06 Mart 2011, Pazar

Köşe Yazarları Tutuklamaları Protesto Etti

Ahmet Şık ve Nedim Şener'in tutuklanması köşe yazarları tarafından protesto edildi. Nuray Mert ' Doğru bildiklerimizi özgürce yazmayacaksak, yazmanın anlamı yok!" diyerek yazısını yazmadı.

Ahmet Şık ve Nedim Şener'in gözaltına alınıp tutuklanması köşe yazarları tarafından protesto ediliyor. Nuray Mert  Milliyet gazetesindeki bugünkü köşe yazısında "Doğru bildiklerimizi özgürce yazamayacaksak, yazmanın anlamı yok!" başlığı atarak köşe yazısını yazmadı.

Oral Çalışlar - Radikal

"Nedim Şener, Hrant Dink cinayetinde bazı devlet görevlilerinin ağır ihmallerini ortaya çıkaran çok sayıda belge ve bilgi de yayımladı. Bu bilgiler, cinayetin bir 'devlet cinayeti' olduğu konusundaki şüpheleri doğrulayan ve polislerin, idarecilerin en azından 'ağır ihmal'ini gözler önüne seren sonuçlar doğurdu. Bu yüzden Nedim hakkında davalar da açılmıştı. Hrant Dink cinayetinin sorumluları hakkında soruşturma açılması konusu hükümet ve idare tarafından 'ağırdan' alınırken Nedim'in ve Ahmet'in baskı altına alınması, Hrant Dink cinayeti davasındaki 'devlet' tutumunun sorgulanmasını da yeniden gündeme getiriyor.

Nedim'in ve Ahmet'in bir darbecilik ve suikastlar davası olan Ergenekon davasına dahil edilmesini anlamak ve kabul etmek benim açımdan mümkün değil. "

İsmet Berkan (Hürriyet)

"Geçen hafta Ahmet Şık telefonla aradı... Halen yazmakta olduğu kitabının Soner Yalçın'da ne aradığını bilmiyordu. Kitabın konusu polis içindeki Fethullah Gülen grubuydu. Ve Ahmet, kitabının henüz düzeltilmemiş, tamamlanmamış versiyonunun nasıl olup da Yalçın'da çıktığını bilmiyor, anlayamıyordu.

Ahmet, 'Zaten' dedi, 'Şu kitap işi bir bitsin, bu bilgisayarı alıp denize atacağım.'

Ben de kendimi tutamadım, 'Denize atmak yetmez' dedim, 'Önce içinden hard diskini çıkaracaksın, büyük bir mıknatısla bir süre tutacaksın ki içindekiler silinsin, sonra ona da güvenmeyip çekiçle kıracaksın, en sonunda da denize atacaksın.'

Dün sabahtan beri düşünüyorum: Acaba bu konuşma, Ahmet'in gözaltına alınma sürecini hızlandırmış mıdır? Eğer öyleyse, ona bu aklı veren ben olduğuma göre savcılar artık benden de şüphelenmekte midir?"

Cengiz Çandar - Radikal

"Nedim Şener ile Ahmet Şık isimlerinin 'Ergenekon terör örgütü' üyeliğiyle yan yana gelmeleri imkânsız görünüyor. Niçin öyle görünüyor? Bir dizi somut veriden ötürü. Onların isimlerini, Ergenekon faaliyeti ile yan yana getirmenin imkânsızlığına işaret eden çalışmaları, yayımlanmış kitapları var.

Nedim Şener, 'Hrant Dink Cinayeti ve İstihbarat Yalanları' ve 'Kırmızı Cuma-Hrant Dink'in Kalemini Kim Kırdı?' adlı kitaplarıyla eksik de olsa Hrant Dink cinayetinin perde arkasına ışık tutan önemli katkılarda bulundu. Devletin içindeki 'ihmal' ve hatta 'suç'a parmak bastı. Ahmet Şık'ın Susurluk ve Ergenekon'a ilişkin çalışmaları ve kitapları, kendilerine yönelen soruşturmaya peşinen gölge düşürür nitelikte.

Her iki ismin, AK Parti iktidarına ve Fethullah Gülen akımına karşı oldukları bir sır değil. Ama bu suç değil. Hal böyle olunca, sabaha karşı evlerinin basılması ve gözaltına alınmaları, 'muhalefet hakkı'na ve 'basın özgürlüğü'ne karşı bir girişim olarak algılandı ve haliyle muazzam bir tepki çekti. "

Özlem Çelik- Akşam

"O Kara Perşembe, hepimizin aklından geçeni Nedim Şener söyledi... ''Türkiye'de Amerika'dan daha özgür bir basın var (!) İçişleri Bakanı'na selam olsun!''

Ahmet Şık ise polis aracına bindirilirken 'Dokunan yanar!' dedi. Kimse 'neye?' diye sormadı çünkü cevabı herkesçe biliniyor...

Soner Yalçın'ın bilgisayarında bulunan o tuhaf belge öyle şüpheli ki! Ahmet Şık bile henüz yayımlanmamış kitabının oraya nasıl gittiğine şaştı kaldı! Cemaatin son 25 yılda Emniyet'te nasıl örgütlendiğini anlatan o kitap, belli ki birilerini ürküttü...

Çiğdem Toker- Akşam

"Gazetecilik yapmanın iyice güçleştiği bir ortamdayız.

'Bi Ermeni Var' kitabı çıktığı gün Adem Yavuz'a, kargoyla Ogün Samast beresi ve mermi gönderiliyor.

Adem şu anda 5 davayla uğraşıyor. Korumayla geziyor.

Yazar Mehmet Metiner'e yönelik PKK'nın suikast planı ortaya çıkarılıyor.

Hrant Dink Cinayeti'nin aydınlatılması için gazeteci olarak en büyük çabayı sergileyen Nedim Şener gözaltına alınıyor. 'Sıra bana gelecek' diye diye üstelik...

Kontrgerilla, derin devlet ve Ergenekon davasıyla ilgili sayısız çalışmaya imza atan ve muhalif duruşuyla bilinen Ahmet Şık, itiraz ettiği 'çete' nin bir parçası olmakla itham ediliyor.

...  Ancak gelinen noktada,  bu heyecan yerini yaygın bir korkuya 'sıra bana da geliyor' kaygısına terk etti.

Kaygılananların arasında, vaktiyle bu davanın sonucunu umutla bekleyenlerin de  olması  düşündürücü değil mi? "

Melih Aşık- Milliyet

"Meslektaşlarla birlikte İstiklal Caddesi'nden yürüyoruz... Baş üstünde pankartlar:

"Gazetecilere özgürlük, Hapisler boşalsın, AKP elini basından çek..."

Ve topluca sloganlar:

"Susma, sustukça sıra sana gelecek, Faşizme karşı omuz omuza..."

Son yılların en kalabalık gazeteci protestosuna tanık oluyoruz.

Gerçi kimi katılımcılar "Ahmet Şık'ın tutuklanmasına" biraz fazla üzülmüş görünüyorlar ama... Onlar da anlayacak bir gün "demir ökçe"nin basını ezerken kuruya yaşa bakmayıp hepsini dümdüz ettiğini...

Nazım Alpman bir mini pankart hazırlamış. Şöyle diyor:

"Türkiye'de basın özgürlüğü sorunu yok

Sadece beğenmediğimiz gazetecileri içeri atıyoruz"

Umur Talu- Habertürk

"Her telefon konuşmasını, savcı ya da polise her eleştiriyi, büyük davalara dair her kuşkuyu, iktidarla ilgili her araştırmayı "zanlı" sayıp evleri, bilgisayarları, araştırmaları, haberleri, kitapları, geçmişleri tarumar edecekseniz...

Aha işte, ben de "kendimi" ihbar ediyorum:

Diğer arkadaşları çok bilmem ama...

Ahmet Şık ile Nedim Şener'e defalarca destek veren yazılar yazdım...

Onlarla bazen telefonda bu konuları konuştum...

Her ikisinin üstüne gittiği olaylarla ilgili açık yorumlar yaptım; o konularda sert eleştiriler sıraladım.

Onların basın özgürlüğü benim de özgürlüğümdür.

Onların basın özgürlüğüne kast eden, benimkine de eder.

Tut ki, hiç sanmam ya; onlar benimkine kast etmiş veya kast edenlerle dans etmiş olsa dahi!

"Press(e)"in hem "baskı" hem "basın" manasına gelmesi haybeye değil!

Basın özgürlüğünün, patrona yaranacağız diye çırpınmış kimi muayen duayenin iletişim özgürlüğü diye sulandırmasına inat; çok ciddi ve özel bir özgürlük olması da boşuna değil!"

Cüneyt Özdemir-  Radikal

"Bugün gazeteci Nedim'i terörist Nedim diye belki bize sunabilirsiniz. İkna da edebilirsiniz. Kimimiz korkudan, kimimiz içindeki şüpheyle sessiz de kalabilir, ama bu durumu dünyaya anlatamazsınız. Dünyadaki hiçbir gazeteci örgütü, Nedim Şener'in aslında terörist olduğuna inanmaz.

Nedim ile ilgili gelişmeleri seyrederken bir başka gazeteci ile ilgili haber ajanslara düştü. NTV'den yıllardır tanıdığımız Mirgün Cabas'ın da Muhsin Yazıcıoğlu'nun helikopterini telefonla arayarak düşürme iddiası ile 'şüpheli' sıfatıyla yargılanması istendi. Durumumuza gülmek isterdim, ama ağlamaktan başka çaremiz yok.

Ne yapmalıyız, söyleyin!

20 yıldır gazeteciyim. Dün ilk kez mesleği bırakmayı düşündüm. Hâlâ da düşünüyorum."

 

Bağlantılı Haberler