Aykol: Füze kalkanı ile Türkiye tuzağın içine çekiliyor
NATO'nun şemsiyesi altında, Türkiye'ye İran'a karşı olduğu iddia edilen 'Füze Kalkanı' konuşlandırılmak isteniyor. Türkiye bu konuda pazarlık masasında. Günlük Gazetesi Ankara Temsilcisi ve yazar Hüseyin Aykol ile NATO'nun yeni konseptini ve 'Füze Kalkanı Projesi'ni konuştuk.
NATO üyesi ülkelerin dışişleri ve savunma bakanları uzun bir aradan sonra geçtiğimiz ay ilk defa bir araya geldi. Bakanlar NATO'nun soğuk savaş sonrası yönelimini bir kez daha tartıştılar. İkili görüşmeler ve mini zirvelerle geçen toplantıların asıl amacı, Kasım ayı içinde yapılacak olan 'Liderler Zirvesi'nde kabul edilecek 'yeni konsepti' oluşturmaktı. Bakanlar toplantısının en önemli gündem maddelerinden birisi de ABD'nin istediği 'Füze Kalkanı Projesi' idi. ABD füze NATO'nun güney ve güneydoğu kanadına, yani Türkiye'ye konuşlandırılmasını istiyor. Türkiye ise bu konuda 'çekincesinin olmadığı, ancak müzakerelerin sürdürüldüğü' açıklaması yaptı. Füze kalkanı ile ilgili pazarlıklar NATO Bakanlar Zirvesi'nde sonuçlandırılmadı. Pazarlıklar sürüyor. Ancak NATO Liderler Zirvesi'nde bir sonuca ulaşılacak. Günlük Gazetesi Ankara Temsilcisi ve yazar Hüseyin Aykol, NATO ve ABD ile sürdürülen pazarlıklar ve ABD'nin istekleri konusunda sorularımızı yanıtladı.
Geçtiğimiz günlerde Dışişleri Bakanları ve Milli Savunma Bakanlarının birlikte katıldığı bir NATO zirvesi gerçekleştirildi. Burada NATO'nun 'yeni konsepti'nin tartışıldığı belirtildi ve bu konsept önümüzdeki günlerde devlet başkanlarının katılacağı zirvede netleştirilecek. Bu 'yeni konsept' nasıl tanımlanabilir?
Kasım ayı içinde NATO Liderler Zirvesi yapılacak. Liderler Zirvesi'ne aslında daha önceden hazırlanmış metinler getirilir. Liderler Zirvesi'nde bu metinler seramonik olarak usulen tartışılır ve imzalanır. Dediğiniz gibi ondan önce yapılan dışişleri ve savunma bakanlarının toplantısı bunun için yapıldı. Kasım ayındaki NATO zirvesinde bu yeni bir konsensüs onaylanabilir. Bu konsensüs içindeki ağırlıklı tartışma; füze kalkanı projesi. Aslında Füze Kalkanı Projesi'nin geçmişini nükleer silahlanmadan itibaren almak lazım. Bilindiği gibi; ilk defa 1945 yılında Japonya'ya iki tane atom bombası atıldı. Ve seçilen yerler bilerek seçildi. Yıllarca Japonya'nın başka şehirleri bombalandı ve Japonya'nın teslim olacağı bilinirken atom bombaları kullanıldı.
Bir şehirde 100 bin civarında, bir başka şehirde 80 bin civarında insan öldü. Ama kalıcı etkileri de biliniyor. Daha sonra bu nükleer silahlanma öyle bir çılgınlığa vardı ki, bu Japonya'ya atılan atom bombalarının yüz mislinden daha fazla etki yapabilecek, bombalar yapıldı. Sovyetler Birliği ve ABD ellerindeki nükleer silahları kullansa dünyayı gerçekten yüzlerce defa yok edecek kapasiteye ulaştı. Bu 'nükleer çılgınlık' 1972'den itibaren karşılıklı olarak nükleer silahların azaltılmasını gündeme getirdi. Ancak eski model silahlar azaltılıp imha edilirken bir taraftan da nükleer silahlanma sürdü. Ama tepki hala sürüyor. Bilindiği gibi ABD ve Rusya'nın tekelindeki bu silahlar artık Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi üyeleri ve oların dışında Hindistan, Pakistan ve İsrail'de de var. Şimdi bütün bunları kullanmayacak bir sistem arayışındalar. Bu önce Regan zamanında Yıldız Savaşları (Star Wars) gibi bir sistem ile çözüm bulmaya çalıştılar. Sovyetler Birliği'nden atılacak bir nükleer füzenin daha havadayken, okyanus üzerinden imhası için geliştirilmeye çalışan bir sistemdi. Gerçi, bu Yıldız Savaşları projesi işlemedi. Pek çok deney başarısız oldu. O nedenle Yıldız Savaşları projesi çalışmaları giderek sönümlendi. Bugün Sovyetlerden atılacak bir bombanın okyanus üzerinden vurulmasından çok daha yakın füze kalkanları düşünülüyor. Nitekim bu konuda yapılan görüşmelerde Polonya ve Çek Cumhuriyeti buna ikna oldu. Tabi bunun karşılığında da bir takım tavizler aldılar. Ama esasen Doğu Avrupa ülkelerinin koparılması ve alelacele AB'ye üye yapılması sürecinde bu pazarlıklar önemliydi. Şimdi bu kalkanı biraz daha ileriye, Türkiye'ye doğru getirmek istiyorlar. Burada bence Rusya'dan korkmak değil, işte Polonya var Çek Cumhuriyeti var ya da başka yerlerde kurabilirler, onu kolayca kabul edebilecek NATO ülkeleri, yeni AB ülkeleri, eski Sovyet bloğundan koparılmış ülkeler var. Ama Türkiye'ye ısrarla füze kalkanı dayatılması NATO tarafından ki, Türkiye buna teşne gözüküyor şimdiki iktidar. Kalkan daha çok İran'a yönelik planlanıyor. İran'ın atabileceği füzelere karşı savunmadan çok, İran'a yönelik müdahalede Türkiye'ye 'Sen bu işin içindesin" şeklinde bir yöntemle, Batı ABD öncülüğünde bir savaş başlattığında İran'a yönelik bu savaşa Türkiye'nin müdahil olmasını sağlamak amacı taşıyor.
Rusya füze kalkanına ilk başta çok sert tepki verdi. Bu karşı çıkışta kalkanın nükleer dengeleri bozduğunu ileri sürdü. Daha sonra NATO'nun kendi kara sınırlarına dayandığı ve saldırı amacı taşıdığı şeklinde doktrinler oluşturdu. Dolayısıyla füze kalkanının Polonya ve Çek Cumhuriyeti'ne konuşlandırılmasına çok sert tepki verdi. Ancak kalkanın Türkiye'ye kaydırılması gündeme geldiğinde itirazlarını azalttı. Ancak karşı hamleler yapmaktan da geri kalmadı. Karadeniz'de donanmasını yenilemek, Ukrayna ile askeri üs anlaşmasını 2042'ye kadar uzatmak bunlardan bazıları. Bu hamlelere karşı ABD'de bir taraftan Romanya'yı silahlandırırken, bir taraftan da Montrö Anlaşması'nı çiğnemek anlamına gelebilecek adımlar atmaya çalışıyor. Bu çerçevede füze kalkanının sadece İran'a karşı bir hamle olmadığı değerlendirmeleri de yapılıyor. Türkiye'ye biçilen rol İran'a karşı konumlandırılma dışında ne olabilir?
Şimdi Türkiye'nin buradaki rolü bana göre ağırlıklı olarak 'İran ile müdahil olma konusu' olarak gözüküyor ama bununla sınırlı değil. Bu anlamda çok yönlü ilişkiler var. Mesela Rusya dediğiniz gibi füze kalkanına, Polonya ve Çek Cumhuriyeti'ne konumlandırmasına karşı çıktığı kadar karşı çıkmıyor. Bunu da bir işaret olarak değerlendirmek gerekiyor. Rusya'nın da füze kalkanının kendisine karşı değil İran'a karşı konumlandırıldığına ikna olmuşa benziyor. NATO açısından, Türkiye yenilenen 'Kırmızı Kitap'ta belirtildiği gibi "Siber savaşlar" konusunda da önemli bir ülke. Tıpkı petrol boru hatları benzeri fiber optik hatlar da Türkiye'den geçiyor. Ve bu kanallar aracılığıyla Doğu Akdeniz'de, Arap ülkelerinde ve Asya'ya doğru en az 70 ülkenin internet bağlantılarını Türkiye sağlıyor. Bu anlamda da füze kalkanı yöntemi ile ve bu anlamda siber savaşlardaki diğer yöntemlerde NATO zirvesinde konuşulacaktır. Bu da Türkiye'nin iyice kontrol altında tutulmasının düşünüldüğüne işaret ediyor. Türkiye'nin bu füze kalkanına 'Olur' demesi kendisinin nükleer santrallere ve nükleer silahlara izin verilmesi için hazırlık anlamı taşıyor. Böylece Türkiye bir tuzağa çekiliyor. Bu da şu; 'Tamam senin de nükleer enerjiye ihtiyacın var, nükleer santrallerin olması lazım. İran nükleer silah edindiğinde biz sana da izin vereceğiz, senin de nükleer silah sahibi olmanı sağlayacağız" şeklinde. Bu anlamda kalkan biraz görünürde gibi. Gerçekten Türkiye'nin üzerine oynanmak istenen oyunların yelpazesi çok geniş.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan bir konuşmasında füze kalkanını "emrivaki" olarak değerlendirdi. Ama Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül, "Çekincemiz yok, müzakereler sürüyor" dedi. Bu iki konuşma da bir pazarlığın sürdüğünün dışa vurulmasıydı. Sizce pazarlık masasında neler var?
Bu konuda geçenlerde sordular bana bu konuyu. Bence kötü bir şey olarak, bu pazarlıkta Kürt halkına ve onun öncüsüne karşı yürütülen savaşta ABD ve Batı'dan başka tavizler alınmasına çalışılıyor büyük ihtimalle. Zaten daha önce NATO'yu AKP hükümeti 'göreve ve yardıma' çağırmıştı. Ama sonra işin ucunun nerelere gidebileceğini fark ettiler, artık bunu yüksek sesle dillendirmiyorlar. Çünkü PKK ile TSK arasındaki savaşta böyle dıştan müdahil olma; onların tarafından dayatılan çözümü benimsemek zorunda kalmak anlamına gelecekti. Bundan vazgeçtiler, NATO birliklerinin getirilmesi şeklinde değil de ama başka yardımlar anlamında ABD'den ve NATO'dan yardımlar isteyebilirler. Kürtleri, özellikle güneydeki güçleri ezecek yok edecek, imha edecek bir takım yöntemler isteyebilirler. Türkiye'nin füze kalkanı pazarlığında isteyebileceği şeyler biraz bunlar gözüküyor.
İçişleri Bakanı Beşir Atalay ve MİT Müsteşarı Hakan Fidan'ın Suriye ve K. Irak ziyaretleri sırasında yaptıkları temasları bu çerçevede mi değerlendirmek gerekir?
Bunlar zaten baştan beri Türkiye'nin tavrı. 30 yıldır süren çatışma ortamında Türkiye'nin yardım istemediği ülke kalmadı neredeyse. Ama bu anlamda belki de bu turlamaların, bu görüşmelerin bu kadar yoğunlaşmasını bu pazarlıkların alt yapısı olarak görebiliriz.
Türkiye füze kalkanını kabul edecek gibi görünüyor. Bu durum komşularla "sıfır sorun" politikasına ne derece uyumlu?
Türkiye için tuzak, İran'a karşı yapılacak bir müdahalede 'müdahil' olmasını sağlamaktır. Şimdi hem "Ben bütün komşularımla "sıfır sorun" politikası izleyeceğim, dostça geçinmek istiyorum, ticari ilişkilerimi geliştirmek istiyorum" diyeceksiniz, hem de kendi topraklarınıza kurduğunuz füze kalkanı ile İran'a karşı bir konumlanacaksınız! Bu durum NATO ve ABD ile birlikte bir cepheye girmiş olmak demektir. Ama Türkiye bunu şöyle savunacaktır İran'a karşı: "Füze Kalkanı füze atmıyor, ama sen bana atabilirsin, atarsan da ben kalkanla karşılayacağım" şeklinde bir demagoji olabilir.
Konu ile ilgili tartışmalarda ABD'nin kalkanın İran'a karşı olduğu tanımlamasına karşı çıkılıyor. Daha geniş bir çerçevesi olduğu belirtiliyor. Örneğin enerji havzasının kontrolü için de ABD'nin ihtiyacı olduğu söyleniyor. Yine Suudi Arabistan'a yapılan 60 milyar dolarlık silah satışının da bu çerçevede değerlendirilmesi gerektiği söyleniyor...
Evet, bu değerlendirmeler doğru. Ancak şimdi bu kalkanın rol oynayabileceği görünürde tek İran var. Suudi Arabistan'ın elinde füzeleri yok. Suudiler daha çok uçak aldılar. İran şu anda 'sanal' bir güç ve düşman. ABD burada kurnazlık yaparak onları korkutarak uçak ve silah satıyor. Şimdi bu füze kalkanının maliyetini sadece NATO karşılamayacaktır. Türkiye'ye de bir maliyet düşecektir.
EmekDunyasi.Net
Ankara -