16 Ağustos 2010, Pazartesi

Dipte gezinti...

İLHAN ULUSOY ilhanulusoy@emekdunyasi.net

Piyasalarda son günlerde iki farklı görüş tartışma içinde. Bunlardan birincisi "küresel finans krizinin artık bittiğini ve ekonomilerde iyileşme döneminin başladığı" görüşünü savunuyor. Hükümete yakınlığı ile bilinen bu çevreler böylece hükümetin ya da daha doğrusu ekonomi yönetiminin "kriz yönetimini" övmek derdinde. Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan geçtiğimiz hafta Türkiye İşadamları ve Sanayiciler Konfederasyonu (TUSKON) 8. Başkanlar Kurulu toplantısında krizin bittiğini(!) vurgulamak adına yaptığı çıkış, "kriz bitti" yaygaracılarının üzerine atladığı bir açıklama oldu. Babacan işveren örgütlerinin karamsarlık yaydığından şikâyet ederek "İSO örneğini verdim. Bir bakın son 1 yıldır feryat; 'Batıyoruz, firmalarımız kapanacak' diye. Sonra rakamlar ortaya çıkıyor. Yüzde 30 kâr artışı. Demek ki söylemle tabanın gerçek durumu farklı" diyor. Böylece krizin "teğet geçtiğini" kanıtlamaya çalışıyor. İşverenler ise "kriz sürüyor" diyerek bir yandan teşviklerden yararlanmaya devam etmek, bir taraftan da ücret dondurmak, sosyal haklarda kısıntı yapmak gibi alışkanlıklarını sürdürmek istiyor.

Babacan'ın şahsında "kriz bitti", "aldık, verdik, ekonomiye can verdik" diyen hükümetin açıklamalarının aksine piyasalarda tedirginlik sürüyor. FED ekonomik 'toparlanmanın!' durduğunu açıkladı.

Piyasaları "ikinci bir dip olur mu?" telaşı sardı bile. İkinci dipten kasıt ise 2002'un ilk çeyreğinde yaşanan ekonomik daralmanın tekrarlanması. 2008'de Lehman Brothers'ın batması ile başlayan "Küresel Mali Kriz"in yarattığı dip bir dizi devletleştirme ile ötelenmiş ve piyasalara "kriz bitti" havası yayılmaya çalışılmıştı. Ancak gelinen nokta ekonominin krizden çıkmak bir yana krizin süreklileştiğini gösteriyor. Kriz ile başlayan "dip" tartışmalarında hep mali piyasalar izlendi. Borsaların durumlarına bakarak yapılan "dip" analizleri borsadaki yükselişle birlikte artık "ekonomi düzeldi" analizlerine çok kolay dönüşüyor. Hâlbuki "dip" ekonomik küçülmenin en fazla olduğu dönemi ifade eder. Türkiye için "dip" 2009 yılının ilk çeyreğinde hissedildi. O dönemde İMKB endeksi en düşük düzeye inerken, ekonomik küçülme de en yüksek düzeye ulaştı. Bundan sonra ekonomideki en ufak hareketlenme hemen "Kriz bitti" yorumlarına kaynak olarak kullanıldı. Şimdi tekrar bir "dip"ten söz ediliyor. Yani "dibe vurup çıkma" hayalleri de sona yaklaşıyor. İkinci dip ya da daha doğru bir deyimle dipte gezinti bir süre daha sürecek. Şimdi yaz döneminin getirdiği kısmi ferahlama dönemi de sona ermek üzere. Sonbaharda "Avrupa kaynaklı" yeni bir ekonomik çalkantı dönemi beklentisi piyasalara hâkim.

Senaryo basit ve şöyle: Geçtiğimiz aylarda ortaya çıkan mali açık, yaz dönemi ile birlikte ertelenmişti. Şimdi yazın sonunda bu açığın nasıl kapatılacağı endişe ile bekleniyor. Başta Yunanistan, Macaristan, İrlanda ve Portekiz olmak üzere (İspanya ve İtalya'yı da bu listeye eklemekte bir sakınca yok) pek çok AB üyesi ülke artan kamu açıklarını kapatma konusunda çözümsüz durumda. Alınan ve alınması planlanan önlemler hep çalışanların haklarını kısma amacı taşıyor. Ancak bu uygulamalar hayata geçse bile kamu açıklarının kapatılması için çare olmaktan uzak. Türkiye ise "mali kural" ile kamu açıklarını kontrol etme amacında olduğunu açıklamışken, "mali kural"ın olası bir seçim senaryosu nedeniyle ertelenmesi ile aynı yola girdiğini ilan etti bile.

Söz konusu ülkelerin kamu açıklarını ödememesi Avrupa bankacılık sisteminin ciddi bir çöküşünü getirecek düzeyde.  Bankaların çöküşü ile yine ve yeniden kriz tanımları yapılacak elbette. 2009'da mali piyasaların çöküşüne ölmem olarak gündeme gelen "devletleştirme" bu kez de denenecek elbette. Ancak bunun da önceki devletleştirmeler gibi "işe yaramayacağını" söylemek için kâhin olmaya gerek yok! Yani dipte gezintiye devam!