16 Kasım 2008, Pazar

Kadınlar krizi konuştu

‘Kadınlar Krizi Konuşuyor’ başlıklı sempozyumda bir araya gelen kadınlar krizin kadınlara etkilerini ve krize karşı yapılması gerekenleri konuştular. Hava-İş, Petrol-İş, Tekgıda-İş Sendikaları ile Toplumsal Araştırma ve Eğitim Merkezi (TAREM)’in ortaklaşa düzenlediği sempozyum Petrol-İş Sendikası’nın toplantı salonunda gerçekleşti. Sempozyuma kadın hareketinde yer alan kadınların yanı sıra, akademisyen, sendikacı ve Kent Gıda işçisi kadınlar ile Deri-İş’te örgütlendiği için işten çıkartılan ve 136 gündür direnişini sürdüren Emine Arslan da katıldı.

-----

Ölümüne çalışanların yanına borçlananlar eklendi

Krizin kendisinin ve kadınlar üzerindeki etkisinin konuşulduğu TAREM Kadın Çalışmaları Koordinatörü Boran Başak Koç’un kolaylaştırıcılı yaptığı ilk bölümde, krizin iktisadi temellerini kadınlarla paylaşan Dr. Yelda Yücel, ev kredileriyle tetiklenen sürecin tüm dünyaya yayıldığına değinerek ileride neler yaşanacağını anlattı. Verilen ev kredilerinin sonucunda ev fiyatları arttıkça borçlanmaları da artan Amerikalı yoksulların borçlarını ödeyemediğini anlatan Yücel, Amerikan bankalarının bu ipotek kredilerini yatırıma konu ettiklerine değindi. Ödenememesi neredeyse kesin olan bu kredilerin yatırıma dönüştürme hamlesinin krizi tüm dünyaya yaydığını söyleyen Yücel, bunun dünyada ölümüne çalışan yoksul kesimin yanına borçlanan yoksulları eklediğine değindi. “En az iki yıl sürecek bir resesyon dönemine giriyoruz” diyen Yücel, yoksulluğun şiddetleneceğini ve Keynesyen metodlara geri dönüleceğini sözlerine ekledi.

Kadın düşmanlığı bir istihdam politikası

Kriz dönemlerinde kadınların işgücüne katılım oranının daha da azaldığını belirten Prof. Dr. Nurcan Özkaplan ise ücretli-ücretsiz proleterleşme sürecinin yaşanacağını belirtti. Kadın düşmanlığının bir istihdam politikası olarak güdüldüğünü sözlerine ekleyen Özkaplan, kadınların işsizlik pratiğinin erkeklerden daha fazla olduğunu söyledi. Beyaz yakalı çalışanların da krizden etkilendiklerini belirten Özkaplan, işçileşme süreci yaşayan bu kesimin mavi yakalı işçilerle kader birliği yaşacağını ifade etti.

Nasıl yaşamak istediğimizi konuşmalıyız

Kapitalizmin kendisinin eşitsizlik üzerine kurulu bir sistem olduğunu söyleyerek sözlerine başlayan Doç. Dr. Şemsa Özar, “Biz nasıl yaşamak istiyorsak onu konuşmamız lazım” dedi. Özar, haftada ortalama 55 saat çalışmanın kamu sektöründe 45 saat, ama özel sektöre 75 saat çalışmak demek olduğunun da altını çizdi.

Desa direnişçisi Emine Abla: Emekçilerin birlik olması lazım

Krize karşı kadınların neler yapacağının konu edildiği sempozyumun ikinci bölümü Desa Deri direnişçisi Emine Arslan’ın konuşması ile başladı. Deri-İş Sendikası’nda örgütlendiği için işten atılan Emine Arslan direnişinin 136. gününe geldiğini belirterek maruz kaldığı baskıları anlattı. Fabrika önünde bekleyişinin çevik kuvvet ve Desa patronu tarafından engellenmeye çalışıldığı anlatan Arslan, fabrikada çalışan işçilerin de sürekli gözetim altında olduğunu, kendisiyle görüştürülmediklerini söyledi. Arslan, patronun kendisini sendika aleyhine dava açmaya zorlaması ve direnişi bırakıp göç etmesi karşılığında para teklif etmesini kabul etmediğini belirterek direncini kıramayacaklarını ifade etti. Arslan sözlerini şöyle noktaladı: “Git, evinde yemeğini yap, bulaşığını yıka diyor, ben de dedim ki yemek yapacak param mı var. Bu sene 80 milyar ciro yaptım diyor, peki biz işçilerin cirosu nerde? İşçilerin emekçilerin birlik olması lazım”

Deri-İş Sendikası Örgütlenme Uzmanı Nuranç Gülenç ise sendika olarak Emine Arslan’ın hep yanında olduklarını şu sözleriyle anlattı: ‘Biz, tek kadınla direniş mi olur, demedik. Açalım davasını yeter, diyebilirdik. Ama o zaman Emine abla, Emine abla olmazdı. Biz bu direnişi sahiplendik.‘

“Ev eksenli çalışma bitmeyecek”

Ev eksenli çalışma üzerine konuşma yapan Yıldız Teknik Üniversitesi’nden Doç. Dr. Asuman Türkün, ev eksenli çalışanların işçi olarak görülmesi gerektiğini kaydetti. Kayıt dışı firmaların sayısının çokluğunun ev eksenli çalışmanın da çokluğuna işaret ettiğini belirten Türkün sendikaların yüzlerini sınıfın bu kısmına dönmesi gerektiğini kaydetti. Kriz dönemlerinde ev eksenli çalışmanın birçok ailede tek geçim kaynağı olduğunu belirten Türkün, kentsel dönüşüme de değindiği konuşmasında ev eksenli üretimin daha çok İstanbul’un dönüşüme uğratılan gecekondu kesimlerinde yapıldığını ama üretimin bu fason bağlantılarıyla birlikte kentin dışına çıkarılamayacağını belirtti. Türkün kentsel dönüşümün mahalle halkının kentte kurduğu bağı zayıflatacağına değinerek, bu bağların sayesinde iş bulan kadınların işsiz kalacağını söyledi.

“Sendikaların kadınları örgütleme stratejisi olmalı”

Kocaeli Üniversitesi’nde Yrd. Doç. Dr. Betül Urhan ise sendikaların krizine vurgu yaptığı konuşmasına ‘Ekonomik krize, krizde olan sendikalar çözüm üretebilecek mi?” sorusuyla başladı. Sendikaların üye kaybettiğini söyleyen Urhan, geleneksel yöntemlerle krize çözüm üretilemeyeceğini belirtti. Urhan, kadınların anne veya eş olmaktan kaynaklı sendikal faaliyetlere katılamadıklarını belirterek, işin ve ev işinin yanında sendikal faaliyette bulunmanın kadına üçüncü yük olarak bindiğinin altını çizdi. “Sendikaların katı ve hiyerarşik yapıları, kadınların bu yapılara girmesine engel oluyor” diye konuşan Urhan, kadınların örgütlenmesi meselesinin sendikaların ilgi alanlarına girmediğini ifade etti. Kadın örgütlerinin sendikalara neden mesafeli olduğunu soran Urhan, sendikaların da kadınları örgütlemeye yönelik olarak kadın örgütleriyle ortak stratejiler geliştirmesi gerektiğini kaydetti.

“Sendikacı kadınlara sahip çıkılmalı”

Sempozyumun ikinci bölümünde söz alan Hava-İş Genel Başkan Yardımcısı Eylem Ateş ise sendikaların 12 Eylül sonrası ve günümüzde devam eden saldırılara karşı ayakta durmalarının zorluğundan bahsetti. Önümüzdeki kriz döneminin bunu daha zorlaştıracağına dikkat çeken Ateş, krize karşı mücadele programlarına da değinerek kadın vurgusunun eksikliğinden şikâyet etti. Kadın hareketi temsilcilerinin sendikaların kapısını zorlaması gerektiğini söyleyen Ateş, sendikacı kadınlara da sahip çıkma çağrısı yaptı. Ateş, krize karşı kadın dayanışma hattının kurulması gerektiğini de sözlerine ekledi.

TİS’ler en büyük kozumuz

Gıda sektöründe düşüş olduğu bilgisini veren Tekgıda-İş Dış İlişkiler Uzmanı Burcu Ayan ise konuşmasında sunduğu istatistikî bilgilerle kadınların gıda işkolundaki durumunu gözler önüne serdi. Sendikalarının kurduğu otomasyon sistemiyle tutulan istatistiklere göre üyelerinin dörtte birinin kadın olduğunu ama bu kadın üyelerinin yarısının mevsimlik çalıştığını belirtti. Kadın istihdamının doğuda adı olmadığını söyleyen Ayan, yapılan özelleştirmelerden de en çok kadınların etkilendiğinin altını çizdi. Tekel fabrikasının özelleştirme sürecine değinen Ayan, kalan fabrikaların da özelleştirilmesiyle ailelerin göçe zorlanacağını ve bundan kadınların etkileneceğini belirtti. Ayan “TİS’ler elimizdeki en önemli kozlar. Emzirme izinleri, kreşler, kadın çalışan zorunluluğu, eşit işe eşit ücret uygulaması, kadınların kariyer imkânları buralarda güvence altına alınmalıdır” diye konuştu.

Avrupa örnekleri

Sempozyuma ev sahipliği yapan Petrol-İş Sendikası’nın Kadın Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Necla Akgökçe, krizi konuşmakta geç kalınmadığını belirterek başladığı konuşmasında Avrupa’daki sendikaların krize karşı tutumlarından bahsetti. Türkiye'deki sendikalarla karşılaştırma yapan Akgökçe, Avrupa'daki sendikaların metinleriyle Türkiye'de geçtiğimiz günlerde konfederasyonların kriz ile ilgili yaptıkları açıklama metniyle örteşen yanların olduğunu ifade etti. Almanya, Avusturya ve İsviçre’deki sendikalardan verdiği örneklerde sendikaların kadın konusuna eğilmediklerini aktaran Akgökçe, kadınların da kriz konusunu yeni tartışmaya başladığını belirtti.  

Sempozyumun ikinci bölümünden sonra yapılan forumda söz alanlar kadınlar ise krize karşı ortak bir mücadelenin ve kadın hareketinin nasıl daha güçlü örüleceği konusunda konuştular.

EmekDünyası