07 Ekim 2008, Salı

Altınova'da bayram: Et ve tırnak krizi

Ayhan Bilgen / Altınova'da bir Kürt gencinin cezasını orada yaşayan bütün Kürtlere kesenler anlaşılan Başbakan'ın ulusa seslenişinden fazla bir ders almamışlar. Bayramların barış mesajını hatırlatan Başbakan, o bildik et ve tırnak örneğini verdi. Bir yandan çatışmalar devam ederken, hiçbir yetki ve sorumluluk sahibi değilmiş gibi barış ve birlikte yaşama dair süslü sözler sarf etmenin çok da karşılığı olmuyor demek ki.

-----

Bayramın ikinci günü Altınova'da yaşananlarla ilgili aldığım telefonlar üzerine, ben de ulaşabildiğim kadar, acil tedbir alınması için girişimlerde bulundum. Nihayet gece yarısına yakın bir saatte, çevre ilçe ve beldelerden getirilen ülkücü gençlerin geri çekildiği ve jandarmanın yeniden beldede sükuneti sağladığını öğrenebildik. Yıllardır yaşadıkları bir beldede geceyi evlerinin yakılması korkusuyla geçiren, işyerleri, arabaları kullanılamaz hale getirilen belde sakinlerinin telefonlarında ifade etmeye çalıştıkları duyguları kelimelere dökmeyi başaramıyorum.

Uzun lafın kısası, yine et tırnağa batınca tırnağı kesip atma yolunu seçtik. Öyle ya eti kesip atamayacağımıza göre, yaşanan her acının bedelini kolayca vazgeçilebilen taraf ödemeliydi. Et ve tırnağın bu bitmek bilmeyen hikayesi sonuçta bizi parmaksız bırakmaya doğru götürüyor ama biz h�l� yaşadığımız acılardan gereken mesajı almamakta direniyoruz.

Altınova'da herkes için çıkarılacak dersler var elbette, ama öncelikle et ve tırnak gibi zorunlu birliktelik modelleri yerine gönüllü ve eşit birliktelik örnekleri üzerinden sorunu tanımlamayı öğrenmeliyiz. Her adli vakanın bir etnik çatışmaya dönüşme potansiyeli taşıması, barış ihtiyacının sadece Kürtlerin yoğun yaşadığı bölgelerde bir ihtiyaç olmadığını göstermesi gerekiyor bir kere. Kürt sorununun bir bölgesel sorunun ötesinde boyutlar taşıdığını dikkate alarak hareket etmek zorundayız. Bu sebeple yerel yönetimlerin yetkilerinin artırılması, elbette çok önemli ve zorunlu olmakla birlikte, sorunu çözmeye tek başına yetmez.

Kürtlerin, cumhuriyetin ilk yıllarında sürgünlerle, seksenli yılların sonrasında ise işsizlik, köy boşaltılması gibi nedenlerle göç ettikleri şehirlerde sorunun çok daha ciddi olduğunu hepimiz görmeliyiz. Türkiye siyasetini tümüyle dönüştürecek açılımlar olmadıkça ne Balıkesir'de, ne Mersin ne de Konya'da huzur olmayacağını bilerek siyasal projeler geliştirilmelidir. Çatı'ya harcayacağımız enerjiyi Bölge'ye harcayalım, yaklaşımı bu açıdan doğru bir analiz değildir. Dahası bu iki konunun bir biri ile kıyaslanması yada bir birinin alternatifi gibi ele alınması bizi sağlıksız sonuçlara götürür. Kürtlerin yoğun yaşadıkları bölgelerde anadil, yönetime katılma gibi haklarını sonuna kadar kullanabilmeleri ne kadar önemli ve stratejikse, hala geçici sığınmacı gibi görüldükleri bölgelerde ayrımcılığa uğramadan, güvenlik kaygısı taşımadan yaşamlarını sürdürebilmeleri de bir o kadar öncelikli olmalıdır. Güçlü olduğunuz noktayı sağlam tutmak siyasette elbette önemlidir ama bunun zayıf olduğunuz yeri ihmale dönüşmemesi gerekir. Çocukların sevdiği ve başarılı olduğu derse çalışıp zayıf olduğu derslerden uzak durmak istemesi gibi bir psikoloji ila daha fazla vakit kaybedilmemelidir.

Gayet doğal olarak, 'Bütün ülkenin dönüşüm sorumluluğunu Kürt siyasetinin boynuna asmaya ne hakkımız var' diye sorabilirsiniz. Bu soruya kendisini muhatap görmekten kaçan, Türk solu, demokratları, dindarları, ezberlerini, dar grupçu reflekslerini devam ettiriyorsa, bunun cezasını herkesten önce Kürtler çekmek zorunda olmamalıdır elbette.

Nasıl küresel kapitalizmle 'et ve tırnak' misali ilişkimizin bedelini yoksullar olarak bizim ödemek zorunda olmamız isteniyorsa, ülke içinde de aynı denklem söz konusudur. Bize bir şey olmaz diyerek, nasıl küresel kriz fırsata dönüştürülemezse, iç politikada da çözüm geliştirilemez.

Altınova ve ABD'de başlayan krizi birlikte ele alınca aklıma ilk gelen sivil haklar hareketi oldu. Bu yazının çapı bu konuyu özetlemeye bile yetmez ama sadece şu kadarını ifade etmeliyim ki, ırkçı beyazların saldırılarına karşı kilise kökenli siyahlar, siyahlarla dayanışmayı insani bir sorumluluk olarak gören beyazlarla birlikte göğüslediler. ABD de h�l� siyahlarla beyazların kiliseleri bile ayrı. Aynı mezhebe mensup olanlar bile farklı kültürel değerleri dini törenlerinde yansıtıyorlar. Birlikte yaşamak için tek tipleşmek zorunda olmadığımızı görebilmek açısından bu örnek önemlidir. Ancak daha önemlisi bugün yaşadığı krizden çıkabilmek için halkın büyük çoğunluğunun bir siyah adaya umut bağlamasıdır.

Altınova, bize bir kez daha göstermiştir ki, ya hepimiz için özgür, eşit ve güvenli bir Türkiye'nin adımlarını birlikte atacağız ya da sorumluklarımızdan kaçarak şikayetçi muhalif dille kendimizi oyalamaya devam edeceğiz.