Marmara İletişim Dekanı'nın hedefi özgür düşünen öğrenci yetiştirmekmiş!
Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Yusuf Devran'ın göreve seçimle değil atamayla gelmiş olmasını eleştirdiği için okuldan uzaklaştırma cezası alan MÜ İletişim Fakültesi Radyo, Televizyon ve Sinema Bölümü öğrencisi Mikail Boz soruşturma sürecini EmekDünyası.Net'e anlattı.
Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Prof.Dr.Yusuf Devran'ın göreve seçimle değil atamayla gelmiş olmasını Ekşi Sözlük'te yazdığı bir yazıyla eleştiren Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo, Televizyon ve Sinema Bölümü öğrencisi Mikail Boz, hakkında açılan soruşturmanın ardından 2 dönem okuldan uzaklaştırmayla cezalandırılmıştı. Kamuoyunda büyük tepki çeken bu kararın ardından görüştüğümüz Mikail Boz, uzaklaştırma cezasıyla sonuçlanan süreci ve soruşturma esnasında yaşananları EmekDünyası.Net'e değerlendirdi:
"BENİM KİM OLDUĞUMU BİLİYORMUSUN?"
"Ekim ayının son haftasında fakülteden aranıp oraya gitmem istendi. Nedenini sorduğumda hiçbir açıklama yapılmadı. Ben başka şeylere yorup fakülteye gittiğimde fakülte sekreterinin yanına çağırıldım daha sonra da aniden kendimi kurulun önünde buldum. İlk soru Fakülte Dekanımız Yusuf Devran'dan geldi "benim kim olduğumu biliyor musun?"
'Fakültenin dekanı' olduğunu bildiğimi söyledim. Daha sonra Ekşi Sözlük'ün sitesinden alınmış olan o iki etryden yalnızca ikincisini bana sesli biçimde okutturdular. Eğer her şeyi anlatmazsam okuldan atılmakla tehdit ettiler. Ben bu yazıyı daha önce de dediğim gibi dekanların göreve geliş biçimini eleştirmek için yazdığımı söyledim. Entry içinde başka profesörlerin isimleri de geçtiği belirttim.
"İSİM VER KENDİNİ KURTAR"
Sürekli bu yazıları bana "kimin" yazdırdığını soruyorlardı. ''Kendini kurtar'' deniliyordu. Eğer bunları bana yazdıranın ismini verirsem kurtulacaktım. Kimsenin zorlamasıyla yazmadığımı, tamamen kişisel fikrim olduğunu söyledim. Bu yazıyı yazmadan önce pek çok kişinin bu atanma yönteminde rahatsızlık duyduğunu söylediğimde bunların kim olduğunu öğrenmek istediler.
Ayrıca ben o entryleri girdiğimde dekanların atanma değil de, göstermeden de olsa seçimle işbaşına geldiğini sanıyordum. Onlar ise bunu bilmediğime bir türlü inanmadılar. Neden atanmayla geliyor dekanlar, etkin sorumluluk gerektiren yerdesiniz, seçim daha doğru olur dediğimde biraz "Orasına karışma, o sana kalmadı" havasındaydılar. Ben yazının dilinin biraz sert olmasını bu atanmadan dolayı, buna karşı duyduğum tepkiden dolayı olduğunu söyledim. O gün hakkımda dava açacağını, soruşturma başlatacağını söyledi.
EKŞİ SÖZLÜK HAKARET İÇERMEDİĞİ İÇİN SİLMEYİ KABUL ETMEDİ
Son olarak "kendimi kurtarmam için" yazılı ifadem alındı. Bunları nasıl yazdığım "açık açık" yazmam istendi. Ayrıca Ekşi Sözlük'ü telefonla arayıp entryleri sildirmek istemişler ama Ekşi Sözlük yazıları inceleyip hakaret içermediğini görünce "silemeyiz" demiş. Yusuf Devran bunu bana bizzat söyledi. Benim böyle bir talepten haberim olmadığını, savcılığın böyle bir şeyle ilgilendiğini duyunca bir daha hiç okumadığım entrymi taslak haline çevirdiğimi söyledim ama galiba onu bunlar iyi niyetten çok "Biz haklıyız bu korktu" biçiminde algıladılar. Ancak kendimi kurtaramamış olmalıyım ki bir hafta sonra hakkımda soruşturma açıldığını öğrendim. Tebligatı alıp kapıdan çıkarken, Yusuf Devran'a rast geldim. Hala bu yazıyı bana başkasının yazdırdığını söylüyordu, bana "oğlum" diye hitap etti konuşmasına başlarken... Savcının ona tüm bilgilerimi verdiğini, hakkımda her şeyi öğrendiğini söyledi.
"MAHKEME ÇOK UZUN SÜRER"
Ben, ''Neden önce mahkemeden sonucu beklemiyorsunuz, sonuç gelsin ondan sonra ceza verin. Neyin hakaret neyin hakaret olmadığını belirleyen bir kanun yok. Siz buna karar veremezsiniz mahkemeyi bekleyelim" dediğimde, "Mahkeme çok uzun sürer" dedi.
Savunmamı sınavların tam ortasında bir gün yaptım. Savunmamda onun da öğrencilere yazdığı bir yazıdan alıntı yaptım.
DEKANIN HEDEFİ ÖZGÜR DÜŞÜNEN ÖĞRENCİ YETİŞTİRMEKMİŞ
Yusuf Devran, Radyo, Tv, Sinema öğrencilerine yönelik bir mesajında şöyle yazmıştı, "Hayal kurabilen, araştırabilen, özgürce düşünebilen, düşündüğünü ifade edebilen, demokrat, farklılıklara saygılı ve hoşgörülü, toplumsal sorunlarımıza çözüm üretme çabası içerisinde olan ve iş arayan değil işverenlerce aranan öğrenciler yetiştirmek, hedefimizdir."
Böyle diyordu kendisi. Ben de hoşgörü bekliyordum.
Uzun bir süre geçti ve 28 Aralık'ta bir derste yanıma geldi. Cezanın bana iletilip iletilmediğini sordu. Bana bir belge gelmediğini söyledim. Cezamı öğrenmek istedim. "2 dönem uzaklaştırma dedi." Aslında 4 dönem olmalıymış, çünkü internet üzerinden işlenen bir suçmuş. Bir öğrencisini yanına çağırıp dalga geçer gibi "Bak bu Mikail Ekşi Sözlük'te benim hakkımda yazı yazan öğrenci" diyordu. 2 dönem uzaklaştırmayı duyunca şok oldum...
"KONUYU HANGİ AKADEMİSYENLERLE KONUŞTUN?"
Yine bir gün final sınavıma yarım saat kala Yusuf Devran beni yanına çağırıp sorular sordu.. Sorunumla alakalı hangi akademisyenlerle konuştuğumu öğrenmek istedi. Hukuki yardım almaya uğraşıyordum o sırada, herkese sordum ama hiçbir akademisyen yardım etmeyi kabul etmedi dedim. Bunun üzerine Devran, "Hiç dekana hakaret eden kişiye hocalar yardım eder mi?" dedi. Ben de daha kesinleşmiş bir ceza olmadığını, 'masumiyet karinesi' diye bir şey olduğunu söyledim.
ÜNİVERSİTE KENDİ YÖNETİCİLERİNİ SEÇEBİLMELİ
Son olarak savunmamda da yazdığım bir bilgiyi paylaşmak istiyorum,
"Bugün Türkiye'de en basit mahalle ve köydeki insanlar bile kendilerini yönetecek muhtarlarını seçebiliyorsa, Üniversiteler gibi aydınlanma merkezleri de kendi yöneticilerini kendileri seçmeli, "Üniversite'de Özerklik" fikrinin getirdiği 'kendi kendini yönetme' üniversitelere de egemen olmalıdır.'' dedim tüm söylemek yazmak istediğim özetle budur. Bundan dolayı suçlu bulundum.
İstanbul-EmekDünyası.Net