21 Temmuz 2011, Perşembe

"Vücudunun %70'i su olan bir canlının nasıl olur da içi yanar?"

ARDIL BAYRAM ŞAHİN sahinb01@gmail.com

Gündem yoğun. Her birine ayrı kelamlar söylemek farz mahiyetinde. Olağanüstü bir dezenformasyon, olağanüstü bir milliyetçilik bombardımanı mevcut. 13 askerin, TSK tarafından öldürüldüğü gibi bir durum günlerce medyayı meşgul etti. Sonunda TSK yazılı bir açıklama yaptı. "Medya artık PKK taraflı haberler yapıyor. Bizi üzüyor ..." minvalinde.

13 askeri kim nasıl öldürdü? TSK'nın ruh halinin göz önüne serilmesi açısından önemli olsa da, bu savaş hali sürdüğü müddetçe bu ölümler artarak devam edecek.
PKK ateşkes halide iken, o askerleri PKK'ye karşı saldırtan kim? TSK.

Yüce Türk milletinin bekası için saldırtmıştır zaten, o tartışılmaz(!).

Lakin, ben 13 askerin ölümünden ziyade, ortada barışa meyyali olan, ateşkesini devam ettiren bir PKK varken neden hala 20 insan ölüyor sorusunu sormak niyetindeyim. TSK'nın kendi hırslarından, askerlerini bile öldürebileceği inancımı saklı tutup, hiç orayı kaşımamak niyetindeyim. Temiz bir niyet.

Askerler, az önce öldürdükleri 16 yaşındaki Gökhan'ın cansız bedenini taşırken...Velhasıl, bu hırsın kötücül bir hırs olduğu aşikar. Bu hırs paranoyakça bir hırs. Hastalıklı ve kanlı.

Bu hırs çocuğunu öldüren babanın, karısını döven erkeğin hırsı. Daha ötesi.

Elbet bu hırs, bir gün kendi kafasına da sıktırır insanın.

Pompalanan bu milliyetçiliğin sebebiyet verdiği paranoyak haleti ruhiyenin verdiği dehşet derecede endişe halini bypass etmek için, elindeki tüm imkanı kullanarak kime niye ateş ettiğini, kimi niye öldürdüğünü dahi bilmeden dehşetler saçıyor.

Medyanın da katmerlediği bu haleti ruhiye, vücutta eksikliği sorun yaratacaktır düsturuyla yurdum vatandaşlarına milliyetçilik pompalanıp, onların da bu paranoyaya, bu hastalığa eşlik etmesini sağlıyor. Kürt işçilerin linç edilmesi, Kürtçe şarkı söyleyen sanatçıların yuhalaması, BDP binalarının taşlanması, Zeytinburnunda yaşan Kürtlerin evlerinin taşlanması ise bu pompalanan milliyetçiliğin hayattaki iz düşümü. Medyanın amplitüdünü arttırdığı bu duygu durum bozukluğu, ertesi gün yine medyaya farklı bir boyutta haber niteliğinde. Bir nevi medyamız da sağ olsun, kendisi pişiriyor kendisi yiyor.

İşte en açık örneklerinden biri ve bu yazının yazılmasına neden olan ölüm: "Terörist sanılan genç, asker tarafından öldürüldü".
Sanmak. Sanı. Varsanı. Hezeyan.

Samsun'da civar köye düğüne giden 16 ve 18 yaşlarında iki kardeş, düğün dönüşü araç olmamasından dolayı yürüyerek arazi yolundan köylerine dönmek istedi. Terörist sanılan kardeşlerden 16 yaşındaki Gökhan asker kurşunuyla olduğu yerde öldü. Ne olduğunu anlamayan abisi Habip ise, kurusıkı silahıyla havaya ateş etti. Sanırım bu sahneden kim kimi terörist sandı, muallakta.
Yaşamını şans eseri yitirmeyen,terörist olmadığını karakola anlatmak için uğraşan, kardeşinin ölü bedenini taşımak zorunda olan Habip o anki korku anlarını anlatırken bakın ne diyor:

"Paşapınar'ı köyüne kardeşimle birlikte düğüne gittik. Düğün bittikten sonra araba bulamadığımız için evimize yürüyerek dönmek istedik. Jandarma olayın meydana geldiği bölgede teröristlere pusu kurmuş. Bizim haberimiz yoktu. Bize kimse hiçbir 'dur' çağrısında bulunmadı. Birden ateş etmeye başladılar. Kardeşimi iteleyip yere yatırdım. Bende yattım. Sonra bir el havaya ateş ettim. Ama önce jandarma bize ateş etti"

Anlaşılan şu ki, Türkiye'de asker paranoyakça "terörist" avına çıkıyor. Bu paranoyanın doğurduğu hırs ise hiç yararlı bir ruh hali değil. Bu hastalıklı durum devam ederse, Türkiye bu hırsla fazla yaşamaz. Kendini yer.

Yine geçen yıl, hatırlarsanız buna benzer bir olaya daha tanık olmuştuk. Hatay'da kekik toplamaya çıkan köylüler yine aynı "sanrı"larla öldürülmüştü.
Ya da geçen yıl ölen Ceylan Önkol'u hatırlayalım

Bu tekçi zihniyet, içselleştirdiği kanlı hırsı bırakmadığı müddetçe bu sanrılar devam edecek. Sivil halk askerin hezeyanlarına kurban olacak. Bizim de burada içimiz yanacak.

Ne demişti Ece Ayhan: "Vücudunun  %70'i su alan bir canlının nasıl olur da içi yanar?". Yanıyor işte.
Yakanlar utansın.