DTK'dan 5 adımda çözüm önerisi
DTK 5. Genel Kurulu'nda, Kürt sorununun çözümü için 5 adımlık çözüm önerisi yapıldı. Beş öneri şöyle: Yeni anayasa için aktörler irade beyanında bulunmalı, yol haritası hazırlanmalı, Sayın Öcalan'ın koşullar düzenlenmeli, eylemsizlik ilan edilmeli ve operasyonlar durdurulmalı, Meclis inisiyatif almalı.
Demokratik Toplum Kongresi (DTK) 5. Genel Kurulu başladı. BDP Diyarbakır İl binasında Vedat Aydın Konferans Salonu'nda yapılan genel kurula, DTK Eşbaşkanları Ahmet Türk ile Aysel Tuğluk, BDP Eş Genel Başkanları Filiz Koçali ile Hamit Geylani, BDP'li milletvekilleri, sivil toplum örgütü temsilcileri, aydın, yazar, gazeteci ve kanaat önderleri ile halk delegelerinin de aralarında bulunduğu 850 delege katıldı. "Demokratik Özerklikle, gönüllü demokratik birlikteliğe doğru yol alıyoruz", "Demokratik Özerkliği emek ve inançla kadın mücadelesi ile yükselteceğiz" pankartlarının asıldığı konferans salonunda, divanın bir tarafına Diyarbakır'a bedenini ateşe veren Mustafa Malçok, diğer tarafına da Muş'un Bulanık İlçesi'nde 14 Temmuz'da bedenini ateşe veren Evrim Demir'in posteri, salonun sağ tarafına ise üzerinde Kürt önderleri Şeyh Sait ile Seyit Rıza, PKK'nin öncü kadrolarından Kemal Pir ile Mazlum Doğan, bedenini ateşe veren Zekiye Alkan ile İran operasyonunda yaşamını yitiren HRK'lilerin fotoğraflarının yer aldığı pankart asıldı. Divan seçiminin ardından DTK Genel Kurulu, demokrasi mücadelesinde yaşamını yitirenler anısına yapılan saygı duruşu ile başladı.
TÜRK: KÜRTLER, ÖZERKLİĞİ FİİLEN GERÇEKLEŞTİRMEKLE KARŞI KARŞIYA KALMIŞTIR
Açılış konuşmasını yapan DTK Eşbaşkanı Ahmet Türk, 14 Temmuz'da ilan ettikleri Demokratik Özerkliğin Kürt halkına ve tüm Türkiye hallarına hayırlı olmasını dileyerek konuşmasına başladı. Kürt halkının Türk halkı ile birlikte gönüllü birliktelik için muazzam bir çaba sarf ettiğini ifade eden Türk, "Bugün de halkların kardeşliği ve gönüllü birlikteliğin sağlanması için çaba sarf ediyoruz" dedi. Demokratik Özerkliğe ilişkin yapılan tartışmalara dikkat çeken Türk, "Demokratik Özerklik ne olduğunu çok iyi biliyoruz. Bütün dünyada çift hukuklu yapıya geçilmesidir. Yani anayasal güvenceye alınarak burada Kürtlerin yaşadığı ve yetkilerin yerel yönetimlere devredilmesi anlamına geliyor. Bütün çabalarımıza rağmen gerçekten görmemezlikten gelindi. Bugün Kürtler Demokratik Özerkliği fiilen gerçekleştirmek durumuyla karşı karşıya kalmıştır. Bu bir ayrışma ve bölünme değil. Tam tersine halkların kardeşliği üzerinden yeniden tesisidir. Kürt ve Türk halkının ortak geleceği ortak bir şekilde özgürce kurmanın çabasıdır. Demokratik Özerklikle başlayan süreçler yeni yapılanmayı da beraberinde getirecek" dedi.
'ÖZERKLİK TARTIŞMALARI FARKLI NOKTALARA ÇEKİLMEK İSTENİYOR'
Modele ilişkin gereksiz tartışmalar içine girildiğini ve tartışmaları farklı noktalara çekmek isteyen kesimlerin olduğunu dile getiren Türk, "Demokratik Özerklik tabii ki bazı kültürel sosyal ekonomik alanlarda yetki devri olacaktır. Ama sanki vergi toplayacakmışız gibi bir anlayış doğru değildir. Bugün halklar, geçmişte olduğu gibi tekçi ırkçı bir zihniyeti kabul etmez. Bütün bu acılardan sonra hiçbir şey değişmeyecekmiş gibi Kürtlere yaklaşırsanız sadece Kürtler kaybetmeyecek bütün Türkiye kaybedecektir. Bu nedenle gösterdiğimiz refleks Kürt halkının taleplerini bugüne taşımamız birilerinin süreci yeniden değerlendirmesi için bir şans olarak değerlendirilmelidir" dedi. Türk, "Demokratik Özerkliğin ilanı ile birlikte oluşturacağımız komisyonlar yapacağımız çalışmalarımızı sürdüreceğiz. Bir kararlaşma olmuşsa bu kararlaşma doğrultusunda bunu halkımızın belleğine işlemek ve bunun öncülüğünü yapmak konusunda herkese önemli görevler düşmektedir. Geldiğimiz aşamada halkımızın istemlerini gerçekleştirmeye yönelik bir çabanın öne çıkması gerekiyor" dedi.
TUĞLUK: ÇÖZÜMÜ TARTIŞMAK İÇİN DİYALOGA HAZIRIZ
Ardından konuşan DTK Eşbaşkanı Aysel Tuğluk, "Kürt meselesi 90 yıllık çok kanlı çok acılı bir isyan ve inkar sürecinden, tarihinden sonra kırılma anı olarak adlandırabileceğimiz bir yol ayrımına gelip dayanmıştır" diye konuştu. Tuğluk, "Bu mesele ile ilgili sözü ve eylemi olan herkes her aktör tüm kurum ve şahsiyetler 12 Haziran seçimlerinden sonra bu ara dönemde düşünme imkanı olan hesabını kitabını yaparak, gücünü ve güçsüzlüğünü bilerek yeni bir tarihsel süreç için kararını verecektir. Önümüzde iki seçenek duruyor. Kürt meselesi ya şiddet çatışma zemininde aynı şekilde sürdürülecek ya da anlamlı bir mücadele, eşit, özgür bir birliktelik yoluna gidilecektir" dedi. "Kürt ve Türk ilişkileri yeniden tanımlanacaktır" diyen Tuğluk, "İç ve dış tüm koşullar yeni sürecin başlamasını zorunlu kılıyor. Çözümsüz çözümsüzlük ikileminde değiliz. Çözüm mutlaka olacaktır. Önüne geçilmez bir süreçtir. Tarafların sorumluluğu tarihi niteliktedir. Artık karar vaktindeyiz. Kürt yapıları onurlu bir barışa demokratik bir çözüme, çözümü tartışmak ve müzakere etmek için diyaloga hazır olduğumuzu bütün kamuoyuna duyuruyorum" dedi.
'KÜRTLER BU SAATTEN SONRA KAYBETMEZ, KAYBETTİRECEK GÜCÜNE SAHİPTİR'
"Bakmayın Başbakanın 'silah bırakmazlarsa şiddeti devreye sokarız' dediğine çözümün dayandığını oda biliyor" diyen Tuğluk, "Sadece Kürtler zarar görmez. Başbakanın bu açıklamalarının bizden yana bir manası bir karşılığı yoktur. Kürtler bu saatten sonra kaybetmez, kaybettirecek gücüne sahiptir. Hepimiz iyi biliyoruz ki çözümsüzlüğün maliyeti katlanabilir düzeyden çıkmıştır. Müzakere ve çözüme hazırız ve kararlıyız. Bunun için gerekli olan yolu siyaset dilini göstereceğimizden kimsenin şüphesi olmasın. Bunun için kimsenin lütfuna el açmıyoruz. Bize saygı gösterilmesini ve bunun kabul edilmesini beklemek bizim hakkımızdır. Kimse tahrik olmasın. İnkar bitmişse Sayın Öcalan ile bir müzakere düzeyi yakalanmışsa bu halkımızın mücadelesi sonucu kazanılmıştır. Bu bir zafer nutku değildir. Gerçeğin objektif tespitini yapıyorum" dedi.
'DEVLET KİMSE İLE MASAYA OTURMAZ' AKLININ BEDELİNİ KÜRT VE TÜRK ÇOCUKLARI VERİYOR'
Başbakan Erdoğan'ın kafasının karışık olduğunu belirten Tuğluk, "İnkar ve ikrar arasında gidip geliyor. Biz çözümden bahsediyoruz, kendisi hala sorunu tanımlamaya çalışıyor. Bu devletin aklın tutuculuğu ve doğmatizmi nedeniyledir ki can kaybediyoruz. 'Devlet kimse ile masaya oturmaz' aklının bedelini, maalesef Kürt ve Türk çocukları veriyor. Ret ve inkar politikalarını Başbakan sonlandırmamış varlığımızı kabul etmek zorunda kaldı. Çünkü bu halk direndi ve korkunç acılar yaşadı" dedi. Tuğluk, "Kimsenin bize bahşettiği bir şey yoktur. Bütün olumsuzluklara rağmen Sayın Öcalan ve Kürt siyasi hareketi olmak üzere devletin kimi kurumları, STK'ların, aydın ve şahsiyetlerinin yine halklarımızın çoğunluğunun eğilimi çözüm yönlüdür. Bu barış adına önemli bir şanstır. Bizim açımızdan asıl muamma AKP'dir. Risk taşıyan AKP'nin iktidar anlayışıdır" dedi. Irkçı saldırılara dikkat çeken Tuğluk, "Şarkısını kendi diliyle söylemek isteyen Aynur Doğan'a İstiklal Marşı ile cevap veriliyor, Leyla Zana'yı programına çıkarmak isteyen Banu Güven'in programına son veriliyor. Tüm bunlar ümmetçi anlayışa sahip olan bir siyasi anlayışın 10'uncu yılında gerçekleşiyor" dedi.
'AKP'NİN BU TARZI SÜRERSE, KÜRTLERE SADECE DİREMEK KALIR'
"Bu iktidar ve hegemonyacı siyaset tarzına karşı direnmekten başka bir tutumumuz olmayacaktır" diyen Tuğluk, "Sadece KCK operasyonu ile binlerce Kürdün tutuklu olması neredeyse askeri darbe dönemlerini aratıyor. Ha askeri darbe dönemi ha AKP'nin iktidarcı siyaset tarzı. Kürtler için birinin diğerinden bir farkı yoktur. Eskiden askerdi şimdi polis operasyonu ile yapılıyor. Neyi kabul edelim neden kabul edelim? Bölgede yaşanan son 6 aylık hak ihlalleri raporunu lütfen okuyunuz. Çoluk çocuk, kadın, BDP'li, köylü, herkes ölüyor vuruluyor, dövülüyor. Artık ne olsun Allah aşkına onurumuza dokunuyor artık. 'Neden Özerklik' diyenlere diyoruz, işte bu yüzden Demokratik Özerklik. Onurumuza dokunuluyor. Kabul edilmiyoruz, teslim alınmak isteniyoruz, eşit görünmüyoruz. AKP'nin bu tarzı sürerse, değerli bilgemiz Apê Musa'nın dediği gibi Kürtlere sadece diremek kalır" dedi.
'GEÇİŞ SÜRECİNDEYİZ, RİSKİ KALDIRMAK AKP'NİN ELİNDEDİR'
"Geçiş sürecindeyiz riski kaldırmak AKP'nin elindedir" diyen Tuğluk, "Bundan sonra esas tartışma ve mücadele konusu sorunun nasıl tartışılacağına dair olacaktır. Kürtlerin cevabını aradığı soru şudur, Kürtlerin meşru taleplerini kabul etmek kadar bu taleplere anayasal güvencelerle karşılık verecek midir? Kürtlerin statüsü ne nasıl olacaktır. Başbakan'ın artık dinlemekten sıkıldığımız 'tek millet, tek dil' söylemi aşılması gereken totaliter bir yaklaşımdır. Risk alanını daraltacak güven verecek kısa vadeli bir yol haritasının uygulanması gerekmektedir" dedi. Tuğluk, "Sorumluluk AKP'nindir. Yüzde 50 oy almış bir iktidar çözüm yaklaşımına sahipse bizim için muhataptır. Temel ilke karşılıklı iradeyi tanıma ve kabul etmedir. Çatışma değil uzlaşma istiyoruz. Bunun için siyaset kurumunun meşru ve sivil bir kurum olarak düzenlenmesinden yanayız" dedi.
'DEVLETİN SALDIRILARA KARŞI, TOPYEKUN MOBİLİZASYON HALİNDE OLURUZ'
Mücadelelerini kararlılıkla sürdüreceklerini ifade eden Tuğluk, "Bilinmelidir ki bu faşizme karşı var oluş mücadelemizi ve direnişimizi çok daha kararlı bir şekilde sürdürürüz ve kendimizi savunuruz. Bu bir tehdit değil, siyasete, değişime ve diyaloga bir çağrıdır. Siyasete siyaset yaparak karşılık veririz. Ama devletin saldırılara karşı da topyekun mobilizasyon halinde oluruz, demek istiyoruz. Nasıl ki Başbakan sürekli çarpışa çarpışa var olduk diyorsa biz de AKP hegemonyasına karşı direniriz. Sürekli varlığımız meşruiyetimiz tartışılıyor, yetmiyor tutuklanıyoruz. Biz de buna karşı var oluş mücadelesi veriyoruz. Özü aynıdır. Özellikle liberal basının bizi daha objektif değerlendirmelerini isterdik. Bizi tanımadan değerlendirmek olsa olsa ideolojik ve propagandatik bir yaklaşım olur" dedi.
Basında KCK, BDP, DTK, PKK'ye yaklaşımına dikkat çeken Tuğluk, "Bu doğuştan gelen biraradalığımıza tepkiyle, şiddetle karşılık vermek sorunu çözmez aksine derinleştirir. Gerçeğimiz budur. Tarihsel, toplumsal bir parçada örgütsel şekillenmemiz böyledir. Sayın Öcalan ne kadar BDP'nin içindeyse BDP de bir o kadar DTK'nin hatta KCK'nin içindedir. Bunun yasalar karşısında bir meşruiyeti olmayabilir ama Kürt toplumunda en meşru var oluş biçimidir. Devlet Sayın Öcalan'ı dikkate alıyor, hatta önemsiyor. Bizim buradaki farkımız kurduğumuz sempatiklik ilişkisidir" dedi. Tuğluk, "Başbakan'ın KCK ile bir hesabı varsa, Kürt siyaseti ile bir hesabı varsa bunu siyaset alanında Meclis zemininde yapmalı polis ve yargı ile yapmamalıdır. Eğer çözüm istenirse buna hazırız ama karşılığı da bir çözüm programı istiyoruz" dedi.
Demokratik Özerkliğin bir irade ve tercihin beyanı olduğunu ifade eden Tuğluk, "Kürt meselesi eğer gerçekten çözüm sürecine sokulmak isteniyorsa kimi pratik adımların atılması gerekiyor. PKK ayrı Kürt sorunu ayrı ayrımından, 'açılım da yaparız operasyon da yaparız' yaklaşımından vazgeçilmelidir. 'Silah bırakmazlarsa barış olmaz, masaya oturulmaz' ısrarı ve dayatması bir güven inşa edilmeden bunun talep edilmesi gerçekçi değildir. Bu klasik devlet anlayışından vazgeçilmelidir. Kürt siyasetini karşı karşıya getirme yaklaşımdan vazgeçilmelidir" dedi.
Tuğluk 5 adımlık bir sürecin gelişmesi gerektiğini belirterek, önerilerini şöyle sıraladı:
* Demokratik ve anayasal çözüm için ilgili her aktör net bir ifadeyle irade beyanında bulunmalı, tutum belirlemelidir.
* 1 Ağustos-1 Ekim tarihleri arasında uygulanacak kısa vadeli yol haritası hazırlanmalı ve işlevli hale getirilmelidir. KCK tutuklularının bırakılmasından TMK değişikliğine kadar idari ve yasal düzenlemelerden ibaret olmalıdır.
* Sayın Öcalan'ın süreci hakim ve müdahil olması için koşullar düzenlenmelidir.
* Eylemsizlik ilan edilmeli, operasyonlar durdurulmalıdır.
* Meclis inisiyatif alarak demokratik ve anayasal çözüm için katılımcı bir yöntemle çalışmaları 1 Ekim tarihi itibariyle başlatmalıdır
'MÜCADELE ETMEK KADAR BEDEL ÖDEMEYE DE HAZIRIZ'
Tuğluk, son olarak şunları söyledi: "Hakaret ve saldırıları da not ediyoruz. Bunlara karşı kendimizi korumayı, bildiğimizi söylemekle yetineceğiz. Zayıf, güçsüz, çaresiz hiç değiliz. 40 bin canını vermiş bir halkın temsilciyiz. Mücadele etmek kadar bedel ödemeye hazırız. Kefaleti kadar onurlu bir barış olsun ötesine kimse razı olmaz. Biz cenazelerin arkasında değil önüne geçmek istiyoruz. Bunun için özveriye hazırız. Yeter ki bir irade beyanı olsun. Bu süreci öncekiler gibi heba etmeyelim" dedi.
Konuşmaların ardından toplantıya ara verildi.