Kur savaşları yeni bir krizin tohumlarını ekiyor
Boratav: ABD'nin parasal genişleme politikaları, çevre ekonomilerinde geçici bir canlanma pahasına dış ticaret açığını pompalıyor. Bu akımların durması, sıcak paranın çıkması halinde yeni bir krizin tohumlarını atıyor.
G-20 Zirvesi Seul'de başlıyor. Zirvenin en önemli gündemlerinden birisi 'Kur Savaşları' olacak. Zirve öncesinde yapılan IMF, Dünya bankası toplantıları, çeşitli ülke liderlerinin açıklamaları daha şimdiden 'Kur Savaşları'na ilişkin tansiyonu yükseltti. En son FED'in 600 milyar dolarlık parasal genişleme açıklaması ile yeni bir aşamaya geçen 'Kur Savaşları'nda Brezilya 'mağdur' ülkelerin sözcülüğünü yapmaya çalışıyor. Bu savaşlarda uygulanan politikaların 'teğet geçmediği' ve belki de en fazla etkilenen ülkelerden birisi olan Türkiye ise olan biteni adeta dışarıdan izliyor. 'Kur Savaşları'nı Prof. Dr. Korkut Boratav ile konuştuk.
Ağırlıklı olarak ABD ile Çin arasında olduğu 'varsayılan' ve ilk olarak ABD'nin Çin'i Yuan'ın değerini düşük tutmakla suçlaması ile başlayan 'Kur Savaşları'nın arkasında nasıl bir yaklaşım var?
"Kur savaşları"nın iki boyutu var: Birincisi, ABD'nin Çin'e karşı verdiği ticaret açığını daraltma isteğinden kaynaklanıyor ve bu açığın sorumlusu olarak Yuan'ın aşırı değerli olduğu iddiası gösteriliyor. Bu talep, pek çok ülke tarafından bir hükümranlık alanı olarak kabul edilen döviz kurlarının belirlenmesinin emperyalist metropollere devredilmesi anlamına gelir; bu nedenle haksızdır. Çin de bu hem bu gerekçeyle, hem de "ulusal" çıkarlarıyla uyuşmadığı için bu isteğe karşı çıkıyor.
İkinci boyut Brezilya'nın yakınmalarında gözleniyor: ABD'den kaynaklanan gevşek para politikaları ve ucuz likidite pompalaması, yüksek düzeyli spekülatif sermaye akımlarının çevre ekonomilerine yönelmesi sonucunu doğuruyor. Bunun sonunda ucuzlayan döviz fiyatları (pahalılaşan yerli para) çevre ekonomilerinde rekabet gücünü aşındırıyor; dış dengeleri olumsuz etkiliyor; yeni bir finansal krizin tohumlarını atıyor. Brezilya'nın sözcülük yaptığı pek çok çevre ülkesi bu süreci frenleyecek çözüm arayışları içine giriyorlar ve konunun uluslararası gündeme alınma çağrısını yapıyorlar.
ABD Merkez bankası (FED) ve Japonya Merkez Bankası'nın birbirine benzeyen politikalarla piyasaya para sürerek bu savaşlarda en aktif görünen ülkeler. 'Parasal gevşeklik', 'Nicel gevşeklik' gibi isimlerle anılan bu politikaların sonuçları nelerdir?
Sıfıra yakın faizlerle borçlanan spekülatif sermaye, çevre ekonomilerinde yerli parayla yüksek getiri getiren kâğıtlara, borsaya akmakta; bu süreç bu ülkelerde dövizi ucuzlattığı için, getiri (yani "paradan para kazanma") oranları dolar üzerinden çift haneli düzeylerin üzerine çıkmaktadır.
Piyasalara 'pompalanan' paranın enflasyonist bir baskı yaratacağı konusunda bir fikir birliği var. Bu parasal genişlemenin Türkiye gibi ülkelere etkileri neler olacaktır?
Mal piyasalarında değil, "varlık" piyasalarında (yani hisse senedi, tahvil, bono gibi kâğıttan servetlerde) fiyat artışları söz konusudur. Mal piyasalarında hâlâ deflasyon tehdidinin gündemde olduğu görülüyor.
Brezilya'da 'sıcak para' girişini kısıtlayacak bir vergi önlemi gündemde. Ancak ülkemizde bu konuda bir çalışma yok. Sizce hükümet bu konuda ne gibi önlemler almalı?
Türkiye bu doğrultuda adım atamaz; zira bu tür vergileri uygulamaya başlayan ülkeler (Örneğin Brezilya, Tayland, Taywan, Endonezya, G. Kore) genellikle cari işlem fazlaları verirler veya istisnaen verdikleri dış açıkları da çok küçüktür. Bu nedenle "sıcak para" girişlerine gereksinimleri yoktur. Türkiye ise kronik, yüksek düzey ve oranlı; ayrıca son yıllarda artış eğilimi içinde olan cari açık veren bir ekonomidir. Kriz sonrasında cari açığının yüzde 90'ı sıcak para girişleriyle karşılanmıştır. Sıcak parayı frenlemek, dış kaynak girişlerini kısıtlamakla eş anlamlıdır; bu da büyüme hızını aşağı çekmek anlamına gelecektir. Ekonominin genişlemesini (hangi tür olursa olsun) dış kaynak girişlerine teslim eden Türkiye, Brezilya gibi ülkelerin aksine "Kur Savaşları"nın taraflarından biri değildir.
Kur savaşları sırasında özellikle ABD'nin politikalarının çevre ekonomilerinde rekabet gücünü aşındırdığını; dış dengeleri olumsuz etkilediğini ve bunun yeni bir finansal krizin tohumlarını attığını söylediniz.. Bunu biraz açar mısınız? Kur savaşları sırasında özellikle ABD'nin politikaları, krizin ihraç edilmesi anlamına gelir mi?
ABD finans kapitalin krizini, sıfır faizle borçlanan spekülatörlere çevre ekonomilerinde yüksek getirilere akma seçeneği getirerek aşmak istiyor. Bu fonlar ABD'de krediye dönüşmediği için ayrıca genişletici maliye politikasına son verildiği için üretime katkı yapmıyor; sadece spekülatör rantiye çevreleri ihya ediyor. Çevre ekonomilerinde ise geçici bir canlanma pahasına dış ticaret açığını pompalıyor. Bu akımların durması, sıcak paranın çıkması halinde yeni bir krizin tohumlarını atıyor.
Bundan sonraki süreç açısından bir öngörünüz var mı? Dünya ekonomisi bu 'savaşı' daha ne kadar kaldırabilir?
Bir çözüm yeni bir "balon patlaması" biçimi alacak finansal krizle gündeme gelir.