28 Aralık 2010, Salı

Demokrasi mücadelesi ve üniversiteler

ALİ ŞİMŞEK arsim2008@gmail.com

Üniversiteler toplum hayatında gerçek anlamda yer almalarıyla birlikte son derece önemli bir etkiye de sahip oldular.

Başlangıçta temel bilim disiplinlerinin gelişmesi ve olgunlaşmasında çıkarı olan burjuva sınıf, aydınlanmayı, pozitif bilimlerin ve teknolojinin gelişimini teşvik etti, bu yönüyle bilimin "özgürce gelişiminden" yana tavır aldı. Bu geçici durum kısa sürede felsefeden sosyolojiye, ekonomi politikten siyaset bilimine, insanlık ve doğa tarihine ilişkin çok önemli bilimsel kazanımları mümkün kılabildi.

Başlangıçta burjuva sınıf, iktidar mücadelesinde feodal despotizm ve onun akıldışı köhnemiş, dogmatik ideolojisine karşı bilimin aydınlığına yaslanmanın üstünlüğünden faydalandı. Ancak iktidarını pekiştirmeye başladığı andan itibaren bilimin ışığından da, özgür bilimden de nefret eder oldu. Çünkü özgür bilim artık kapitalist toplumun çelişki ve ayıplarını da aydınlatıyordu.

Geride kalan yüzyıllık dönem burjuva sınıfın bilim ve üniversiteler üzerinde mutlak egemenlik kurma çabasıyla geçti. Mali ve idari kontrol mekanizmaları devreye sokularak bilim ve üniversite bağımlı hale getirildi, sadece kapitalist egemenliği olumlayan-onaylayan tez ve görüşlerin gelişmesine müsaade edildi. Buna rağmen pek çok ülkede toplumsal sorunlara ve mücadeleye kayıtsız kalmayan bilim insanları ve üniversiteler egemen sınıflarca fesat yuvaları olarak görülüp açıkça militarist anlayışla yönetilen kurumlara dönüştürüldü. Bizde 30 yıldır hüküm süren YÖK düzeni bu uygulamanın çarpıcı bir örneğidir.

Ne acıdır ki, cunta zoruyla dayatılan faşist-militarist kurum ve uygulamalar içinde geçen otuz yılda en az yıpratılabilineni üniversitelere giydirilen YÖK elbisesi oldu. Son birkaç haftadır üniversitelerde yaşanan utanç verici manzaralar bile bu tespitimizi doğrular nitelikte. Hâlbuki kuruluşundan itibaren YÖK hem öğrenci gençlik hem de diğer üniversite bileşenlerince kabul edilmedi. Otuz yıldır şu ya da bu düzeyde YÖK'ün kaldırılması, üniversitelerin demokratikleştirilmesi, bilimin özgürleştirilmesi için mücadele edildi, ağır bedeller ödendi.

Doğal olarak, "öyleyse sorun nedir?" sorusuyla yüz yüze kalmaktayız. Bu soruya hakkıyla verilecek cevap, yazımızın kapsamını fazlasıyla aşacaktır. Biz şimdilik sorunun özüne değinelim; egemen sınıfların üniversiteleri, bilimi ve gençliği denetim altında tutma konusundaki kararlılığı ile öğrenci gençlik ve demokratik, özerk, özgür, bilimsel üniversite için mücadele eden kesimlerin birlik ve örgütlülük düzeyleri orantısızdı. Öğrenci gençliğin YÖK karşıtı, demokratik üniversite mücadelesi iniş çıkışlarına karşın asıl olarak hiçbir zaman örgütlü, kitlesel bir hareket düzeyine ulaşamadı.

Bunun pek çok nedeni olmakla birlikte önemli etkenlerin başında öğrenci gençliğin ileri, politik kesimlerinin takındığı tutum ve aldığı konum gelmektedir. Demokrasi mücadelesinin örgütlü kitlelerin başaracağı bir şey olduğunu yadsıyan anlayışlar, yıllarca kendi küçük grup çıkarlarını her şeyin önüne koydular. Bugün bile (iyi niyetle de olsa) dar siyasi çevrelere mensup öğrenci grupları kendilerini öğrenci gençliğin "öz örgütü" olarak ilan edebilmekteler; sorun görülmekte ama yanlış çözümde ısrar edilmekte.

Öğrenci gençliğin YÖK düzenine karşı demokratik üniversite mücadelesi gerçekten kendi "öz örgütlenmesini" başarabildiği, tüm üniversite bileşenlerini kucaklayan kararlı bir mücadeleye dönüştüğü ölçüde başarılı olacaktır. Bu perspektifle hareket edilebilirse, toplumda demokrasi talebinin yaygınlık ve canlılık kazandığı günümüzde geçmişin derslerinden de yararlanarak demokratik üniversite hareketini örgütlemenin imkânları fazlasıyla mevcuttur.