Post-modern nizamiye medreseleri
Eğitim; ailede başlamak üzere, kişinin, toplumun bir parçası olarak, çevresindeki her türlü sosyal yapıdan öğrendikleridir. Aile sonrası eğitim ise (mümkünse) okulda devam eder. Çeşitli bilimlerin öğrenildiği ve sosyal ilişkilerin şekillendiği bu ortam, ayrıca; bireyin kişiliğinin oluşması ve oturması dönemidir. Bu kavram, kişinin değer yargılarını oluşturan ve nasıl bir birey olacağını belirleyen ve dolayısıyla toplumun şekillenmesinde belirleyici rol oynayan bir etkendir.
''Türküm, doğruyum...''
Türkiye'de tamamen ezberci bir eğitim sistemi bulunmakla beraber, düşünce ve sorgulamadan uzak, dogmatist bir öğrenim verilmektedir. ''Türküm, doğruyum...'' diye başlayan okul hayatı, hiç de masum geçmeyeceğini belli etmiyor mudur zaten? Ötekileştirmeyi, dışlamayı, farklı olanı reddetmeyi, dolayısıyla düşmanlığı, erken yaşta öğreniyor çocuklar. Erken yaşta düşman oluyorlar, komşularına, arkadaşlarına. Lise yıllarına kadar 'vatan millet Sakarya'...Dayatılan zoraki 'Türklük' ve zorunlu din dersleri... Hatırlar mısınız bize öğretilen o malum şarkıları? -''Kahraman ırkıma sızmış ihanet/ Bütün yüreklerde acı ve nefret/Düşmanlarım mert değil hepsi de namert/Türk'e Türk'ten başka yoktur dost millet.''
Yani ilköğretim dönemi, bir nevi; 'faşizme hazırlıktır'. Lise ise; 'uygulamalı faşizm'. Lise yıllarında, bir öğretmenimiz, 'Din Kültür ve Ahlâk Bilgisi' dersinde, dersin konusu ile alakasız bir şekilde, birdenbire, dünyanın yaşayan en köklü ateist bir düşünürün, İslam'a geçtiğini anlatmaya başladığında, ona yönelttiğim: 'Peki, Turan Dursun kimdir, hocam?' sorusuyla sınıftan atılmış bir öğrenci olarak, o zaman da sordum, şimdi de soruyorum, lise öğretmenlerime: Tarih kitaplarında adı bile geçmiyor, Şeyh Bedrettin'in. Neden? Şeyh Sait, bir vatan haini gibi gösteriliyor; ne yapmış anlatsanıza? Nazım Hikmet, sadece serbest nazımın ilk uygulayıcısı mıdır? Bir şiirini okusanıza.
Marx'ı, 'ütopik filozof' olarak anlatan öğretmenim! Diyalektik materyalizm nedir? Hepiniz suçlusunuz, hocam. Hepiniz! Nesiller, biraz da sizin eseriniz. Övünmeyi unutmayın. Tabii ki asıl suçlu, uşağı olduğunuz sistemdir. Okulları piyasalaştıran, öğrencileri müşterileştiren sistem... Bize, sadece Türklüğü, Sünniliği öğreten(dayatan) sistem...
Şimdi anadilde eğitim için boykot ediyorlar Kürt çocuklar, okullarını. Aleviler de, kaldırılsın diye zorunlu din derslerini. ''Dönen dönsün! Ben dönmezem boykottan' dediler. Bu da demektir ki: Kürtçe anlatacaksın Diyarbakır'daki çocuklara Türklüğü. Dersim'de Zazaca bahsedeceksin Sünni İslam'dan. Kolay gelsin öğretmenim. Canım benim, canım benim...
''Emredersiniz Öğretmenim!''
Okullarda, özellikle de lisede mevcut olan bir sistem daha var: Hiyerarşi. Sabah, okulun bahçesinde nizami bir biçimde sıralanan öğrencilere, kışladaymışçasına okutulan antlar ve marşlar sonrası, tek sıra hâlinde okula giriş ve kapıda bir komutan edasıyla, öğrencileri tek tek kontrol eden bir öğretmen. 'Kılık kıyafet yönetmeliği' gereğince, bütün okulun önünde gururları kırılan, onurları ayaklar altına alınan öğrenciler. İşte alt-üst ilişkisinin, hiyerarşinin her yerde olduğunun kanıtı. Her okulda örnekleri yaşanmıştır mutlaka. Üst sınıfların öğrencilerinin, kantinde ön sıraya geçmesi, alt sınıflardan haraç kesilmesi gibi... Askerde 'devrecilik' adı verilen bu düzen, ülkemizde nerede uygulanırsa uygulansın, gayet normal, olağan karşılanır. Yani: 'Resmileşmiş hiyerarşi'!
Üniformasız Askerlik: 'Üniversite'
Liseden mezun olduğunuzda ise, diplomalı bir meslek sahibi olmak için önünüzde tek bir yol vardır: Üniversite... Zorlu bir sınav hazırlığından sonra, sınavdan istenen puanla çıktığınız takdirde, istediğiniz üniversiteye yerleşmek için heyecanlı bir bekleyiş sonrası, başlayıveriyor üniversite hayatı. Oysa üniversite denilen yer, eğitim sisteminin 'harp akademisi'dir. Yüksek Askeri Şura benzeri bir yapı olan Yüksek Öğretim Kurumu'nun düzenlediği, hazırladığı bir eğitimi alacaksınızdır, nereye giderseniz gidin. Ama tek bir fark var; üniformasız! Üstelik artık çocuk olmadığınızı biraz anlamış bu yapılar, 'güvenlik' adı altında, içlerinde seni kontrol edecek, fişleyecek özel güvenlik birimleri, üniformalı ya da sivil emniyet mensupları, hatta zaman zaman örneklerini gördüğümüz gibi, emniyet ya da jandarma istihbarat ajanları barındırmaktadır. Yani sonuç olarak; özgür olmayan, belli bir müfredatın dışına katiyen çıkmayan bir eğitimi alacaksınızdır yine, bu çatının altında. Ee... 700 sene boyunca asker yetiştirmekten başka bir şey yapmamış bir nesilden, ne bekliyordunuz?