16 Mart 2011, Çarşamba

Halepçe'yi anmadan, Newrozu anlayamazsınız

AYHAN BİLGEN ayhanbilgen@yahoo.com

İnsanlık tarihi, devletler tarihinden ibaret değildir ama her devrin iktidar ve egemenlik hırsının insanlığa ödettiği ağır bedelin tarihidir.

Medeniyet, kültür, ahlak, politika yani insana dair üretilmiş olan her türlü değer, bu tatmin dilemez hırsın kurbanı olmuştur. Soykırımların, katliamların, nehirlerden kan ve mürekkep akan yağmaların tarihi aynı zamanda toplumlar tarihidir. İşgal eden, öldüren, esir alan, sömüren otorite, nasıl bir gücü temsil ediyorsa, tecavüze uğrayan, emeği, onuru, özgürlüğü, inancı, dili yok edilen de bir toplumsal gerçekliği ifade ediyordu.

Bu toplumsal öznenin, tarihin belirleyeni olabilmesi eğer bir ütopya ise yeryüzü cennetini sembolize eder. Ütopya, gerçekleştirilmesi mümkün olmayan değil, uğruna bedel ödenmeye değer olandır. Hayatın bu yönde şekillenmesi anlatma, ikna etme, mücadele araçlarını güçlendirme, zamanı doğru değerlendirme ile ilgilidir.

16 Mart Halepçe katliamının yıldönümü. Halepçe, sadece Baas rejiminin değil, tüm bölge ülkelerinin hatta bütün insanlığın suç ortağı olduğu bir günahın yirminci yüzyılda dışavurumudur. Bu günah insanın içindeki iktidar arzusuna dayanmaktadır.  Bazen aktif eyleme dönüşen, bazen susarak çanak tutan bu hegemonya dünyası, şimdi yeni bir kırılma süreci yaşamaktadır. Libya'ya NATO müdahalesine karşı çıkıp, çözümü sadece Kaddafi'ye nasihat etmekte gören siyaset tarzı bu bağlamda ele alınmalıdır. NATO güçlerinin şimdiye kadar girdikleri topraklarda neler yaptığı, yada Libya'da ne yapmak isteyebileceği konusunda ki haklı tespitleri, insanlığın gözü önünde işlenen katliamlara seyirci kalmanın bahanesi haline getirmek, ne ölçüde kabul edilebilir bir tercihtir?

Afganistan dramı bütün utanç verici boyutları ile devam ederken buna yönelik tek itiraz cümlesi kurmayıp, Afrika'da dışarıdan müdahaleye karşı çıkmak sadece iki yüzlülük değil aynı zamanda, yabancı düşmanlığına dönüşme potansiyeli taşıyan bir statükoculuktur.

Neredeyse halkın sokağa çıktığı her coğrafyada egemenler , "biz bu işi kendi içimizde hallederiz" söyleminin arkasına saklanarak isyanları bastırma yolunu tercih etmektedirler. "Peki, şimdiye kadar neden halletmediniz ?" sorusunun hiçbir ikna edici cevabı olmadığı gibi, emperyalistlere olan husumetleri, sadece hasımlarına verilebilecek muhtemel destekten duydukları kaygıdan kaynaklanmaktadır.

Bütün bu uzun değerlendirmeleri, Halepçe üzerine yeniden düşünme ihtiyacımızı hatırlatmak için yaptım. Irak işgal edildiğinde Kürtleri işbirlikçi olmakla suçlayanlar, Halepçe fotoğraflarına baktıklarında aynı sloganik cümleleri kurabiliyorlar mı bilmiyorum?

Dahası, Türkiye'de Kürt sorunu büyük bir  kalkışma ve toplumsal çatışma zeminine sürüklenirse, bu güne kadar sorunu diyalog yolu ile çözmeyi beceremeyenlerin,  dış müdahalelere yönelik "bağımsızlıkçı" nutuklar atmalarının bir anlamı olacak mıdır?

Newroz'un sadece coşku ve tam bir bayram havasında geçmesini istiyorsak, geri dönüşü olmayan yol kazalarına karşı gerekli tüm sorumluluğu üstlenmeyi göze almalıyız.