Şiddet kadının iradesini elinden alıyor
2007 Küresel Toplumsal Cinsiyet Eşitsizliği Endeksi'nde ülkemiz, ne yazık ki kadınların ekonomik katılımı ve yararlandıkları imkânlarda 118. sırada. Eşit işe eşit ücret konusunda dünyada 47. sıradayız ve kadınların ekonomik geliri dikkate alındığında 109. sırada yer alıyoruz.*YUSUF ENGİN/RadikalKadına çeşitli biçimlerde yönelmiş şiddet, insan hak ve özgürlüklerinden kadının yararlanmasının önüne set çeken, kadının yeteneğini, aklını, ruhunu esir eden, kadını toplumsal hayatın içinde sindiren en önemli sorundur. Bu şekliyle şiddet, en büyük ayrımcılık şeklidir.
'25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele ve Dayanışma Günü'nün ilan edilmesinin 26. yılındayız ve bugün ne acıdır ki hâlâ kadınlarımız şiddet görmeye devam ediyor. Demek ki, 26 yıllık geçen zaman sürecinde, bu kadar söyleme, bu kadar çabaya, imza atılan tüm uluslararası sözleşmelere rağmen hâlâ bu konuda ülkemizde ve dünyada ilerleme kaydedememişiz. Bir şeyler ya sözde ya da kâğıtta kalmış, uygulamaya geçememiş. Bugün dünyada her üç kadından biri hayatının bir anında şiddete maruz kalıyorsa, her beş kadından biri tecavüze uğruyorsa, koca ve baba dayaklarından, namus ve töre cinayetlerinden, işkencelerden bahsediyorsak, kadınlar davranışları, sözleri ve giyim biçimleriyle sorgulanıyorlarsa ve şiddet geleneksel önyargılarla meşrulaştırılıyorsa ve tüm bunların nedenini arıyorsak kendi içimize dönüp bir kez daha düşünmemiz gerekir.
Yüzünü her yönden ileriye çevirmiş, tüm olanaklarını daha iyi, daha yaşanılabilir bir dünya yaratmak amacıyla kullanmaya çalıştığını söyleyen insanlığın, 'şiddet' olgusunu konuşabiliyor olması bile bir acizlik konusudur. Var olan şiddet tabii ki konuşulacak, görünür kılınacaktır. Ancak acizlik konusu olan şey, insanlığın zihin katmanlarında 'şiddet' kavramının yer almasıdır. Bir de bunun kadına yönelik olması asla anlaşılabilir bir şey değildir. Kadının sadece kadın olmasından dolayı gördüğü bu ayrımcılık, kadının onurunu, gururunu kırmakta ve kadını hayattan koparmaktadır. Bu, insanlığın kadına karşı bakış açısıyla ilgilidir ve bu bakışın artık bir an önce değişmesi gerekmektedir. Çünkü dünya ancak el birliğiyle gerçekten yaşanılabilir bir hale gelecektir ve bu el birliği tüm insanların ortak çabasıyla mümkündür ve kadının da bu ortak çabada, ortak üretimde mutlaka yer alması gerekmektedir.
Kadına yönelik şiddetin yasal ve normal olan hiçbir yanı yoktur. Bu nedenle şiddetin önlenmesi mücadelesi, devletin en üst noktasından başlayarak, toplumdaki tüm bireylerin sorumluluğundadır. Herkes bu sorumluluk bilinciyle üzerine düşeni yapmalıdır, yapmak zorundadır.
Şiddetin biçimleri
Kadının yeteneğine ve zekâsına üretimin tüm katmanlarında ihtiyaç var: Kadına yönelik olarak uygulanan şiddet çeşitli biçimlerde ortaya çıkıyor. Bunlar fiziksel, sözlü, duygusal, psikolojik, cinsel ve ekonomik şiddet olarak kendini gösteriyor. Kadına uygulanan tüm bu onur kırıcı davranışlar, kadını soysal hayattan ve ekonomik hayattan uzaklaştırıyor. Kadın, mağdur olduğu bu ayrımcılıklar nedeniyle iş hayatına katılmıyor, kendini evine kapatıyor ve üretimden yoksun kalıyor. Çünkü şiddet, kadının iradesini elinden alıyor ve kadını işini, mesleğini, eğitimini, eşini ve yaşam biçimini tercih etme hak ve özgürlüğünden mahrum bırakıyor.
TÜİK istatistiklerine bakıldığında 2007 Ağustos verilerine göre erkeklerin işgücüne katılma oranı yüzde 72,9 iken kadınlarda bu oran yüzde 26,1. Oranlar arasındaki uçurum, kadının istihdamda yer alma yeteneğine sahip olamamasından değil, kadının istihdama katılamamasından kaynaklanıyor. Çünkü kadın, işe gönderilmiyor, eğitim hakkı elinden alınıyor, işyerinde cinsel istismara maruz kalıyor, cinsiyetinden dolayı işe alınmıyor ve şiddet görüyor. Kadının emeği önemsenmiyor ve hor görülüyor. Bu anlayışın artık bitmesi gerekir. Bu yanlış bakış açısı, sadece kadına değil toplumun tüm katmanlarına zarar vermektedir. Çünkü bir erkeği de doğurup, büyüten, yetiştiren kadındır. Kadının hem yeteneğine hem de zekâsına üretimin tüm katmanlarında ihtiyaç vardır. Zaten üretim yeteneğinin ve becerinin cinsiyet temelli düşünülmesi bile yanlıştır. Önemli olan o becerinin ve üreten beynin olmasıdır.
Dünya Ekonomik Forumu tarafından yayımlanan 2007 Küresel Toplumsal Cinsiyet Eşitsizliği Endeksi'nde ülkemiz, ne yazık ki kadınların ekonomik katılımı ve yararlandıkları imkânlarda 118. sırada. Eşit işe eşit ücret konusunda dünyada 47. sıradayız ve kadınların ekonomik geliri dikkate alındığında 109. sırada yer alıyoruz. Bu tabloya baktığımız zaman ülkemizin toplumsal cinsiyete bakış açısını gayet net görebiliriz. Bu anlayışımızı bu tavrımızı değiştirmek zorundayız. Kadın ve şiddet kelimelerini bir arada kullanmayacak bir ülke haline gelmemiz gerekir. Üretimde, eğitimde, çalışma hayatında ve yönetimde kadınlarımızla kol kola, beraber olmamız, geleceğimiz için şarttır.
Biz Öz İplik-İş Sendikası olarak, gerek yürüttüğümüz projelerde, düzenlediğimiz toplantılarda gerekse de destek verdiğimiz kampanyalarda her zaman kadınların haklarını savunuyor ve onların yanlarında yer aldığımızı dile getiriyoruz. 'Tekstil Sektöründe Çalışan Kadınların Çalışma Koşullarının İyileştirilmesi' projemiz kadınların çalışma hayatına katılmasını artırma mücadelemize en iyi örnektir. Çünkü biz, üretimin ve gelişmenin eşit bir şekilde olacağına inanıyoruz. Şiddetin kabul edilebilir bir yanı olmadığını her daim dile getiriyoruz. Toplumsal ilerlemenin ve ekonomik gelişmenin toplumun tüm bireyleriyle, birlikte olacağına inanıyor ve sendikal mücadelemizi bu anlayış çerçevesinde gerçekleştiriyoruz. Tüm bu düşüncelerle birlikte bir taraf tuttuğumuzu belirtiyorum. Biz, Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele ve Dayanışma Günü'nde kadınların tarafında yer alıyoruz ve onların bu onurlu mücadelelerinde her zaman onlarla omuz omuza olacağımızı bir kez daha yineliyoruz.
*Yusuf Engin: İplik-İş Sendikası Genel Başkanı Hak-İş Konfederasyonu Genel Başkan Yardımcısı
Yüzünü her yönden ileriye çevirmiş, tüm olanaklarını daha iyi, daha yaşanılabilir bir dünya yaratmak amacıyla kullanmaya çalıştığını söyleyen insanlığın, 'şiddet' olgusunu konuşabiliyor olması bile bir acizlik konusudur. Var olan şiddet tabii ki konuşulacak, görünür kılınacaktır. Ancak acizlik konusu olan şey, insanlığın zihin katmanlarında 'şiddet' kavramının yer almasıdır. Bir de bunun kadına yönelik olması asla anlaşılabilir bir şey değildir. Kadının sadece kadın olmasından dolayı gördüğü bu ayrımcılık, kadının onurunu, gururunu kırmakta ve kadını hayattan koparmaktadır. Bu, insanlığın kadına karşı bakış açısıyla ilgilidir ve bu bakışın artık bir an önce değişmesi gerekmektedir. Çünkü dünya ancak el birliğiyle gerçekten yaşanılabilir bir hale gelecektir ve bu el birliği tüm insanların ortak çabasıyla mümkündür ve kadının da bu ortak çabada, ortak üretimde mutlaka yer alması gerekmektedir.
Kadına yönelik şiddetin yasal ve normal olan hiçbir yanı yoktur. Bu nedenle şiddetin önlenmesi mücadelesi, devletin en üst noktasından başlayarak, toplumdaki tüm bireylerin sorumluluğundadır. Herkes bu sorumluluk bilinciyle üzerine düşeni yapmalıdır, yapmak zorundadır.
Şiddetin biçimleri
Kadının yeteneğine ve zekâsına üretimin tüm katmanlarında ihtiyaç var: Kadına yönelik olarak uygulanan şiddet çeşitli biçimlerde ortaya çıkıyor. Bunlar fiziksel, sözlü, duygusal, psikolojik, cinsel ve ekonomik şiddet olarak kendini gösteriyor. Kadına uygulanan tüm bu onur kırıcı davranışlar, kadını soysal hayattan ve ekonomik hayattan uzaklaştırıyor. Kadın, mağdur olduğu bu ayrımcılıklar nedeniyle iş hayatına katılmıyor, kendini evine kapatıyor ve üretimden yoksun kalıyor. Çünkü şiddet, kadının iradesini elinden alıyor ve kadını işini, mesleğini, eğitimini, eşini ve yaşam biçimini tercih etme hak ve özgürlüğünden mahrum bırakıyor.
TÜİK istatistiklerine bakıldığında 2007 Ağustos verilerine göre erkeklerin işgücüne katılma oranı yüzde 72,9 iken kadınlarda bu oran yüzde 26,1. Oranlar arasındaki uçurum, kadının istihdamda yer alma yeteneğine sahip olamamasından değil, kadının istihdama katılamamasından kaynaklanıyor. Çünkü kadın, işe gönderilmiyor, eğitim hakkı elinden alınıyor, işyerinde cinsel istismara maruz kalıyor, cinsiyetinden dolayı işe alınmıyor ve şiddet görüyor. Kadının emeği önemsenmiyor ve hor görülüyor. Bu anlayışın artık bitmesi gerekir. Bu yanlış bakış açısı, sadece kadına değil toplumun tüm katmanlarına zarar vermektedir. Çünkü bir erkeği de doğurup, büyüten, yetiştiren kadındır. Kadının hem yeteneğine hem de zekâsına üretimin tüm katmanlarında ihtiyaç vardır. Zaten üretim yeteneğinin ve becerinin cinsiyet temelli düşünülmesi bile yanlıştır. Önemli olan o becerinin ve üreten beynin olmasıdır.
Dünya Ekonomik Forumu tarafından yayımlanan 2007 Küresel Toplumsal Cinsiyet Eşitsizliği Endeksi'nde ülkemiz, ne yazık ki kadınların ekonomik katılımı ve yararlandıkları imkânlarda 118. sırada. Eşit işe eşit ücret konusunda dünyada 47. sıradayız ve kadınların ekonomik geliri dikkate alındığında 109. sırada yer alıyoruz. Bu tabloya baktığımız zaman ülkemizin toplumsal cinsiyete bakış açısını gayet net görebiliriz. Bu anlayışımızı bu tavrımızı değiştirmek zorundayız. Kadın ve şiddet kelimelerini bir arada kullanmayacak bir ülke haline gelmemiz gerekir. Üretimde, eğitimde, çalışma hayatında ve yönetimde kadınlarımızla kol kola, beraber olmamız, geleceğimiz için şarttır.
Biz Öz İplik-İş Sendikası olarak, gerek yürüttüğümüz projelerde, düzenlediğimiz toplantılarda gerekse de destek verdiğimiz kampanyalarda her zaman kadınların haklarını savunuyor ve onların yanlarında yer aldığımızı dile getiriyoruz. 'Tekstil Sektöründe Çalışan Kadınların Çalışma Koşullarının İyileştirilmesi' projemiz kadınların çalışma hayatına katılmasını artırma mücadelemize en iyi örnektir. Çünkü biz, üretimin ve gelişmenin eşit bir şekilde olacağına inanıyoruz. Şiddetin kabul edilebilir bir yanı olmadığını her daim dile getiriyoruz. Toplumsal ilerlemenin ve ekonomik gelişmenin toplumun tüm bireyleriyle, birlikte olacağına inanıyor ve sendikal mücadelemizi bu anlayış çerçevesinde gerçekleştiriyoruz. Tüm bu düşüncelerle birlikte bir taraf tuttuğumuzu belirtiyorum. Biz, Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele ve Dayanışma Günü'nde kadınların tarafında yer alıyoruz ve onların bu onurlu mücadelelerinde her zaman onlarla omuz omuza olacağımızı bir kez daha yineliyoruz.
*Yusuf Engin: İplik-İş Sendikası Genel Başkanı Hak-İş Konfederasyonu Genel Başkan Yardımcısı