05 Temmuz 2011, Salı

"Tuhaf, garip, anlaşılmaz" ama gerçek!

BÜLENT ÖZÇELİK bulentozcelik@emekdunyasi.net

Kürt siyasetçilerin Kürt meselesine ilişkin olarak söyledikleri medyada genellikle, çarpıtılmış bir şekilde ele alınıyor. Son olarak Sebahat Tuncel'in sözleri çarpıtılarak verilince Tuncel buna karşı bir açıklama yapmak zorunda kaldı.

Meseleye ilişkin olarak son günlerde gözüme çarpan bazı haber başlıkları şöyleydi:

"Hasip Kaplan'dan tuhaf sözler."

"Demirtaş'tan anlaşılmaz çıkış."

"Sebahat Tuncel'den garip açıklamalar."

Esasında Kürt siyasetçiler soruna ilişkin eskiden beri söyleyegeldikleri düşünceleri, belki biraz daha netleştirerek ifade ediyorlar.

Hasip Kaplan,  Kürt sorununun çözümü için "dağdakilere yönelik somut bir adım atılması" gerekliliğini ortaya koyunca bu, ana akım medyaya "tuhaf" gelebiliyor.

Sebahat Tuncel "Kürt sorununun çözümü için demokratik özerkliğin tartışılması" gerektiğini söyleyince, bu açıklamayı "garip" buluyorlar.

Ya da Selahattin Demirtaş, Hatip Dicle'nin vekilliği konusunda somut bir adım atılmadığı sürece boykota devam edeceklerini söyleyince medya, bu açık ifadeyi "anlaşılmaz" buluyor.

Elbette anlıyorlar; ama en iyi bildikleri şey çarpıtma, manipülasyon, yalan olup Kürtlerin talepleri de artık çok somut bir şekilde ifade edilince, buna karşı geliştirecek bir yanıt bulamayınca, ya da ayrımcı-ırkçı zihniyetlerini açıkça ortaya koyamayınca birden bütün açıklamalar onlara "tuhaf, garip, ilginç, anlaşılmaz, beklenmedik" geliyor...

Uzun bir alıntı yapmak pahasına, Sebahat Tuncel'in sözlerinin çarpıtılması üzerine yaptığı açıklamayı buraya almak istiyorum: "Orada dikkat çektiğim nokta, bu ülkede yaşanan acılı kayıplardır. Binlerce asker ve dağdaki genç bu savaşta yaşamını yitirmiştir. Bu acı kayıpların bir daha yaşanmaması için herkesin ortak bir barış mücadelesi yürütmesi, özellikle de kadınların örgütlü mücadelesinin bir zorunluluk olduğunu dile getirdim. Kadınların mücadelesi hem erkek egemenliğine karşı hem de savaş politikalarına karşı örgütlü bir mücadeledir. Örnek alınması gerekenin bu olduğunu söyledim. Konuşmamın içeriği ve özü budur. Ama ne yazık ki, bir kısım medya sorma gereği dahi duymadan, yalan yanlış haberlerle, çarpıtılan sözlerle bir karalama kampanyası başlatmıştır. Kamuoyunun yeni kriz ve gerginlik yaratacak, çatışmalı süreci derinleştirecek bu tür provokatif haberler karşısında duyarlı olması ve dikkate almaması büyük önem taşımaktadır. Acılar hepimizin ortak acısıdır. Asker annelerinin de, gerilla annelerinin de acısı hepimizindir. Biz bu acıların bir daha yaşanmaması, barışın örülmesi, Kürt sorununun demokratik, barışçıl yöntemlerle çözümü için mücadele veriyoruz.  Bu mücadelemizi demokratik zeminde kararlı bir biçimde sürdürmeye devam edeceğiz.Bizim bu çabalarımız karşısında siyasi krizlere yeni krizler eklemenin, gerginlikleri ve çatışmayı tırmandırmanın, krizi derinleştirmenin kimseye faydası yoktur."

Bu sözlerin anlaşılmayacak bir tarafı var mı?

 

İktidara hakikati söylemek...

Edward Said, entelektüellerin aşırı hatalar yapan iktidara yaltaklanarak hizmet ettikleri için entelektüel vasıflarını yitiren profesyoneller değil, iktidara hakikati söylemelerini sağlayan alternatif ve daha ilkeli bir duruşu olan entelektüeller olduklarını vurgular.

Entelektüel müdahalenin yapılışı konusunda entelektüelin bir dağa ya da kürsüye tırmanıp yücelerden atıp tutmayacağını ifade eder. "Tabii ki söyleyeceklerinizi en iyi nereden duyulacaksa oradan söylemek istersiniz; ayrıca söylediklerinizi süregelen, fiili bir süreci, sözgelimi barış ve adalet davasını etkileyecek bir biçimde temsil etmek istersiniz. Evet, yalnız başına konuşur entelektüel, ama ancak kendisini bir hareketin gerçekliğiyle, bir halkın özlemleriyle, müşterek bir idealin peşinde hep beraber koşanlarla birleştirdiğinde yankı bulur sesi.

Savaşın "profesyonel"lerine karşı halkın barışı!

Savaşın "profesyonel"leri için bu sözler "tuhaf, garip, anlaşılmaz ve tehlikeli" olabilir. Ama barış ve adalet isteyen bir halkın vekili söylüyorsa bu sözler çok anlamlıdır.

İktidara yaltaklanarak hizmet ettikleri için savaş düzenine hizmet eden "profesyonel"lere karşı mücadele, savaşa karşı barış ve adalet için verilen mücadelenin önemli bir parçası olmalıdır.