Cumartesi anneleri eylemlerine devam ediyor
209. hafta Cumartesi Anneleri, kaybedilen yakınlarının bulunması için 209. kez Galatasaray Lisesi önünde oturma eylemi yaptı. Oturma eyleminde "Failler belli, kayıplar nerede" pankartı açılarak, kayıpların fotoğrafları ve karanfiller taşındı. İHD Şube Başkanı Gülseren Yoleri, Sanatçı Zeynep Tanbay, Tiyatro Sanatçısı Mehmet Atak'ın yanı sıra çok sayıda insan hakları savunucusu ve kayıp yakınlarının katıldığı eylemde, Şanlıurfa'da gözaltına alınarak kaybedilen Hüseyin Taşkaya'nın hikayesi anlatıldı. Taşkaya'nın kardeşi Kazım Taşkaya, ağabeyinin kaybedildiği gün yaşadıklarını anlattı. Ağabeyinin gözaltına alınmasından sonra dönemin Kemal adındaki Emniyet Müdürü'nün yanına gittiklerini ifade eden Taşkaya, "Ancak Emniyet müdürü 'Gidin Ahmet Kıvrar ve Sedat Bucak'la görüşün' dedi. Bucak'la da görüştük. Bize 'Evinize gidin 6 ay sonra devlet bırakır' dedi. Ancak 16 yıldır bir haber alamadık" diye konuştu. 'BOTAŞ kuyuları ve toplu mezarlar açılsın' Taşkaya'nın anlatımının ardından basın metinini Tiyatro Sanatçısı Mehmet Atak okudu. Sri Lanka, Şili ve Latin Amerika ülkelerinde gözaltında kaybedilenlerin failleri olan generaller ve subayların itiraflarda bulunduğunu hatırlatan Atak, Türkiye'de gözaltında kaybedilenlerin akıbetinin sorulduğunu ancak hiçbir sonuç alınamadığını belirtti. Toplu mezarlar ve ölüm kuyuları olan BOTAŞ kuyularının açılmasını isteyen Atak, "Genelkurmay suskun! Hükümet suskun. Ama biz susmayacağız. Abdulkadir Aygan'ın yerlerini gösterdiği Diyarbakır Şırnak arasındaki 16 ölüm kuyusunun açılmasını istiyoruz. Gözaltında kayıplara, toplu mezarlara ve ölüm kuyularına ilişkin Genelkurmay ve diğer devlet arşivlerinde yer alan her türlü belgenin kamuoyuna açıklanmasını istiyoruz. Ergenekon soruşturmasının, hükümete karşı darbe girişimiyle sınırlı kalmamasını, devlet adına işlenen tüm suçları kapsamasını istiyoruz" dedi. 208. hafta Siyasi gerekçelerle gözaltına alındıktan sonra kaybedilen yakınlarını 208. haftasında Galatasaray Meydanı'nda devletten soran kayıp yakınları, bu hafta da kamu makamlarından Diyarbakır-Cizre-Silopi güzergahında sağlıklı bir arama yapmalarını talep etti. "Hani Türkiye hukuk devletiydi?" Bu hafta tiyatro sanatçısı Aslı Öngören'in okuduğu İHD Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyonu imzalı basın açıklamasında, "Türkiye ölüm kuyuları, toplu mezarlar, ölüm tarlaları gerçeğiyle yüzyüze. Kaybedilenlerin akıbetini sorduğumuzda bizi devletin güvenlik güçlerine iftira atmakla suçlayanları şimdi konuşmaya çağırıyoruz. Özel Harp, Kontrgerilla, JİTEM dediğimizde bizi vatan hainliğiyle suçlayanlar şimdi ne diyecek? Hani JİTEM yalnızca bir iftiraydı? Hani Türkiye hukuk devletiydi?" denildi. "Delillerin karartılmasına neden göz yumuluyor?" Bugüne kadar girişilen kuyu aramalarıyla ilgili bir dizi soruyu gündeme getiren kayıp yakınları, yetkililere seslendi: "Bulunan kemiklerin devamı nerede? Kuyudan çıkan kafatasının diğer parçaları nerede? Kimler boşalttı kuyuları? Kuyuların açılmasını geciktirenler kim? Delillerin karartılmasına neden göz yumuluyor? Kazıların sivil toplum örgütlerinin gözetiminde antropolog ve arkeologların da bulunduğu bağımsız adli tıp ekiplerince gerçekleştirilmesi talebimiz neden yerine getirilmiyor?" Emine Ocak: Öğretmen oğlumu bana geri verin Cumartesi oturmaları, Emine Ocak'ın oğlu Hasan Ocak'ın 21 Mart 1995'te gözaltına alınması ve 55 gün sonra işkenceyle öldürülmüş bedeninin kimsesizler mezarlığında bulunmasıyla başlamıştı. Bu hafta Emine Ocak, gözyaşlarıyla sadece "Öğretmen oğlumu bana geri verin" diyebildi. Kardeşi Hüseyin Ocak ise, gazetecilere yaptığı açıklamada, kardeşinin Gazi Mahallesi'nde 17 kişinin öldürüldüğü olaylardan kısa bir süre sonra gözaltına alınarak kaybedildiğini ifade ederek, Tansu Çiller ve örgütünün yargılanmasını talep etti. 207.hafta Cumartesi Anneleri kaybedilen yakınlarının bulunması için 207. kez Galatasaray Meydanı'nda oturma eylemi yaptı. Oturma eyleminde "Failler belli, kayıplar nerede" pankartı açılarak, kayıpların fotoğrafları taşındı. Eyleme İHD Şube Başkanı Gülseren Yoleri, insan hakları savunucusu Avukat Eren Keskin, Dansçı Zeynep Tanbay ve Deniz Türkali katıldı. On dakika oturma eyleminden sonra, kayıp yakınları adına açıklama yapan Vedat Türkali'nin kızı Sanatçı Deniz Türkali, 207. defa ayın yerde taleplerini dile getirdiklerini fakat yetkililerin taleplerinin görmezden ve duymazdan geldiğini söyledi. BOTAŞ kuyularında yapılan kazıyı sağlıklı bulmadıklarını belirten Türkali, sadece birkaç kemik parçası bulunduğunu belirterek, diğer kemiklerin daha önce oradan kaldırıldığını söyledi. Türkali, "Diyarbakır Suriçi'ndeki JİTEM binasının arkasındaki höyükten başlayarak, JİTEM işkence hanelerinin bulunduğu ve tüm alanların kazılmasını istiyoruz" dedi. 14 Mart Tıp Bayramı nedeniyle gözaltında kaybedilen Sağlık-Sen üyelerini andıklarını da vurgulayan Türkali, 24 Ocak 1995 tarihinde gözaltına alınarak kaybedilen Eczacı Ayşenur Şimşek ile 2 Temmuz 1994 tarihinde kaybedilen Doktor Recai Aydın'ın kaybedilme öykülerini anlattı. Şişmek ve Aydın'ın kaybedilme olaylarının da Ergenekon davası kapsamına alınmasını talep edeceklerini vurgulayan Türkali, sağlık emekçilerinin kaybedildiği dönemde görevli olan devlet yetkililerinden Süleyman Demirel, Tansu Çiller, Mehmet Gazioğlu, Nahit Menteş, İsmet Sezgin, Mehmet Moğoltay, Seyfi Oktay, Mehmet Ağar, Yılmaz Ergün ve Doğan Güreş'in yargılanmasını istedi. 206. hafta Cumartesi Anneleri, kayıplarının akıbetini öğrenmek için sağanak yağmur altında 206. kez bu sefer Galatasaray Meydanı'nda değil Galatasaray Lisesi önünde oturma eylemi yaptı. Kaybedilenlerin fotoğraflarını taşıyan grup, "Failler belli kaybedenler nerede?" yazılı pankart taşıdı. Cumartesi Anneleri'nin eylemine Prof. Dr. Büşra Ersanlı, DTP İstanbul Belediye Başkan Adayı Akın Birdal, DTP Bahçelievler Belediye Başkan Adayı Ayşe Yeter, DTP Beyoğlu Belediye Başkan Adayı Yusuf Çetin, ESP, EHP ve SDP temsilcileri de destek verdi. Kayıp yakınları adına konuşan Özgür Sevgi Göktaş, JİTEM mensubu itirafçıların adres gösterdikleri mezarların ve ölüm kuyularının açılmasını, "Bin operasyon yaptık" diyen Mehmet Ağar, Tansu Çiller ve sorumluluğu bulunan bütün faillerin yargılanması gerektiğini belirtti. Göktaş, 1992 yılında gözaltında kaybedilen Hasan Gülünay'ın dosyasının Ergenekon kapsamına alınmasını istedi. Dönemin Çalışma Bakanı Mehmet Moğoltay'ın Gülünay'ın Eşi Birsen Gülünay'a gözaltında olduğu dönemde İstanbul Emniyet Müdür Yardımcısı Hüseyin Kocadağ'ın "Yaraları iyileşiyor, sonra savcıya çıkaracağız" dediğini hatırlatan Göktaş, Moğoltay'ın tanıklık yapmasını istedi. Yetkililere seslenen Göktaş, "Failler belli gözaltında kayıplar ne oldu? Daha ne kadar susacaksınız?" diye soran Göktaş, Cumartesi Anneleri olarak cevap beklediklerini, tüm kayıpların akıbetleri açıklanana ve failler yargılanan kadar susmayacaklarını söyledi. 205. hafta Cumartesi Anneleri, kayıplarının akıbetini öğrenmek için 205. kez Galatasaray Meydanı'nda oturma eylemi yaptı. Kaybedilenlerin fotoğraflarını taşıyan kayıp yakınları, "Failler belli kaybedenler nerede?" yazılı pankart taşıdı. Cumartesi Anneleri'nin eylemine Bingöl'den gelen kayıp yakını Fatma Morsümbül de destek verdi. Oturma eylemi sırasında kısa bir konuşma yapan Mormsümbül, 18 yaşındaki oğlu Hüseyin Morsümbül'ün kaybedilme hikayesini anlattı. Oğlunun 1980 yılında gerçekleştirilen askeri darbeden 1 hafta sonra Bingöl'deki evlerinden dönemin askeri komutanı Dursun Kıvrak tarafından gözaltına alındığını ifade eden Morsümbül, "Alındıktan sonra bir daha geri gelmedi, benim oğlumun hiçbir suçu yoktu. Oğlumun akıbetini soruyorum. Nerde olduğunu bilmek istiyorum artık. Onun kemiklerini istiyorum. O kemiklerini alıp üstümde gezdireceğim çünkü. O 18 yaşında tertemiz bir gençti" dedi. Kaybedilenlerin çocukları büyüdü yakınlarının akıbetini soruyor Morsümbül'ün konuşmasının ardından 5 dakikalık sessiz oturma eylemi yapıldı. Oturma eylemi sırasında bu haftanın kayıp hikayesini 1995 yılında İstanbul'un Avcılar İlçesi'nde ailesinin gözü önünde kaçırıldıktan sonra kendisinden bir daha haber alınamayan Fehmi Tosun'un kızı Jiyan Tosun okudu. Gözaltında kaybedilenlerin dosyalarının Ergenekon soruşturması kapsamına alınmasını istediklerini belirten Tosun "Ergenekon davasında özel harp- JİTEM- Ergenekon gibi hukuk dışı gizli yapılanmaların tümüyle ve bütün suçlarıyla birlikte soruşturulmasını istiyoruz. JİTEM mensuplarının itiraflarında kaybedilenlerin sorumlusu olarak gösterilen OHAL Valilerinin, Emniyet Müdürleri'nin de yargılanmasını istiyoruz" dedi. 'Susmayın itiraf edin gözaltında kayıplar nerede?' Babasının kaçırılma hikayesini de anlatan Tosun şunları söyledi: "Fehmi Tosun 19 Ekim 1995 yılında ailesinin gözleri önünde 34 UD 597 beyaz Renault araca sürüklenerek bindirildi. Ve kendisinden bir daha haber alınamadı. Tüm kayıp vakalarında olduğu gibi hiçbir yasal girişimden sonuç alınmadı. Ancak Fehmi Tosun'un akıbeti toplumda yeterince yankı bulmasa da dünyaca ünlü U2 Rock Grubu 1997 yılında çıkardığı albüm kapağında 'Türkiye'de kaybedilen Fehmi Tosun'u hatırlayın' yazdı… Babaları kaçırıldığında küçücük olan çocukları, büyüdüler şimdi Galatasaray'da babalarının akıbetinin açıklamasını, sorumluların yargılanmasını istiyor. Yetkililere sesleniyoruz! Suçlusunuz, kaybedilen insanlardan siz sorumlusunuz! Susmayın itiraf edin gözaltındaki kayıplar nerede? Fehmi Tosun nerede?" Kayıp yakınlarının oturma eylemi yapılan açıklamanın ardından sona erdi. 204.hafta Kaybedilen yakınlarını aramak için yola çıkan Cumartesi Anneleri, 204. kez Galatasaray Meydanı'nda oturma eylemi yaptı. Bu hafta Avukat Metin Can ve İHD Üyesi Doktor Hasan Kaya'nın akıbetini soran anneler, "JİTEM'i korumaktan vazgeçin" çağrısında bulundu. Cumartesi Anneleri, kayıplarının akıbetini öğrenmek için 204. kez Galatasaray Meydanı'nda oturma eylemi yaptı. Kayıp yakınlarının fotoğraflarını taşıyan kayıp yakınları, sorumluların suçlu olan JİTEM'i korumaktan vazgeçmesini istedi. Her hafta bir kayıp hikayesinin anlatıldığı buluşmada bu hafta 1993 yılında kaybedilen İHD Elazığ Şube Başkanı Av. Metin Can ve İHD Üyesi Dr. Hasan Kaya'nın kaybedilme öyküsü anlatıldı. Cumartesi Anneleri'ne destek vermek için eyleme katılan Devlet Tiyatroları Sanatçısı Seray Gözler, açıklama yaptı. Gözler, Can ve Kaya'nın kaybedilme hikayesini şöyle anlattı: "21 Şubat 1993'de gece Hasan Kaya acil hasta var diye çağrıldı. Can güvenliğinden endişe ettiğinden Metin Can ile birlikte gitmeye karar verdi. Sabah olup eve dönememeleri üzerine resmi makamlara durum bildirildi ve bulunmaları istendi. Cevap her zaman ki gibi 'Biz almadık bizde yok' oldu. Bir gün sonra ayakkabıları evlerinin yakınına atılmış olarak bulundu. Ailelerine telefonda işkence sesleri dinletildi. Hemen Ankara'ya bir heyet çıkartıldı. Zamanın İçişleri Bakanı İsmet Sezgin heyete 'Endişe etmeyin bırakacaklar' dedi. 26 Şubat 1993'de işkence edilmiş bedenleri Tunceli Dinar Köprüsü altında ölü olarak bulundu. Metin Can'ın o zaman anne karnında olan bebeği babasını hiç göremedi." Olayı itirafçılar da doğruladı Bu olayın JİTEM mensubu Abdulkadir Aygan'ın itiraflarında da anlatıldığına dikkat çeken Gözler, "İtiraflarda, Mahmut Yıldırım (Yeşil) ve Mesut Mehmetoğlu adlı JİTEM elemanlarının Metin Can ve Hasan Kaya'yı işkence ederek öldürdüğünü anlattı. Ancak devlet bugüne kadar hiçbir şey yapmadı" dedi. Can ve Kaya'nın AHİM'e giden dava dosyasında Türkiye'nin mahkum olduğunu hatırlatan Gözler, "Suçluları korumaktan vazgeçin, JİTEM'i korumaktan vazgeçin, toplu mezarların ölüm kuyularının sorumlularını korumaktan vazgeçin Ergenkon'a Fırat'ın berisini de ötesini de dahil edin" diye seslendi. 203. hafta İstanbul'da yıllarca her hafta Galatasaray Meydanı'nda oturarak kayıp yakınlarının akıbetini soran Cumartesi Anneleri, 203. bir araya geldi. KESK Genel Sekreteri Emirali Şimşek, Eğitim-Sen Genel Başkanı Zübeyde Kılıç, Tüm Bel-Sen Genel Başkanı İzettin Alpergin, KESK Kadın Sekreteri Songül Morsümbül ve KESK MYK üyeleri ile PEN Yazarlar Derneği Türkiye Temsilcisi Ragıp Zarakolu da eyleme destek verdi. İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyonu tarafından organize edilen ve kayıp fotoğrafları ile "Failler belli kayıplar nerede" yazılı pankartın taşındığı eylemde, gözaltında kaybedilen Murat Yıldız'ın annesi Hanife Yıldız oğlunun kaybediliş hikâyesini anlattı. Devlete güvendiği için "İfadesi var" denildiğinde, kendi eliyle oğlunu karakola götürdüğünü belirten Yıldız, "Kendi ellerimle karakola götürdüm, ama bir daha dönmedi. Oysaki biz devlete güvenmiştik" dedi. DTP İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel de Ergenekon ile birlikte Türkiye'nin karanlık geçmişiyle yüzleşmeye başladığını ama öncelikle kayıpların akıbetinin araştırılması ve tek bir kayıp ailesinin sorusunun bile yanıtsız kalmaması gerektiğini söyledi. 'Sağ ya da ölü yakınlarımızı istiyoruz' Konuşmaların ardından ortak açıklamayı okuyan sanatçı Zeynep Tanbay, yıllardır "JİTEM", "Kontrgerilla", "Gizli devlet" ve "Özel harp" dediklerini ve bu kirliliğin hesabını sorduklarını belirtti." Ergenekon davası eğer sonuna kadar götürülmek isteniyorsa, Cumartesi meydanında oturan insanların sordukları, tüm soruların cevaplandırılması gerekir" diyen Tanbay, Diyarbakır'ın Kulp İlçesi'nde bulunan toplu mezarlara dikkat çekti. BOTAŞ kuyuları ile toplu mezarların açılması gerektiğini ifade eden Tanbay şöyle konuştu: "Kemikler kayıp olarak bilinen Bulut ailesinin beş ferdinden Ali, Ekrem ve Ramazan Bulut'a ait oldukları ortaya çıktı. Ne acıdır ki kayıplarımızın yakınları kendilerini şanslı sayıyorlar. Ve 'Artık gideceğimiz bir mezarımız var' diyorlar. Sağ ya da ölü yakınlarımızı istiyoruz." Haberler Dicle Haber Ajansıİ'ndan alınmıştır.