlarında da ilerleriz imasını içeriyor bu bakış açısı.
Söylenmek istenen şeyin açık hali şudur oysa: Bugün, Türk iş dünyasının ve siyaset seçkinlerinin bölgede, daha geniş bir coğrafyada, hatta dünya ölçeğinde kırbacını yeryüzünün lanetlilerinin, mazlumların üzerinde sallayabilme fırsatı ayağımıza gelmiştir, artık onların acıları ve kanlarından biz de payımızı alabiliriz.
Belli ki, Tayyar ve onun gibiler, kapıya dayanan üçüncü emperyalist savaş tehlikesini gözden kaçırmak istemekte ve bizi yine yanıltmaya çalışmaktalar, fakat Global Ergenekon tekrar işbaşındadır derken yazarın haklılık payı vardır.
Mavi Marmara olayında, Kırgızistan’daki iç savaşta, benzeri bir iç savaşın uzun zamandır İran’da da körüklenmeye çalışılmasında, kadife devrimci Soros’un değil, Tayyar’ın gaz/petrol/silah lobisi dediği, sanayiye dayalı küresel muhafazakar sermaye fraksiyonu kontrolündeki uluslararası bir devlet terörü aygıtı vardır. Tayyar’ın Global Ergenekon adını verdiği şey bu aygıttır.
Soros ve ekibi, yani finansal sermayenin liderliğindeki liberal küresel sermaye fraksiyonu ise, karşı saldırıyı bu sıralarda Meksika körfezinde BP üzerinden gerçekleştirmektedir. Kapışmanın faturası bu bölgede devasa bir çevre felaketi düzeyindedir.
En büyük gelirini petrol ve doğalgazdan elde eden Rus ve Çin devlet sınıflarının, bu iki küresel fraksiyon ile bazen danışıklı dövüş, bazen de kıyasıya mücadele şeklinde bir ilişki içinde olduğu görülmektedir.
Bir yandan İran’a destek verirken öte yandan BM’de yaptırım kararını onaylayan Rusya ve Çin egemenleri doğrudan Ahmedinejad’ın ve İran rejiminin arkasında duramamaktadırlar.
Neticede savaşçı muhafazakar küresel sermaye fraksiyonunun, uluslararası bir derin devlet aygıtı eliyle, İran ve İsrail üzerinden yayılması ve nükleer boyut alması kaçınılmaz bir savaşı tetiklemekte olduğu görülmektedir.
Davos ve Mavi Marmara manevraları ile Türkiye, bir NATO üyesi ve İsrail’in askeri müttefiki olarak İran’ın füzelerinin ilk hedefi olma konumundan bir çırpıda çıkartılmıştır. Tam da bu gelişmenin ardından, İran’ın Devrim Muhafızları korumasındaki bir yardım filosunu Gazze’ye göndermesi ve bugün ABD ve İsrail gemilerinin Süveyş’ten Kızıl Deniz’e geçtiklerinin rapor edilmesi bize okun yaydan çıkmış olabileceğini düşündürmektedir.
Türkiye içinde, Ergenekon denilen, eski derin devlet yapılanmasının bir bölümü ve onun arkasında duran ulusal sermaye grupları ile Tayyip’i destekleyen Milli Görüş kanadı ve arkasındaki ulusal sermaye grupları, ilginç şekilde aynı çizgiye gelmişlerdir ve söz konusu savaş ortamından medet umabilecek haldedirler.
Tayyar okurlarına “oyunun” bu kısımlarını okutturmayarak, aslında onları oyuna getirmek istemektedir.
Bizler ise binlerce yıldır emperyal heveslerin bedelini ödeyenlerin en masumlarımız olduğunu çok iyi biliyoruz. Buna rağmen toplumsal muhalefet olarak paralize olmuş durumdayız, yaklaşan tehlikeden habersiz gibiyiz.
Ahmedinejad’ın önceki günkü (18 Haziran) açıklaması ve Süveyş’e inen gemiler, Einstein’in nasıl olacağını kestiremediği üçüncü emperyalistler arası savaşın Türkiye’nin yanı başında patlak vermek üzere olduğunun habercileridir.
Çeşitli katmanlarda yaşanan mücadeleler ve çelişkiler o kadar şiddetlenmiş bir halde ve gündem o derece süratli değişmektedir ki toplumsal muhalefet güçleri gelişmeleri okumakta zorlanmaktadır.
Gözümüzün önünde ceyeran eden böylesi bir gelişmeyi anlamlandırabilen bir toplumsal harekete, eyleme, protestolara acilen ihtiyaç duyulmaktadır.
Geçtğimiz hafta İran’dan yola çıkan yardım gemilerinin, pazartesiden itibaren Gazze karasularına varacağı dile getirilirken, iki taraf da bıçaklarını bilemiş vaziyettedir.
ABD’de neo-konlar, İran füzelerinin Avrupa kıtasahasının tamamına ulaşabileceği kışkırtmasını yaymaktalar.
Açıkça İran’a karşı bir nükleer saldırı tehditi veya nükleer tesislerine saldırı planı hayata geçiriliyor ve İran iç karışıklığa itilerek kışkırtılıyor.
AKP ve Tayyip Erdoğan son olaylarda bu ortamın doğmasına açıkça hizmet etmiştir.
Bugün önümüzde duran en önemli ve acil görev; bütün ezilenleri kapitalizmi, sermaye sınıflarını, egemenlerini, hükümetlerini, yaşanan kapışmayı yeniden üreten Tayyar gibiler de dahil olası bir savaşın bütün sorumlularını hedef alacak şekilde, ulusal ve uluslararası ölçekte birleştirecek bir karşı kampanya hayata geçirmektir.
İnsanlık ve gezegende yaşam adına bütün ilerici, sosyalist ve devrimci toplumsal güçlerin, gerçek demokrasiden yana olan bütün güçlerin, bir an önce kapıya dayanan üçüncü emperyalist paylaşım savaşına karşı ayağa kalkması gerekiyor.