İnternet ortamında sansür ve yasaklar tartışıldı
Alternatif Bilişim tarafından gerçekleştirilen "Türkiye'de internet, yasaklar ve çözüm arayışları" başlıklı panele katılan Prof. Dr. Mustafa Akgül, Türkiye'nin internette yasaklar ve sansür uygulayarak üçüncü dünya ülkesi olmayı seçtiğini söyledi. Alternatif Bilişim Girişimi tarafından İstanbul Barosu Orhan Apaydın Konferans Salonu'nda düzenlenen panelde "Türkiye'de internet, yasaklar ve çözüm arayışları" konusu masaya yatırıldı. Panelde konuşan Bilkent Üniversitesi Öğretim Görevlisi Prof. Dr. Mustafa Akgül, dünya ve Türkiye'de internetin tarihçesini anlattı.
Günümüzde Türkiye'de 30 milyon internet kullanıcısının olduğunu söyleyen Akgül, Türkiye'de hala yüzde 65'lik bir kesimin interneti hiç kullanamadığını, yüzde 22'lik bir kesimin ise interneti hiç duymadığını belirtti. Kadınların yüzde 24'ünün ve kırsal kesimdeki kadınların ise sadece yüzde 12'sinin interneti kullandığını aktaran Akgül, Türkiye'de internet konusunda siyasi bir dağınıklığın olduğunu söyleyerek, sahiplenme konusundaki yetersizlikleri eleştirdi. İnternet'in kaygan bir yapı olduğu için sürekli değiştiğini ve hukuki takibin zor olduğunu dile getiren Akgül, "Bu konuda 2000 yılında çıkarılan TCK'da eksiklikler var. Ama hükümetçe sivil toplum örgütlerinin bu konudaki öneri ve görüşleri göz ardı edildi" dedi. İnternet ortamındaki sansüre değinen Akgül, Türkiye'nin gelişmiş batı ülkelerinden ayrılarak sansür ve yasakçı olarak 3. dünya ülkesi olmayı tercih ettiğini söyledi.
'Devlet, bireyi internet yoluyla kontrol etmeye çalışıyor'
Güvenlik güçlerinin var olan koşullarla "Çocuk Pornosu"na girişleri tespit etmesinin mümkün olmadığını belirten Akgül, "Bunu yapması için Google'den daha karmaşık bir yapıyı oluşturması gerekir. Ama bununda mümkün olmadığını biliyoruz" diye konuştu. Devletin internet yoluyla "aile ve bireyleri koruma bahanesiyle" kontrol etmesinin de çok tehlikeli bir hastalık olduğunu söyleyen Akgül, "Türkiye internet ortamında pire için yorgan yakıyor. Bu olay bir kitaptaki yasak bir paragraf için kütüphanenin kapatılması gibi bir şeydir" dedi. İnternete erişimin engellenmemesi gerektiğini vurgulayan Akgül, "Devlet kuş uçmasın istiyor ama bu sansürlerin yapılması sonucunda neler olur diye düşünülmüyor. Türkiye'de yaşanan durum internetten korkan bir anlayış geliştirdi. Yasak konulunca kimi cezalandırıyorsunuz? Ama o yasaklı nesneyi koyana ceza vermiş olmuyorsunuz. Bunlar Türkiye'nin imajını zedeleyen durumlardır. İnternetten kirli bilgiyi temizleyeceğim anlayışı faşizmdir" dedi.
'Yasakçı bir toplum olmaktan uzaklaşmalıyız'
Var olan yasakları engellemek için çözüm önerilerini sıralayan Akgül, yasakçı bir bakış açısından toplum olarak uzaklaşılması gerektiğini belirterek, yasakları toplumun gündemine koymak gerektiğini aktardı. Mahkemelerin kendi düşüncelerine göre bazı siteleri kapatıp açtığını ifade eden Akgül, mahkemeler için uzmanlık birimlerinin kurulması gerektiğini söyledi. Devletin müstehcen yayınları engelleyecek bir görevi sahiplenemeyeceğini dile getiren Akgül, Youtube'a giriş konusunun bu yasakçı ve sansürcü zihniyetin bir sonucu olduğunu kaydetti.
İnternet, hak ve özgürlükler çerçevesinde ele alınmalı
Konferansın ikinci konuşmacısı avukat Ayşe Kaymak, internet kullanımına temel hak ve özgürlükler çerçevesinde bakılması gerektiğini ifade etti. “Devlet, internet yasaklarını toplumun ve ailenin korunması vb. kapsamda ele aldığını iddia ediyor” diye konuştu. '99'da görülen örnek bir davada internette okuduğu bir habere yorum yazan Emre Ersöz'ün ceza aldığını hatırlattı.
Neden, çocukları korumak değil, sansür
2001 yılında hazırlanan ancak reddedilen yasa taslağının biraz esnetilerek 5651 sayılı kanun haline getirildiğini ifade eden Av. Kaymak, “Ceza yasalarının yetersizliğinin ifade edilmesiyle birlikte 5651 sayılı kanun öne atıldı. Bu yasanın tartışılması gerek. Yasalar uzman başvurusu bulunulmadan hazırlanmıştır. Bu süre şeffaf değil, sorun budur” dedi. “Önce sol ve Kürt içerikli haberlere ceza veriliyordu. Sonra Türk'lüğe ve Atatürk'e hakaret içerikli görüntüler yasak konusu oldu” diyen Av. Kaymak, Fuhuş, kumar, çocuk pornosu, Atatürk'e hakaret gibi yasak başlıkları belirlendiğini kaydetti. 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlarlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında kanunun hazırlık sürecinde çocuk pornosu ile ilgili bir tartışma furyası başlatıldığına dikkat çeken Kaymak, “Ardından alelacele yasa çıktı” dedi. “Yasadaki internetle ilgili tüm yasalar 8. madde ile ilişkilendirilmiş. Yasanın ruhunda çocukları korumak değil fikir ve ifade özgürlüğünü kısıtlamak var” diye ekledi.
İnternet gazeteciliği büyüyor
“İnternet gazeteciliği ve sansürün etkilerini” tartışan gazeteci İlden Dirini, gazete yayınların dijital ortama aktarılmasına ilişkin tarihsel hatırlatmalarda bulundu. İlk internet gazetesinin 1995'te Washington Post tarafından oluşturulduğunu söyledi. Türkiye'de ise '97 yılından itibaren başlayan sürecin 2000 yılından itibaren gelişerek ilerlediğini ifade etti. 2000'lerden önce basılı yayının birebir internete aktarılmasından ibaret olduğuna dikkat çeken Dirini, 2000'lerden sürekli gelişerek ilerleyen internet gazetelerinin ortaya çıktığını belirtti. 20 binin üzerinde internet gazetesinin yayın yaptığını söyledi.
Yazılı gazetecilik ile internet gazeteciliği arasında karşılaştırmalar yapan Dirini, medya tekelleri dışında kalan yazılı basın kuruluşlarının dağıtım sansürüne takıldıklarını, internetin sansürü kırmak için önemli bir olanak olduğunu kaydetti. İnternet gazeteleri sayesinde insanların maliyete, marj sınırına takılmaksızın haber yapabilmelerinin avantaj olduğunu belirtti. Basılı yayıncılığın internet gazetesi karşısında çok yavaş kaldığına dikkat çeken Dirini, basılı yayıncılıkta tek yönlü olan okur-yazar ilişkisinin internet sayesinde karşılıklı bir hal aldığını söyledi. Dirini, “İnternet gazeteciliği bugüne kadar önünde engeller olmadığı için gelebildi. Gelişmesinin temeli engellerin olmamasıydı. Ancak sansür bu gelişimi durduruyor. Muhalif olanın, yerel olanın sesini dünyaya taşıyan internet gazetelerinin sesi boğulmak, egemenlerden yana ses çıkartan medyanın önü açılmak isteniyor” şeklinde konuştu.
Babaç: Sansürün bir biçimi de dezenformasyon
Gazeteci Dirini'nin ardından muhalif gazeteciler söz aldı, yayınları esnasında yaşadıkları sansürü anlattı. Sendika.org adına konuşan Alp Tekin Babaç, sitelerinde objektif habercilik yaptıklarını, emek ağırlıklı haberlere yer verdiklerini hatırlattı. Sansürün bir biçiminin de dezenformasyon olduğunu ifade etti. Alternatif bilişim tartışılırken, bu başlıklara da dikkat çekilmesi gerektiğini vurguladı.
Birlikte başarabiliriz
95.1 frekansında yayın yapan Özgür Radyo'nun internet adresi Özgür Gazete adına konuşan Derya Okatan ise RTÜK tarafından 3 kez kapatma cezası aldıklarını hatırlattı. Kapatma döneminde dinleyiciye nasıl ulaşacakları tartışması ile internet gazeteciliğine başladıklarını söyledi. Radyo frekanslarında İstanbul ve çevresine duyurdukları seslerinin, internet aracılıcığıyla tüm dünyaya eriştiğini dile getirdi. Özgür Gazete'nin de her an internet yasağı ile karşılaşabileceğini ifade eden Okatan, bunun bir garantisinin olmadığını ifade etti. Alternatif bilişimin yaşanan sorunlar için bir başlangıç olacağına inandıklarını söyleyen Okatan, “Tek başına yol alamayız birlikte başarabiliriz” dedi.
Devlet Kürt medyasına tahammülsüz
Günlük Gazetesi adına konuşan Turabi Kişin, karşılaştıkları sansürün hakim ve savcıların tutumundan çok, devlet politikaları ile açıklanabileceğini ifade etti. İnternet siteleri, Kürtçe ve Türkçe yayın yapan günlük, haftalık gazetelerinin sürekli sansüre uğradığını söyledi. Son iki yıl içinde Kürt medyası içine yer alan gazetelerin 59 kez kapatıldığını aktardı.
Atılım hedef haline getirildi
Konferansta yaptığı konuşmada; 2009 yılı boyunca haftalık yayınlanan Atılım'ın üç kez kapatıldığını hatırlatan Atılım Gazetesi çalışanı Önder Öner, internet yayınına yönelik sansür biçimleri konusunda bilgi verdi. Öner, okurlarının erişiminin türlü yollarla engellenmeye çalışıldığını kaydederken, e-filtre ve kapatma saldırısının yanı sıra belli tarihsel günler ve yaşanan devlet terörü anlarında siteye yönelik saldırılarla site hızının düşürüldüğünü kaydetti. Öner, sansürü teşhir eden haberler yapmanın yanı sıra önemli bir dayanışma gerektiğini belirtti.
İnternet bugünü sınırsızlığa ve özgürlüğe borçlu
Alternatif Bilişim Grubu adına konferansın son sözünü alan Ali Rıza Keleş, “İnternet büyük bir mecra haline geldi, internet bugünü sınırsızlığa ve özgürlüğe borçlu. İnsanlar dile getiremedikleri fikirlerini internet sayesinde dile getirdi, bu hızla gelişti” dedi. İnternetin uluslararası bir alan olduğunu ifade eden Keleş, “Devindirici güç diledikleri gibi ekleme yapılabilmesindedir” diye belirtti. Müdahalelerin bu gücü yok ettiğini söyledi. Bu engelleme çabasını bir kasabın beyin ameliyatı yapmasına benzetti. Sınırlandırılmış ağlardan bahsedilecek bir sürecin geleceğini söyleyen Keleş, temel sorunun sınırsızlığın ve özgürlüğün korunması olduğunu yineledi. Yasa olacaksa da bunun sınırsızlığı koruyan bir yasa olması gerektiğini söyleyen Keleş, sanayiden başka bir teknoloji olduğunu söyledi, korunması gerektiğini belirtti. Keleş, internet için konuyla ilgilenenlerin daha fazla söz söylemesi gerektiğini vurguladı. Yasa yapanların çok içler acısı bir durumda olduğunu, farklı bir şeye tahammüllerinin olmadığını söyledi ve herkesi mücadele etmeye çağırdı. Keleş, “Biz bu surunu siyasi bir sorun olarak görüyoruz. Tek tek çözüm üretilemez, bilişimciler sosyal akılla buluşmalı” dedi. Cep telefonlarında dinleme ve güvenlik kameralarıyla izleme yapıldığını hatırlatan Keleş, gelecekte bilişimcilerin yerinin çok olacağını, siyasi sonuçları olan internet yasakları konusunda bilişimcileri siyaset yapmaya çağırdıklarını ifade etti.
Alternatif bilişim atölyeleri
“Gelecek tasarımı olan örgüt, parti ve gruplarin da bu meseleyle daha ilgili olmaları gerek” diyen Keleş, internet gazetecilerini, hukukçuları ve bilgisayar mühendislerini bir araya getirmek istediklerini söyledi. Alternatif bilişim ekseninde atölyeler kuracaklarını söyleyen Keleş, atölye çalışmalarının bu soruna hizmet edeceğini söyledi. Keleş, sanatçılarla bilişimcileri, internet gazetecileri ile bilişimcileri bir araya getireceklerini belirtti. Katılımcılara atölyelerde yer almanın önemini hatırlattı. Teknik aklın tek başına çözüm olmadığını söyleyen Keleş, bilişimcilerden sosyal ve siyasal yanlara uzak olmamalarını istedi. Bilişimcilere yaptıkları işin insani değerlerinin farkında olup olmadıklarını sorgulatmaya, bir farkındalık yaratmayı amaçladıklarını belirtti. Atölyelere ulaşmak isteyenlerin www.alternatifbilisim.org adresini ziyaret edebileceklerini hatırlattı. Kaynak: DİHA / Atılım