Füze Kalkanı'na 'evet ama... evet!'
19-20 Kasım tarihlerinde NATO'nunu liderler Zirvesi Lizbon'da gerçekleştirilecek. NATO'nun 10 yıllık yeni stratejisinin karar altına alınacağı ve ilan edileceği zirve büyük ihtimalle bir seramoni olarak gerçekleşecek.
19-20 Kasım tarihlerinde NATO'nun liderler Zirvesi Lizbon'da gerçekleştirilecek. NATO'nun 10 yıllık yeni stratejisinin karar altına alınacağı ve ilan edileceği zirve büyük ihtimalle bir seramoni olarak gerçekleşecek. Çünkü NATO'nun ve dahası ABD'nin Ortadoğu ve Uzakdoğu palanlarının daha önceden tartışıldığı ve ilgili ülkelere şu ya da bu 'diplomatik' araç kullanılarak dikte ettirildiğini bilmeyen yok. Geçtiğimiz ay yapılan NATO Savunma ve Dışişleri Bakanları toplantısında bu hazırlıkların önemli bir kısmı tamamlandı. Bu toplantılarda temelde iki mesele netleştirilmeye çalışıldı. Bunlardan birincisi 'Siber saldırı' meselesiydi. İkincisi ise ABD'nin yıllardır hayata geçirmek için uğraştığı 'Füze Kalkanı Projesi'nin yeniden ısıtılarak ve Türkiye 'merkez' alınarak yeniden 'müzakereye' açılmasıydı. Müzakere dediysek ortaya çıkan tablo tam bir 'dayatma.' Ve Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, BBC'ye verdiği röportajla Türkiye'nin tavrının 'netleştiğini ve Lizbon'da açıklanacağını' söyledi.
ABD'NİN İNTİYAÇLARI
ABD'nin Ronald Reagan döneminde gündeme getirdiği Yıldız Savaşları Projesi (SDI) olarak da bilinen balistik füze savunma sistemi projesinin, önce George W. Bush tarafından NATO gündemine getirilmesi, ardından da Obama tarafından 'revize' edilerek gündeme getirilmesi NATO'nun 'yeni' döneminde ABD'nin 'eski' ihtiyaçlarına cevap verecek şekilde düzenlendiğini net olarak ortaya koyuyor. Böylece NATO şemsiyesi altında konuşlandırılacak kalkan aynı zamanda ABD'nin Avrupa siyasetindeki etkisini de kalıcı hale getirecek.
OLTANIN UCUNDAKİ İRAN
Adı ne olursa olsun 'Füze Kalkanı' hep Rusya'nın başını çektiği ülkeler tarafından kuşkuyla ve tepkiyle karşılandı. Füze Kalkanı'nın Polonya ve Çek Cumhuriyeti'ne yerleştirilmesi için çaba harcanırken de, şimdi bu sistemin Türkiye ve 'güney denizlerinde konumlanacak gemi üslerinde' konuşlandırılması planları yapılırken Rusya hep tepkisini oldukça sert bir dille ve askeri hamlelerle ortaya koydu. ABD'nin 'Füze Kalkanı'nı allayıp pullayarak İran'a karşı gibi gösterme girişimlerine karşı özellikle Ukrayna ile askeri üs anlaşmasını 2042'ye kadar uzatması, Türkiye ile Karadeniz'de ortak deniz gücü oluşturulması önerisi geliştirmesi hep bu çerçevede değerlendirilmesi gereken hamleler oldu. Zaten ABD de bu tepkiler üzerine bu süreçte 'Rusya ile işbirliği yapılması ve Moskova'nın tepkisini önlemek için gerekirse ortak çalışma yürütülmesini' düşünüyor! Yine Rusya'nın tepkisini azaltmak için 'nükleer haydut' olarak ilan edilen İran oltanın ucuna takılıyor. Sistemin özellikle İran'a karşı konuşlandırılacağı, -her ne kadar Türkiye'yi rahatsız etse de- sürekli dile getiriliyor. Ancak bu bile projeyi Rusya açısından inandırıcı kılmıyor. İran 'tehdidinin' ne kadar gerçekçi olduğuna ilişkin kuşkular 'Füze Kalkanı'nın da gerçekçiliğine gölge düşürüyor. Üstelik 'Füze Kalkanı'nın NATO ülkelerine 'güvenlik sağlamayı amaçladığı' iddia edilse de; Rusya, Çin ve Hindistan gibi ülkelerden söz edilmemesi esasında sistemin güvenlik sağlamaktan ziyade politik kaygılarla gündeme getirildiğini ortaya koyuyor.
MAVİ BONCUK DİPLOMASİSİ
Türkiye açısından ise sorun iki tarafı da memnun edememe 'riski' taşıyor. Bir taraftan Rusya'nın sert tepkisi, diğer taraftan İran'ın adının anılması ve esasen de 'stratejik ortağın dayatmaya varan istekliliği' Türkiye'yi bir açmazın içinde gösteriyor. Ancak bu konuda alınacak kararın kimin isteğine uygun olacağını bilmek için de kâhin olmaya gerek yok. Bankacılık sektörü bile ABD finans kuruluşları tarafından sıkıştırılan Türkiye 'evet ama... evet' taktiği ile tarafların tümüne 'şirin' gözükecek bir diplomatik 'kurnazlıkla' işin içinden sıyrılmaya çalışıyor. NATO'nun karar metninde ülke ismi kullanılmadan bir 'tehdit tanımlaması' ile sorunun üstesinden geleceğini düşünüyor. Acemice ama 'sıkıştırılmış' olmanın kendisine gösterdiği tek çözüm bu olunca Cumhurbaşkanı Gül'ün ağzından dile getirilen çözüm bu.
Ancak ne Cumhurbaşkanı'nın açıklamaları ne de Başbakan'ın 'emrivaki' tanımlamaları, sonucu değiştirmeyecek gibi görünüyor. Çünkü bu iki açıklamayı örten açıklama Milli Savunma bakanı Vecdi Gönül'den geldi. Gönül, Füze Kalkanı konusunda Türkiye'nin çekincesi olmadığını "müzakerelerin sürdüğünü" söyleyerek aslında Türkiye'nin tavrını net bir şekilde ortaya koydu. Diğer bütün 'kıvırtmalar' sadece iç politika malzemesi olarak bir anlam taşıyor, bu açıklamaların NATO ve ABD ve hatta diğer ülkeler nezdinde bir anlamı yok çünkü. Onlar atılacak imzaya bakıyorlar.
HÜKÜMET KIVIR KIVIR
Hükmet yetkilileri ne kadar 'yumuşak' ve 'saldırı amaçlı değil, savunma amaçlı' açıklaması yaparsa yapsın, AKP'nin en önemli dış politikası olarak gösterilen "komşular ile sıfır sorun" anlayışının, "Füze Kalkanı Projesi" ile çok önemli bir yara alması kaçınılmaz. Hatta bununla da kalmayacak, Türkiye'yi 'yeni dünya düzendeki' bloklaşmaların ortasına atacaktır da. Esasında Kalkan'dan beklenen en önemli çıktılardan biri de budur. Türkiye'nin ABD denetiminde ve himayesinde Ortadoğu ve Asya enerji bölgelerine ilişkin denetimin sağlandığı 'bir ileri karakol' olmasıdır.
TÜRKİYE'NİN İLİŞKİLERİNİ ŞEKİLLENDİRECEK
ABD'nin ısrarla "şer ekseninde" yer alan ülkelere karşı tanımlamaya çalıştığı "Füze Kalkanı", Türkiye ile Rusya'nın da ilişkilerini yeniden şekillendirecek. Rusya, 'Füze Kalkanı'nın Doğu Avrupa'ya değil de Türkiye'ye yerleştirilmesine karşı çıkmayacağını bizzat Putin'in ağzından açıkladı ve bu konuda şu ana kadar herhangi bir 'sesli' itiraz dile getirmedi. Ancak bu Rusya'nın durumdan çok memnun olduğu ve Türkiye'ye baskı yapmadığı ve yapmayacağı anlamına gelmiyor. Çünkü Rusya'nın 'burnunun dibine' yerleştirilen 'Füze Kalkanı' doğal olarak bu ülkeyi baskı altına alacaktır. Kalkanın bir amacı da Rusya'nın Türkiye ile kurmaya çalıştığı Karadeniz odaklı ittifakı sonlandırmaktır. Bu, Türkiye'nin bölgedeki durumu açısından son derece önemli. Yine aynı şekilde Türkiye-İran ilişkileri de muhtemelen 'kalkan'ın duvarlarına çarpıp parçalanacak ve Türkiye, İran'ın 'en önemli düşman' olarak tanımladığı İsrail ile birlikte Ortadoğu'daki ABD yanlısı bloğu sağlamlaştıracak.
DİPLOMATİK AÇMAZLAR
Bu açmazların 'acemi diplomatik kurnazlıklarla' bertaraf edilemeyeceği açık. ABD ve NATO'ya verilecek cevabın 'kesin bir kabul ya da ret olmaması' sadece pazarlıklar sırasında bir anlam taşıyabilir. Türkiye'nin, 'Füze Kalkanı Projesi'ni; bir 'NATO Projesi' olduğunu ve tüm üyelerin oy birliği ile gerçekleştirileceği' vb gerekçelerle anlatma çabasını, özellikle Rusya'nın ve İran'ın 'yemeyeceği' görülüyor.
Bu durumda Türkiye, 'kendi dış politikası' ile 'bağlı bulunduğu askeri ittifak' ve 'stratejik ortağı' arasında bir tercih yapmaya zorlanıyor. Bu zorlamayı yapanın ABD olduğunu ve sonucunun da ne olacağını tahmin etmek hiç de zor değil.