Öğretmenler yoksullaşıyor
Türkiye, yoksulluk sınırının altında yaşattığı öğretmenlerinin, 24 Kasım Öğretmenler Günü’nü kutluyor. Tüm dünyada 5 Ekim'de kutlanan öğretmenler günü Türkiye'de 12 Eylül darbesinin ardından 24 Kasım'da kutlanıyor. Bugün resmî törenlerde nutuklar atılacak, eller öpülecek. Ancak, öğretmenlerin yaşamının giderek zorlaştığı gerçeği değişmeyecek.Bugün 24 Kasım. Yüzde 30’u açlık yüzde 60’ı yoksulluk sınırı altında yaşayan yaklaşık 600 bin öğretmene ithaf edilen gün... 24 Kasım nedeniyle bugün AKP hükümeti adına Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, “günün anlam ve öneminden bahseden” bir konuşma yaparak eğitimde kat ettikleri mesafeyi anlatmaya hazırlanıyor. Ancak, rakamlar, Türkiye’de öğretmenlerin ne denli kötü şartlar altında çalışmak zorunda olduğunu ortaya koyuyor.
Düşük ücretlere çalışıyorlar
2008 yılı itibariyle kadrolu öğretmenin maaşı 1,171 YTL, Türk-İş’in aylık olarak yayınladığı yoksulluk rakamı ise dört kişilik bir aile için 2,337 YTL. Sözleşmeli ve ücretli öğretmenlerin maaşları ise çok daha düşük. Bir ücretli öğretmen, haftanın beş günü sekiz saat derse girerse, bir kadrolu öğretmen ile aynı ücreti almaya hak kazanıyor. Ücretli öğretmenlerin sigorta primleri sadece 3,5 gün yattığı gibi, örgütlenme ve sosyal haklar anlamında da kadrolu öğretmenlerden oldukça geriler.
Türkiye, öğretmenlerini hem düşük ücretlerle hem çok fazla çalıştırıyor. Nitelikli bir eğitim için öğretmenin kendisini yeniden üretmeye daha fazla vakit ayırabilmesi bir zorunluluk. Dünya üzerinde öğretmenlerini en az çalıştıran ülke İngiltere. Bu ülkede öğretmenler yılda 1,265 saat çalışıyorlar Öğretmenlerin en fazla çalıştığı ülke olan Macaristan’da bu süre 1,864 saat. Türkiye yıllık 1,832 saatle sondan ikinci… Kadrolu öğretmenler minimum 16 saat çalışırken, ücretli öğretmenlerin çalışma süresi 30 saati geçiyor.
Öğretmenlerin yıllık çalışma süresi açısından OECD ortalaması, ilköğretimde 1,662, ortaöğretimde 1,654 saat. Türkiye ile benzer sosyo-ekonomik yapıya sahip ülkelerde çalışma süreleri çok daha düşük. Öğretmenlerin yıllık toplam çalışma süreleri İspanya’da 1,425 saat, Portekiz’de 1,440 saat, Çek Cumhuriyeti’nde 1,652 saat, Yunanistan’da 1,762 saat, Avusturya’da ise 1,784 saat.
Bir ilkokul öğretmeni Türkiye’de yıllık brüt 14.138 ABD doları maaş alırken, Yunanistan’da bu rakam 32,030, İtalya’da 29,287, Portekiz’de 32,866, İspanya’da 38,483, Avusturya’da 36,580, Fransa’da ise 31,366. Rakamlar, OECD ülkelerinde, göreve yeni başlayan bir öğretmen ile 15 yıllık bir öğretmenin maaşları arasında belirgin bir artış söz konusuyken, Türkiye’de çalışan öğretmenler için bu artışın en az miktarda olduğu görülüyor…
Ücretli öğretmenlik ile emekçileri bölüyorlar
Türkiye’de öğretmenlerin atamasında Kamu Personeli Seçme Sınavı (KPSS) belirleyici bir faktör. Sınav nedeniyle üniversiteden mezun olan eğitim öğrencilerinin yüzde 80’ine yakını işsiz kalıyor. Bu işsizler ordusu, ücretleri düşürmek, fazla mesai yaptırmak ve eğitim emekçilerinin haklarını gasp etmek isteyen hükümet için uygun bir zemin sağlıyor. KPSS sınavını veremeyen öğretmenlerin bir kısmı, il milli eğitim müdürlükleri tarafından ücretli öğretmen olarak atanıyor. Sınavları verememeleri nedeniyle “öğretmenliğe başlama yeterliliği olmadığı” iddia edilen öğretmen adayları, saat başına 5,60 YTL'lik ders ücretiyle çalışmak durumunda kalıyor. Yani, hükümet, “yetersiz” bulduğu öğretmenlere çok daha fazla ders verdiriyor!
Geçinebilmek için bir ücretli öğretmenin haftada yaklaşık 40 saat mesai yapması gerekiyor. Ücretli öğretmenler haftanın beş günü çalıştırılmalarına karşın sigorta primleri 3,5 gün üzerinden hesaplanıyor. Ayrıca okul yönetimlerine tümüyle tabi olmak durumundalar, çünkü kadrolu öğretmenler kadar iş garantileri olmuyor. Bunun yanı sıra kadrolu öğretmenlere tanınan örgütlenme hakkı ücretlilerden esirgeniyor.
Ücretli öğretmenlerin AKP’ye sağladığı bir “avantaj” da, eğitimdeki öğretmen açığını düşürmeleri… Kadrolu bir öğretmenden daha fazla mesai yapan ücretliler, çoğu zaman iki kadrolu öğretmen kadar çalıştırıldıkları için, öğretmen açığının kapatılmasına katkı sağlıyorlar. Bu öğretmenlerin çoğu aylık 600 milyon civarında ücretlerle çalıştırılıyorlar, bu da dört kişilik bir aileleri olması durumunda açlık sınırının altında yaşamaları anlamına geliyor.
Ücretli ve kadrolu öğretmenlerin aynı okulda hizmet vermelerine rağmen birbirlerine yabancılaşmaları, eğitimde emekçilerin örgütsüz hale gelmesi sonucunu ortaya çıkarıyor. Taleplerin ve ihtiyaçların farklılaştırılması ve iki kesimin aynı mesleği icra etmiyormuşçasına yabancılaşmaları, sendikal örgütlülüğün önüne engel olarak dikiliyor.
Özel sektörde durum daha da vahim
Özel sektörde, özellikle dershanelerde öğretmenlerin durumu daha da vahim bir hal alıyor. Kimi öğretmenler günlük 12 saat çalıştırılıyorlar. Çoğunlukla, devletin kadro vermediği öğretmenleri alan dershaneler, “stajyerlik” kılıfı altında ilk iki yıl boyunca sigortasız ve son derece düşük ücretlere –kimi zaman ücret vermeden- çalıştırıyor. Öğretmenlerin bu dönemde hiçbir sosyal hakkı da olmuyor. Dershanelerdeki sirkülasyon nedeniyle çoğu zaman stajyerlik dönemleri bitmeden işten çıkarılıyorlar. Ve tabii işten çıkarıldıklarında tazminat dahi alamıyorlar. Dershanelerin ve özel okulların bir diğer uygulaması, çalışanlarının maaşlarını sır gibi saklamaları gerektiğini sözleşmede bile belirtmeleri. Çünkü özel eğitim kurumlarında öğretmenlere “performans” bazlı ücretlendirme yapılıyor ve “reklam” olabilecek öğretmenler çok yüksek ücretler alırken, diğer öğretmenler açlık sınırının altındaki ücretlerle yetinmek zorunda kalıyor.
Fazla çalıştırıyorlar, "açık yok" diyorlar
Öğretmen başına düşen öğrenci sayısının sağlıklı bir eğitim-öğretim süreci için 24 olması gerekirken, bu sayı Türkiye’nin bazı bölgelerinde 70’e ulaşıyor. Eğitim-Sen’e göre Türkiye’de 180 bin öğretmene gereksinim varken, AKP hükümeti yerel seçim “primi” olarak atadığı 30 bin öğretmenle övünebiliyor.
Türkiye’de eğitime ayrılan kaynağın yüzde 65’i personel ödemelerine gittiğinden, bu alandaki yatırım ve bilimsel altyapı, teknik malzeme ihtiyacı, velilerin sırtına yıkılıyor. Bütün okullarda var olan aidat uygulamasıyla toplanan paraların “tahsildarı” ise, eğitim hizmeti vermesi gereken öğretmenler oluyor.
Milli Eğitim Bakanlığı bütçesi içinde yatırıma ayrılan miktarın oranı AKP hükümetinin işbaşına geldiği yıl olan 2002’de yüzde 17’lerdeyken, 2008 bütçesinde bu oran 5,66’ya geriledi. Bütün bu eğitim politikaları, öğretmenlerin giderek daha zor şartlar altında hizmet vermesi anlamına geliyor.
Sürgün ve kadrolaşma kurumsallaştırıldı
AKP hükümeti döneminde, sürgün ve kadrolaşma, sürekli olarak eğitim kelimesi ile yan yana geldi. Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmenleri AKP’nin atama listesinde oldukça büyük bir kontenjana sahip ve okullardaki din öğretmenleri çoğu zaman müdür veya müdür yardımcısı yapılıyor. Aynı zamanda, ücretli öğretmenler vasıtasıyla, bir müdür, okulu kendi yandaşlarına açabiliyor. Elde edilen sonuç, çoğu haber bile olmayan, mescitli okullar, peygamberin doğum gününü ilahilerle kutlayan ve türban taktırılan küçücük kızlar oluyor. Bazı okullarda Alevi ve solcu öğrenciler dışlanıyor. Eğitim Sen’li öğretmenler, sendikal faaliyetleri nedeniyle okuldan sürülüyorlar. Adana’da görüldüğü gibi, öğretmenlerin sürülmesi için müfredattaki evrim konusunu geniş tutmaları bile yeterli...
Raporun tam metni için tıklayınız
24 Kasım, 12 Eylül darbesinin ürünü
Eğitim Sen yaptığı yazılı açıklamada 24 Kasım'ın 12 Eylül darbesinin bir ürünü olduğunu belirtti. Yapılan yazılı açıklamada şöyle denildi: "24 Kasım’ın, Atatürk’ün “Millet Mektepleri Başöğretmenliğini” kabul ettiği gün olması açısından tarihsel bir gerçekliği ve önemi bulunmaktadır. Ancak, “24 Kasım Öğretmenler Günü”nün 12 Eylül döneminin bir ürünü, 12 Eylül zihniyetinin nasıl bir öğretmen istediğinin simgeleştiği bir gün olduğu da unutulmamalıdır. 12 Eylül 1980 darbesiyle başlayan baskıcı süreçte, bütün demokratik kitle örgütleriyle birlikte, 200 bin üyesi bulunan TÖB-DER’in kapatılması, tüm malvarlığına devlet tarafından el konulması, 64 yöneticisi ve binlerce üyesinin tutuklanmasıyla eğitim emekçileri hareketi de karanlık bir döneme girmiştir. Sendikalar yıllarca baskı altında tutulmuş, çok sayıda TÖB-DER üye ve yöneticisi 12 Eylül yasaları ile sürgün edilmiş, görevlerinden olmuşlardır. Bu dönemde 1402 Sayılı Sıkıyönetim Kanununa dayanılarak resmi rakamlara göre 3.854 öğretmen,120 öğretim üyesinin görevine son verilmiş, 7.200 devlet memuru hakkında yasal işlem yapılmıştır."
Eğitim Sen Diyarbakır Şube Başkanı Abdullah Karahan ise 24 Kasım Öğretmenler Günü ile ilgili dün yaptığı açıklama ile asıl öğretmenler gününün 5 Ekim olduğunu belirterek, 24 Kasım’ın 12 Eylül döneminin bir ürünü olduğunu dile getirdi. Binlerce eğitim emekçisinin yılda bir kez hatırlanmayı değil, sorunlarını aşmayı umut ettiklerini belirten Karahan, yıllardır öğretmenler gününde sadece eğitim emekçilerinin üstün özelliklerinden bahsetmekten öteye gidilemediğini söyledi. Karahan, “24 Kasım Öğretmenler Günü’nün 12 Eylül döneminin bir ürünü, 12 Eylül zihniyetinin nasıl bir öğretmen istediğinin simgeleştiği bir gün olduğu unutulmamalıdır” dedi.
Eğitim Sen Bakanlığa yürüyor
Eğitim Sen Ankara şubeleri bugün eğitim emekçilerinin talepleriyle Milli Eğitim Bakanlığı’na yürüyecek. Saat 13.00’te Eğitim Sen 1 No’lu Şube önünde toplanarak MEB önüne yürüyecek Eğitim Sen tüm eğitim emekçilerini destek olmaya çağırdı. EmekDünyası / Sol.org