Sıcak paranın soğuk yüzü
Türkiye'nin son yıllardaki ekonomi gündemini belirleyen en önemli kavramlardan biri 'sıcak para'. Turgut Özal'ın, Davos toplantıları ile ülkeye davet ettiği ve ekonomiyi canlandırmanın bir aracı olarak gördüğü 'kara mara, ama sıcak' para uzun zamandır ülke ekonomisinin en önemli sorunu olmaya devam ediyor.
Ve AKP'nin ekonomi politikalarına bakılırsa daha da uzun bir zaman sıcak para ile ilgili tartışmalar sürecek gibi görünüyor. Aralık ayının son günlerinde, 2011 yılı para politikasını açıklayan Merkez Bankası uzun yıllardan sonra ilk defa "sıcak para ile ilgili mücadele" cümlesini kullandı. Sonra Aralık ayının son günlerinde başbakan Recep Tayyip Erdoğan Lübnan gezisi sırasında bir "sürpriz" yaparak "Sıcak para akışını kontrol altına almak şart. Yoksa felaket olur" dedi.
1994'te, 1998'de, 2001'de, 2007 krizlerinde hep sıcak paranın yarattığı sorunlarla boğuşan bir ülkenin Başbakanı olarak "sıcak paranın felaket getireceğini" söylemek için bu kadar beklemek şart mıydı?
AKP, Özal gibi sıcak paranın ekonomide yarattığı 'sanal' bolluğu üç seçim kullandıktan sonra son aylarda birden sıcak paranın felaketlerinden dem vuran bir yönelime girdi. Oysa bugüne kadar sıcak paraya önlem konusu ne zaman açılsa hükümet temkinli konuştu. Yabancı sermayeyi 'ürkütmemek' adına özel bir düzenlemeden kaçındı. Vergi avantajları, çeşitli teşvikler yoluyla ülkeyi sıcak para için bir 'cennete' çeviren hükümet şimdi ne oldu da birden sıcak paraya karşı 'temkinli' olama zorunda hissediyor kendini? Acaba cari açıkta geçen yıla göre yüzde 277 artış olması hükümetin 'sıcak paraya' yaklaşımında bu temkinliliği tetikleyen gelişmelerden biri mi?
Başbakan'ın açıklamasının ardından Maliye Bakanı Şimşek de tartışmaya katıldı. Şimşek, "Sayın Başbakan'ın sıcak parayla ilgili açıklamalarına aynen katılıyorum. Muhtemelen genel bir değerlendirmedir diye düşünmek lazım. Biz Türkiye'nin üretim kapasitesine katkıda bulunacak, ihracat ve istihdamı destekleyen, refahın artmasına katkı sağlayan hem uzun vadeli hem de kalıcı küresel doğrudan yatırımları tabii ki tercih ederiz" diye konuştu. Böylece 'sıcak para karşıtı gibi görünen bu açıklamaların' aslında sadece göz boyamaya yönelik açıklamalar olduğu açıkladı.
Sıcak para için alınan en önemli önlemlerden birisi olana Tobin Vergisi'nin hiçbir şekilde gündeme gelmemesi başka nasıl açıklanabilir ki?
Ekonomide piyasasındaki kimi lobilerde hükümetin bu ikircikli tutumundan kendilerine pay çıkarmaya çalışıyorlar. Mesela ülkede bir devalüasyonun yılmaz savunucuları olan 'ihracatçılar' bu gurupların başını çekiyor.
Bir de "Kur Savaşları" nedeni ile ortaya çıkan 'serseri sıcak paranın' yaratacağı tahribat da hükümeti korkutmuş olabilir. Son zamanlarda ABD'nin önce 2 trilyon USD para basması daha sonra da 600 milyar USD'lik tahvil alımı yapacağını açıklaması 'sıcak paraya olan yaklaşımda hükümetin 'aklını başına alması' konusunda sıkıştırdı. Çünkü şu anda özellikle ABD'de faiz oranının sıfır gibi olması sıcak paranın Türkiye gibi ülkelerde yüzde 7- yüzde 8'lik oranlarda da para kazanması anlamına geliyor. Buda Türkiye'deki enflasyonu yukarı doğru iten bir kaldıraç görevi görüyor. Dolayısıyla yıllardır enflasyonu düşürmekle övünen AKP hükümetinin 'sıcak para' çekincesinin temelinde sıcak paranın önlenemeyen tahrip edici etkisinin yani 'soğuk yüzünün' olduğunu söylemek yanlış olmaz.