AYHAN BİLGEN YAZDI:
Hrant'ı anmak için bile biraraya gelemeyenler
Hrant sadece kendisini değil, Türkiye'de ki tüm farklı olanları tehdit edenlere karşı vücudunu siper etti. Anadolu'yu şehir şehir dolaşırken Türkleri ikna edecek bir dili geliştirmenin mümkün olduğuna inanıyordu.
Hepimiz Hrant'ı aynı pencereden okumak ve anlamak zorunda değiliz elbette. Onu kimimiz devrimci, kimimiz Ermeni, kimimiz başka kimlikleri ile ön plana çıkartmayı tercih edebiliriz. Sadece Ankara'da benim bildiğim aynı saatlerde üç farklı anma programı düzenleniyor.
Aramızdaki kavgaya O'nun katledilişinin yıldönümünü bile vesile yapmayı ben hazmedemiyorum. Üç yıl önce onun cenazesinin etrafında buluşan on binlerin, neden başka platformlarda bir araya gelmediğini şimdi daha net yorumlayabiliyorum. Örgütsüz hatta yeterince politik olmamakla suçlanan toplum kesimlerinin yeri geldiğinde ortaya koyduğu güçlü tepki, her türlü kurumsal kaygı ve örgütsel reflekse taş çıkarır niteliktedir.
Halktan kopuk tartışmalara boğulmuş ortamlarda vakit kaybetmekten bıkmış bir toplumsal bilinç gelişiyor. Her şeyin farkında olan bu dinamik gücü kuşatacak bir örgütlenme modeli ne yazık ki henüz şekillenmiş değildir. Kürt dinamizminin ortaya çıkarttığı mücadele, nasıl başka manipülasyonlarla adres değişikliğine yönelmiyorsa, Batı'daki bu potansiyel de mevcut örgütlülükler içerisinde kendini sınırlama yoluna fırsat vermek istemiyor.
Bu toplumsal sinerjiyi hala eski alışkanlıkları ile yukardan aşağıya dizayn etme çabaları her seferinde kısırlaşıyor ve dar bir alana hapsoluyor. Yerelden, toplumsal alt yapıdan başlayacak bir çalışmadan başka hiçbir toparlanma şansı olmadığını en geç anlayacak olanlar, aydınlara ve kurumlara hak ettiğinden fazla anlam yükleyerek beklenti içerisine girenlerdir.
Köşe kapmaca amaçlı örgütlenmelere dönüşmüş yapılara halkın ilgi göstermiyor olması doğru okunmalıdır. Halk kendisi için fedakârlık yapan, bedel ödeyenle, kendisi adına söz söyleme, temsil hevesine yeltenenleri ayırt edebilecek basirettedir.
Seçkinci girişimler konusunda bir süredir ihtiyatlı davranmayı hatta mesafeli durmayı tercih eden toplum kesimleri, umut ve heyecanlarının her defasında ucuza tüketilmiş olmasından yorgun düşmüştür.
Toplumsal beklenti ve derinliğin gerisinde kalmış hesaplarla kitleyi peşine takma hevesleri artık devrini doldurmuştur.
Ankara'dan, İstanbul'dan Anadolu'yu kurtarma planları yapmak yerine bizzat halkın yerel örgütlülüğünü merkeze alan, en üste oturtan bir yapılanma doğmadıkça Türkiye'de kalıcı bir demokrasi hareketi doğmayacaktır. Bu durumda da Kürt hareketi ile dayanışma içinde olup olmamak dışında bir tartışma konusu kalmayacaktır.
Kendi oturduğu mahallede söyleyecek sözü olmayanların, Kürtlere jest olsun diye verdikleri destek, Kürtler açısından ne kadar anlamlıdır bilmiyorum ama Türkiye demokratikleşmesi açısından çok ciddi bir anlam ifade etmemektedir.
Hrant sadece kendisini değil, Türkiye'de ki tüm farklı olanları tehdit edenlere karşı vücudunu siper etti. Anadolu'yu şehir şehir dolaşırken Türkleri ikna edecek bir dili geliştirmenin mümkün olduğuna inanıyordu. Yaşarken aldığı tepkiyi, gördüğü ilgiyi ölümü bir kez daha ortaya çıkardı. Halkın cenazesine sahip çıkmakta gösterdiği duyarlılıktan ders çıkarmayanlar, bari Devletin O'nu her duruşmada yeniden katletmesinden bir ders çıkarabilseler.