26 Ağustos 2009, Çarşamba

KESK sonbaharda greve gidiyor

Kamu çalışanlarının önümüzdeki yıl için ekonomik ve sosyal haklarını belirlemek üzere hükümet ve memur sendikaları arasında 15 Ağustos'ta başlayan toplu görüşmeleri, "sohbet toplantıları" olarak değerlendiren KESK Genel Başkanı Sami Evren, "Toplu görüşmelerde şimdiye kadar 5 oturum gerçekleştirildi. Ancak çalışanların lehine en küçük bir iyileştirme ve olumlu adım atılmadı. Biz 'hak verilmez alınır' evrensel ilkesini, örgütümüz kurulduğu günden beri söyleriz. Bu nedenle sonbaharda TİS ve grev hakkı için hükümete uyarı anlamında toplumun bütün kesimlerini kapsayan grev yapmayı planlıyoruz" dedi.

-----

15 Ağustos'ta hükümet ile memur sendikaları arasında başlayan ancak hükümetin tek taraflı irade beyan ettiği ve sendikaların hiç bir yaptırım gücünün bulunmadığı toplu görüşmeler konusunda sendikaların isteksizliği her geçen gün artıyor. KESK'in son 3 yıldır "orta oyunu" olarak nitelendiği ve katılmadığı toplu görüşmelerin bütün oturumlarına Kamu-Sen ve Memur-Sen katıldı. Toplu görüşmelerin son oturumlarının gerçekleştirildiği bu günlerde KESK Genel Başkanı Sami Evren, toplu görüşmelerde yaşanan gelişmeler ile KESK'in Toplu İş Sözleşmesi (TİS) ve grev hakkı için bundan sonra yapacakları etkinliklere ilişkin sorularımızı yanıtladı.

Hükümet ile memur sendikaları arasında toplu görüşmelerin 8'inci dönemi gerçekleşiyor. Genel olarak bu görüşmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu görüşmeler sonucunda kamu çalışanları lehine bir sonuç çıkacağını düşünüyor musunuz?

Her yıl 15 Ağustos geldiği zaman toplu görüşme tartışması başlıyor. Biz KESK olarak bu sürece yaklaşımımızı defalarca söyledik. Bu görüşme trafiği, kamu çalışanlarına herhangi bir hak elde edebilecek bir pozisyon tanımıyor. Çünkü görüşme mantığı görüşme yasası o kadar çok net ki özet olarak diyor ki 'siz burada ne söylerseniz söyleyin ben size neyi uygun görürsem onu veririm' diyor. Dolayısıyla biz bu görüşmeleri hep reddettik, doğru olmadığını söyledik. Eşit koşullarda masaya oturmamız gerektiğini belirttik. Bunu söylerken bir uzlaşmaz tutum içerisinde değiliz. Biz kamu çalışanlarının hak ve çıkarları konusunda uzlaşmaya hazırız. Çünkü sonuçta sendikalar kendi işvereni ile üyelerinin hak ve çıkarlarını konuşurlar, onların hak almasını sağlamaya çalışırlar. Bizim de taleplerimiz oldu. Bu taleplerin karşılanması için mücadele ediyoruz. 5'inci oturum oldu, ancak sohbet toplantılarının ötesine gitmedi. Çalışanların lehine en küçük bir iyileştirme, olumlu adım atılmadı. Ortada bir taslak bütçe yok sadece mali disiplin çerçevesi içerisinde oluşturulmuş birtakım rakamsal değerler var. Muhtemelen Merkez Bankasının açıkladığı enflasyon oranı kadar belirlediği bir zam oranı var. Merkez Bankası enflasyon oranını belirleyecek bu konuda. O da 5.9 civarında, hükümetin onu geçen bir teklifte bulunması çok zor gözüküyor. Ama hükümetin ortaya koyacağı rakam, sendikaların taleplerinin çok gerisinde. Biz yıllardır yüzdelik zamlarla sorunların çözülemeyeceğini ifade ettik. 'Enflasyonun üzerinde miydi altında mıydı tartışmaları da tamamen kamuoyunu yanıltmaya yönelik tartışmalardır. Biliyorsunuz Türkiye'de TUİK'in açıkladığı rakamlar her zaman yanıltıcı olmuştur. Kamuoyu TUİK'in açıkladığı rakamlara inanmamaktadır. Hükümet diyecektir ki 'biz kamu çalışanlarına enflasyonun üzerinde zam, iyileştirme verdik, aradaki açık kapandı' diyecektir. Bunlar tabi boş söylemlerdir. Diğer konuları çözmeyen bir iktidar anlayışı, mali konuları çözmesi de mümkün gözükmüyor. Bu siyasi bir tercihtir. Yani siz çalışanların lehine sorunu çözmek isterseniz, bütçe içindeki rakamları çalışanların lehine arttırırsınız. Dolaylı vergileri azaltırsınız. Kurumlar vergisini çoğaltırsınız. Çok kazanandan çok vergi alırsınız, az kazanandan az vergi alırsınız. Kayıt dışı ekonomiyi kayıt altına almayı planlarsınız. Bütçe içerisinde siyasi tercihinizi halktan yana yaparsınız. Yıllardır Türkiye'de halkçı bütçeler yapılmıyor. Böyle olunca çalışanların beklenti içine sokulması doğru değil. Biz sadece kamu çalışanlarıyla sınırlı bir talepte bulunmadık. Bu ülkenin işsiz sayısı 6.5 milyon, son bir yıl içerisinde işten atılanların sayısı 1 milyonun üzerinde. Hep ülkenin koşulları, kriz bahane ediliyor. Bu bahanelerin hiçbir zaman ardı arkası kesilmeyecek. Bu yıl da gene krizi bahane edecekler. Dolayısıyla mali konularla ilgili bu siyasi iktidardan kamu çalışanlarının bir beklenti içerisine girmesi doğru değil. Bugün Türkiye'nin dört bir tarafında 1 saatlik iş bırakma eylemleri gerçekleştirildi. Binlerce memur ilk defa tepkisini işi bırakarak ortaya koydu. Bunu anlamlı buluyoruz. Bunu büyültebilirsek, grev ve toplu sözleşme hakkı elde etmeyi ki onu elde ettiğimiz zaman mali konularda ciddi bir kazanım elde edeceğimizi düşünüyoruz.

Yıllardır TİS ve grev hakkınızı alanlarda ve toplu görüşmeler öncesinde dillendiriyorsunuz. Türkiye'nin ILO'da kara listeye alınması ve AİHM'de mahkum olmasına rağmen, hükümetin bu talep karşısındaki katı tutumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Öncelikle hükümetlerin hak vermesi zaten düşünülemez. O nedenle biz 'hak verilmez alınır' evrensel ilkesini örgütümüz kurulduğu günden beri söyleriz. Bunu sloganlaştırdık. Bu boş bir şey değildir. Bütün dünyanın her tarafında haksızlığa uğrayanlar hakları ve özgürlükleri için mücadele ederlerse bunu elde edebilirler. Aksi taktirde bir şey elde etmeniz mümkün değil. Şu anda bizim tartıştığımız toplu sözleşme ve grev hakkının ise farlı boyutları var. Bunlardan bir tanesi Anayasa'da bizim grev ve toplu sözleşme hakkımızı engelleyen bir hüküm yok. Olsa bile Anayasanın 90'ıncı maddesi uluslararası sözleşmeleri işaret etmektedir. Dolayısıyla Anayasanın 90'ıncı maddesinde bizim grev ve TİS hakkımız uluslararası sözleşmelerle güvence altına alınmıştır. Yani şu anda iddianın ötesinde hukuksal olarak bizim grev ve toplu sözleşme yapma hakkımız var. Buna uymayan hükümettir, yani Anayasayı ihlal eden maalesef şu andaki hükümettir. 4688 sayılı yasa kadük olmuştur. İç hukukta tüketilmiş, AİHM'de karara bağlanmış bir yasa, sendikal mücadelenin önünde engel oluşturuyorsa, zaten Uluslararası Çalışma Örgütü'nün yapmış olduğu toplantıda Türkiye bu nedenle kara listeye alınıyorsa, artık kamu çalışanlarının grev ve TİS hakkı, bir tartışma konusu olmaktan çıkmıştır. Yani mevcut hukuk sistemi içerisinde grev ve TİS hakkımızın kullanılması engellenmektedir. Bu mesele demokrasiyi içselleştirmeyle ilgilidir. Eğer siz demokratik bir ilişkiyi içselleştirmişseniz çalışanların lehine demokratik açılımlar ortaya koyarsınız. İçselleştirmemişseniz farklı şeylere sığınırsınız. Şu andaki hükümetin 4688 sayılı yasaya sığındığı gibi.

Bu yıl Memur-Sen, TİS ve grev hakkı verilmezse seneye masaya oturmayacaklarını belirtti. Kamu-Sen ise hükümetin TİS ve grev konusunda kararlı olduğunu böyle giderse seneye masada tek başlarına olacaklarını kaydetti. Diğer konfederasyonların bu tutumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Diğer konfederasyonların kendi karar organları ve değerlendirmeleri var. Ama Memur-Sen'in 'önümüzdeki yıl biz de masaya olmayacağız' demesi aslında bu yılki görüşmelerin de boş olduğunun altının çizilmesi anlamında önemli. Eğer Kamu-Sen başkanı seneye tek başımıza bu tartışmaları sürdürürüz diyorsa, boş sohbetleri devam ettireceği anlamına geliyor. Bizi burada engelleyen kamuoyunda bunun içselleşmesinin önüne geçen diğer iki konfederasyonun bunun önüne geçmesidir. Yani diğer iki konfederasyonla 'evet bizim grev ve TİS hakkımız var' noktasında uzlaşabilmektir. Onlar hala bir yasal düzenlemeyle bu hakkın olabileceğini düşünüyorlar. Dolayısıyla büyük yanılgı içerisindeler. Tabi onların bileceği bir şey biz burada diğer sendikaların tutumlarından ziyade KESK'in ortaya koyduğu tutumu önemsiyoruz. KESK diyo ki 'biz ricacı olmayız, biz irademizi hükümete teslim etmeyiz'. KESK diyor ki 'hak alabilmenin yolu masaya eşit koşullarda oturmaktan geçer'. Şimdi eğer siz bunlardan vazgeçiyorsanız, iradenizi hükümete teslim edecekseniz. Eşit koşullarda masaya oturma konusunda direngen davranmayacaksınız. Bu onların bilecekleri şey, o yolla hak alınabileceğini tarihsel olarak kimse iddia edemez, öyle hak alınsa bile bir süre sonra o hakları verenler geri alırlar. Konfederasyonumuzun ortaya koymuş olduğu tutum yaşam içerisinde denenmiş gerçekçi bir tutum olduğunu düşünüyoruz. Tabi Türkiye'de hak almak kolay değil. Türkiye'de demokrasi güçlerinin, emek hareketinin zayıflatıldığı, siyasal iktidarların baskı uyguladığı bir dönem yaşanıyor. Hepsini bir araya koyduğumuz zaman Türkiye'nde emekten yana sol siyasette çok ciddi bir kan kaybı olduğu için, biraz yalnız kaldığımızı söyleyebilirim. Bunun güçlendirilmesi, demokrasi güçlerinin daha da büyümesi emek hareketinin de güçlenmesine neden olacaktır. Bütün bunlara rağmen bizim tutumumuzun kararlı ve olumlu olduğunu düşünüyorum.

KESK olarak bundan sonra TİS ve grev hakkı için ne yapmayı düşünüyorsunuz? Önünüzde bir genel grev yapma düşüncesi var mı?

Genel grevi bu güne kadar düşünmedik, çünkü bu diğer konfederasyonlar ve işçi konfederasyonlarıyla birlikte tasarlanması gereken bir şeydir. O nedenle bizimki uyarı niteliğinde olabilir. Burada esas üzerinde durduğumuz konu grev hakkının, grev yapılarak kazanılacağıdır. Çünkü dünyanın her tarafında sendikalar, işverene yaptırım uygulayabildikleri oranda haklarını alabilmişlerdir. Bu nedenle biz bu görüşmelerden bir netice alınamayacağını bildiğimiz için, sonbaharda toplumun çok değişik kesimlerinin sorunlarını ortak sorun haline getirip onun üzerinden işi bırakmayı, ciddi bir uyarı grevini hayata geçirmeyi planlıyoruz. Yani o günü, Türkiye'nin dört bir tarafında emekten yana rüzgarın estiği ve emekçilerin itiraz ettiği, sokağa çıktıkları, işi bıraktıkları, kendilerinin yaşam hakkı için yaşamı durdurdukları, toplumsal muhalefetin hareketlendiği bir gün olarak saptamayı düşünüyoruz. Tabi bu görüşmelerin sonucunda ya doğrudan bir tarih ya da en azından sonbaharda hangi ayın içinde olacaksa onu açıklayıp örgütleyeceğiz. Bu sadece kamu çalışanlarının ücret talebiyle sınırlı olamaz. Sonuçta ücret talebimizin bir demokrasi talebiyle birlikte değerlendirilmesi gereken bir şeydir. Bu sistemin mağdur ettiği çok sayıda yoksul, işten atılan insan var. Özellikle İşçi sendikalarının da sorunudur. İşten atılmalar devam ettikçe, emeklilerin maaşları açlık sınırının altında kaldıkça, kamu çalışanlarının reel kayıpları büyüdükçe, buna itiraz seslerinin yükselmesi lazım, biz bütün itiraz eden sesleri bir araya getirip bu uyarı grevini hayata geçirebilirsek, bu çok anlamlı bir başlangıç olur ve grev hakkı da grev yaparak kazanılır.

İş bırakma eylemi yaptığınız sırada yürüyüşünüz polisin engellemesi ile karşılaştı. Konfederasyonunuza yönelik operasyonlar yapılıyor. Toplumun gözünde KESK marjinal bir sendika izlenimi mi yaratılmaya çalışılıyor?
KESK'i engellemeye yönelik tutumları her zaman oldu. Bu gün Tümbel-Sen, Çankaya Belediyesi'nde iş bıraktı, oradan eylem alanına gelmek istedi, fakat polis tarafından engellendi. Demokratik hak kullanmayı engellemek marjinal bir tutumdur. Aslında polis şeflerinin keyfi olarak sizin yürüyüşünüze müdahalesidir. Türkiye'nin dört bir tarafında KESK'e yönelik engellemeler, baskılar devam ediyor. Burada KESK'i kitlelerden soyutlama, onun eylem ve etkinliklerini küçültme, onun taleplerini ikinci plana itip kavgacı bir sendika görüntüsü verme gibi bir takım tasarımlar olabilir. Biz ne yaptığımızın farkındayız. Sizin eğer ortaya koyduğunuz demokratik tepkileriniz algılanmıyorsa, itirazlarınızı sokakta yükseltmekten başka şansınız yok. Söylemleriniz çok geniş kitlelerin talepleriyle örtüşüyorsa tabi ki marjinal değilsiniz. KESK'in de söylemlerine baktığımız zaman hiçbirisi marjinal değil. Dolayısıyla radikal bir tutum içerisindeyiz, yani toplumun sesi vicdanı olacaksanız, radikal olmak durumundasınız. Siyasi iktidarın oyunlarını bozan, onların kurdukları düzene itiraz eden, ortaya koydukları engelleri dağıtan bir yerde radikal davranmak durumundasınız. KESK bu anlamıyla kamu çalışanlarının vicdanı ve sesidir. Sadece kamu çalışanlarının değil diğer toplumsal muhalefetle birlikte çalışmayı kendisine ilkesel tutum haline getirmiştir. Biz çok geniş kesimlerin sorunlarını dile getirdiğimiz için marjinal olamayız. Ancak onların sorunlarına ket vuran siyasi iktidar için radikal bir tutum ortaya koyabiliriz. Bizim eylem ve etkinliklerimiz bu çerçevede değerlendirilmeli./diha