08 Kasım 2010, Pazartesi

Tadında bırakalım, yerli dizi yersiz uzun

Yarın İstiklal Caddesi'nde uykulu gözlerle yürüyen bir grupla karşılaşırsanız bilin ki onlar dizi yazarları ve onlara yardım ve yataklık eden set çalışanları ve oyunculardır. "Yerli dizi yersiz uzun, azami süre 45 dakika" gibi sloganlarla yürüyecek olan senaryo yazarları, yarın yazmayı değil bu kez konuşmayı deneyecekler.

SİNAN BİÇİCİ sinanbicici@emekdunyasi.net

Serbest piyasa ve onun en gözde çocuğu olan amansız rekabeti çok severim. İnsanı yaratıcılığa zorlar. Özellikle bizim memleket gibi "mütemadiyen nev'i şahsına münhasır" çözümler üreten ülkelerde rekabetin tadından yenmez.

Dünya literatürüne "uzun metraj dizi"yi sokan yurdumun televizyon yayıncılığı da işte bu amansız rekabet ve kutsal serbest piyasanın gurur duyacağı bir noktaya geldi. Kutlu olsun.

Artık akşam yemeğinin ilk lokmalarından başlayan bir dizi, uyku öncesi diş fırçalama süresine kadar geldi dayandı. İnsanın uykusunda reklam izleme yeteneğini geliştiren bir teknoloji geliştirilmesini sabırsızlıkla bekliyorum.

Böylece "çok uzun metrajlı, ultra uzun metrajlı dizi" gibi yeni icatları geliştirme şansımız da olabilir.

Muasır medeniyet seviyesine erişmiş ülkelerde drama 45 dakikalık bir formattır. Komedi ise 25 dakika. Bizim gibi mangalda kül bırakmayan muasırlıkta olan bir ülkede ise 120 dakikalara kadar varıyor. Biz, ecnebinin bir buçuk ayda 45 dakika yazdığı ve çektiği diziyi, 4 - 5 günde 120 dakika yazmayı ve çekmeyi başarabilen bir ahaliyiz.

Gazete okumak, sakal tıraşı olmak, çocuklarıyla ilgilenmek gibi en temel insan haklarından mahrum kalan senaristlerin, 8 saat uykuyu ancak hayal gücünde yaşatabilen set çalışanlarının oluşturduğu renkli ama uykusuz bir sektörün dayanma sınırları iyice zorlanıyor.

Yarın İstiklal Caddesi'nde uykulu gözlerle yürüyen bir grupla karşılaşırsanız bilin ki onlar dizi yazarları ve onlara yardım ve yataklık eden set çalışanları ve oyunculardır. "Yerli dizi yersiz uzun, azami süre 45 dakika" gibi sloganlarla yürüyecek olan senaryo yazarları, yarın yazmayı değil bu kez konuşmayı deneyecekler.

Galatasaray Postanesi'nden kırmızı plakalı araç sahiplerine gönderecekleri dilekçelerle, artık insanlık dışı çalışma koşulları yaratan bu "uzun metraj dizi" çılgınlığına karşı yasaları, yönetmelikleri ne varsa işte onları uygulatın ve uygulayın diyecekler. Öte yandan da "bu senaristler de amma uzun yazıyor" diyen seyircilerine bunun müsebbibi değil mağduru olduklarını söyleyecekler.

Bu dizinin ilk bölümü olacak. Dilekçeyle değirmenin dönmediğini bu satırların yazarı gibi onlar da biliyor. İkinci bölümde eylemler devam edecek. Umarım sezon finali diziler gibi olmaz, uzamaz, bezdirmez ve en etkili yerinde bitirmeyi başarır.

Anton Cehov'un dediği gibi, "eğer bir silahı gösteriyorsan onu patlacaksın!"