Kara Afrika'nın sillesi
Gerçekten halkın çıkarlarını savunan, Marksist söylemle işçi sınıfının asgari taleplerine karşılık düşen, kapitalist sistemi halkın çıkarları doğrultusunda baskılayan, mesela 'Ahlaksız gelir seviyesi sınırları' olan bir demokratik sistem hayal edelim. En üst gelir, asgari ücretin atıyorum beş katı olsun. Bu sistemde faili meçhuller olmasın, Kürtler anadillerinde eğitim görsün ve Kürt illeri iki dilli olsun, insanlar insani bir gelire sahip olsunlar, okuyup yazdığını anlama endeksi rekor üstüne rekor kırsın. Bir adım sonra insanlık âlemine geçebileceğimizi hissedelim.
Bir toplum hayal edelim, geçmişi ile yüzleşebilmeyi başarmış, paranoyaları ortadan kalkmış, ortadan yarılan kişilikleri dost ellerin şefkatiyle yeniden örülebilmiş.
Doğa ananın gırtlağını sıkmadan üretim yapabilen, ülkenin verimli topraklarının özel sermayeye peşkeş çekilmesinin önüne geçen, bütün ülkenin enerji ihtiyacının yarısını sadece güneş enerjisinden karşılamayı becerebilen bir düzen düşünebilelim. Mesela Veysel Eroğlu değil, çevre platformlarının bilge kişiliklerinden biri çevre bakanı seçilebilsin.
Toplumun hemen her kesimi her alanda kendi çıkarları etrafında örgütlenmiş olsun, kurduğu idari ve icra organları üretim, dağıtım ve yönetim işlerinde görev alsın.
Halkın talepleri ve katılımıyla yeni bir sözleşme doğabilsin, Anayasa toplumumuzun tamamını temsil eden bir metin olsun, bizimde bir anayasamız var diyebilelim. Bu toplumda insanların doğuştan devraldıkları değil de sonradan kazandıkları önem arz edebilsin.
Genç işçi, emekçi ve aydın kuşağının başı çekeceği yeni bir sendikal merkez ve politik örgütlenme seçimlere damgasını vursun. Yeni bir üretim ve bölüşüm sistemi, daha çok yoksulların korunduğu planlı bir ekonomik politik model kurulabilsin. Kimsenin aç yatmadığı, hiç kimsenin dilencilik yapmadığı bir ülke olsun.
Bütün bunlar için Kara Afrika'nın tutuşturduğu ve Suriye'ye kadar ulaşan ateşin 13 milyon insanı yoksulluk sınırında yaşayan ülkemize de varması lazım. Anadolu'nun ve Trakya'nın bir uçtan bir uca meşalelerle donandığını düşünelim.
Bütün diktatörlükler gün gelecek yıkılacaklar! Bunu söyleyen komünistler, sosyalist aydınlar, uzun süren sessizlikten sonra yeni bir heyecanla doluyorlar.
Tam otuz yıldır neredeyse kendine güvenini yitirmiş, örgütlü kitlelerin artık tarih sahnesine bir daha perdelerini açmayacağını zannedenler birden kitlelerin Tunus'ta tarihe bir hayat öpücüğü verdiğini gördüler.
On yıllardır kurulan kapitalist ideolojik hegemonya artık kırılıyor. Tekel işçilerinin ülkemizde yırtıklar açtığı 'üstünlerin' ideolojik hegemonyası, bugün Tunus halkının yaktığı ateşle büyük bir sarsıntı geçiriyor. Kuzey Afrika'da yaşananlar ezilenlere yeni bir toplum kurulabilir harekete geçin göreceksiniz mesajını verdi.
Artık kapitalist diktatörlüklerin mutlak hâkimiyetine olan inanç yerle bir oluyor. Bahtsız Kara Afrika'nın büyük insanlığa sunduğu ve 'Haydi tartışmayı yeniden başlatın korkmayın!' dediğini duyuyoruz. Ezilen sınıflar yeniden büyük bir gürültüyle tarih sahnesine çıkıyorlar.