12 Kasım 2010, Cuma

Taşeronun altındaki

HATİCE EROĞLU AKDOĞAN haticetilamiz@yahoo.com

Sermayenin yeni dünya düzeni de denilebilen, küresel egemenlik politikaları ülkemizde 12 Eylül'ün, emekçi halkın haklarına getirdiği yasak ve baskılarla birleştiğinde ortaya yaygın ve köklü bir taşeron sistemi çıktı. 1980 yılında ülkemizin nüfusu 45 milyonken sendikalı işçi sayısı 2,5 milyon idi. Bugün nüfusumuz 73 milyonken sendikalı işçi sayısı 600 bin civarındadır. Bunun çok önemli nedenlerinden birinin taşeronlaşma olduğu gün gibi açıktır.

Taşeronlaşma başta devlet kuruluşlarında olmak üzere özel sektör kuruluşlarında da yaygın bir iş yaptırma, sorumluluk yükleme biçimidir. Taşeronluk nasıldır? Belli bir iş sahibi (hizmet ya da mal sektörü) birinci derecede yüklendiği kendi işini 'alt yüklenici' denilen başka şirketlere dağıtmaktadır. Devlet kuruluşları da, özel sektör kuruluşları da bunu böyle yapmaktadır. Sağlık Bakanlığı kendisine bağlı bir hastanenin temizlik işlerini bir şirkete, yemek yapım/dağıtım işini bir başka şirkete, güvenlik işini bir başka şirkete yaptırabilmektedir. Dolayısıyla işin ihale edildiği söz konusu şirketler "taşeron" diye adlandırılmaktadır. Yoksa amaç bakımından asıl yüklenici ile alt yükleniciler arasında hiç bir fark bulunmaz. Her ikisi de kâr sağlamak için iş yeri açmışlardır. Hepsinin bir veya birkaç sahibi vardır. Hepsinde de aynı yasalar geçerlidir.

Ancak işler çalışanlar açısından göründüğü gibi değildir. Kimi işlerde ise taşeronun taşeronu, o taşeronun da bir başka taşeronu olmaktadır. Hatta gemi sanayinde örneğin: Tuzla tersaneler bölgesinde aynı gemi yapımında bir şirketten ihale almış (boya için ayrı, ağaç işleri için ayrı, elektrik için ayrı, kaynak için ayrı, ...) taşeron şirketler aldıkları iş için birçok taşeron bulundurmakta, onlar da başka başka taşeronları devreye sokabilmektedir. Hatta kimi taşeronların, çevrelerine kendi hemşerilerini, kendi milliyetinden (Kürt, Türk gibi) işçileri topladığı adamları bile vardır. İşi o adamlarına verir. Dolayısıyla işçi "adam"ı tanır. Bir şirkete bağlı mı, bağlı değil mi onu dahi bilmeyebiliyor. Yani aynı gemide yan yana çalışan işçilerin patronları ayrı olmakta. Patronların da ayrı patronları bulunmakta. Aynı iş alanında çalışan işçiler için tam bir parçalanmışlık ve bölünmüşlük. Yan yana çalışan, aynı havayı soluyan, aynı zorluklara göğüs geren iki işçiden bir iş kazasında yaşamını yitirdiğinde ikisinin birbirini tanımadığı dahi söz konusu olmakta. Taşeronlaşmanın yaygın olduğu sağlık ve belediye hizmetlerinde de böyledir. Taşeronluk aynı ekmeğin kavgası için çalışan aynı servisin işçilerini birbirlerinden ayırarak farklı muhatap işverenlere tabi kılmıştır.

Bugün işçilerin eylemlerinde yerinde olarak kullandıkları "İş, Ekmek, Onur için Taşerona Hayır" şiarı gerçekten taşeronluğun çalışanlar açısından yok ettiği- yok saydığı üç şeyi; işi, ekmeği, onuru çok iyi olarak ısrarlı bir şekilde ifade etmeyi tamamıyla zorunlu kılıyor.

İş için taşerona hayır diyoruz. Çünkü taşeronda işçiliğin iş güvencesi yoktur. Taşeron, tek taraflı olarak kendi sözleşmesini kabul ettiriyor. Sözleşme şartlarında gerek gün/ay/hafta gerekse yeni bir yılda sözleşmenin yenilenip yenilenmeyeceğini o günün şartlarına ve kendi talep düzeyine bırakmaktadır. Yani taşeron şirket işsizlikten bunalıp kapısına gelen işçiyi, işte kalacaksan kölem gibi davranacak; gel dersem gelecek, git dersem gideceksin anlayışına bağlı kılmaktadır. Her yıl girdi-çıktı yaparak işçilerin kıdem birikiminden doğacak maddi hakları açıkça gasp etmektedir.

Ekmek için taşerona hayır diyoruz. Çünkü taşeron işçisine en asgari düzeyde insanca yaşayabileceği bir ücret vermemektedir. Asgari ücret bile birçok taşeron patronca fazla görünmekte; işçinin emeğinden, sosyal sağlık primlerinden kaçırmaya çalışmaktadır. Yasadışı yöntemler uygulanarak asgari ücretli gösterilen bir işçinin kendisine normalde daha düşük ücret ödenmektedir. Muayene için bir sağlık kuruluşuna başvuran işçi sigortalı gösterilmediğini o anda öğrenebilmektedir. Taşeronda çalışan bir işçinin aldığı ücretin iktisaden yaşam standartlarındaki adı ekmek değil, açlık ücretidir.

Onur için taşerona hayır diyoruz. Çünkü taşeron patron işçiyi hakları addedilmiş insan yerine koymamaktadır. Örgütlenmesi önünde engel oluşturmakta, sürekli gözetim altında tutarak hem arkadaşlarıyla ilişki kurmasını hem haklarını ifade etmek için başka yollara başvurmasını engelleme yoluna gitmektedir. İş Kanununa tabi hükümleri işçi için çalıştırmamakta, işçiye angarya etmektedir. İşçinin itiraz hakkı, pazarlık hakkı kısaca söz hakkı elinden alınmaktadır. Keyfiyet hem biçilmemiş işleri yaptırmakta olduğu gibi, çalışma saatlerinin normal süresi dışına çekilmesinde kendini bariz olarak göstermektedir.

İş, ekmek, onur ve örgütlenme hakkımız için taşeronluğa bir kez değil, binlerce hayır.