Diyarbakır Barosu: Kanlı bir Kürt göçü yaşanabilir
Diyarbakır Barosu Başkanı Sezgin Tanrıkulu, Türkiye'nin birçok ilinde Kürtlere ve DTP'ye yönelik saldırı ve linç girişimleri sonucunda batıdan doğuya doğru kanlı bir Kürt göçünün yaşanabileceğini söyledi.
AK Parti'li bölge milletvekillerinin tezkereyi onaylamasını eleştiren Tanrıkulu, "Bu tezkerenin Meclis'te görüşülmesi sırasında karşı çıkmak gerekiyordu. En azından 'evet' oyu vermeyebilirlerdi, ya da oturuma katılmayabilirdi. Evet demek ilkeli değil" dedi.
Hakkari'nin Yüksekova İlçesi'nin Oremar bölgesinde yaşanan çatışmanın ardından bir çok ilde Kürtlere ve DTP'ye yönelik saldırı ve linç girişimlerini değerlendiren Diyarbakır Barosu Başkanı Sezgin Tanrıkulu, kanlı bir göç dalgasının yaşanabileceğini söyledi. 22 Temmuz seçimlerinin ardından şiddetin aşırı tırmandığını ve bölgenin her tarafında çok kanlı çatışmaların yaşandığını belirten Tanrıkulu, "Onlarca örgüt üyesi yaşamını yitirdi. PKK'lilerin cenazeleri ailelerine verilmedi bunun üzerine gerginlik oldu. Ve iki çok büyük eylemle çok sayıda asker yaşamını yitirdi. Hakkari'de büyük bir eylem gerçekleştirildi ve bu tam da tezkere kararının ardından geldi" dedi.
Tanrıkulu, AK Parti'nin bölgede yüksek oranda oy almasının nedenlerinden birinin de seçim öncesi çıkarılması planlanan tezkereye karşı duruşu olduğunu ifade ederek, şunları söyledi: "Halkın bu desteği aslında bu sorunun siyasal çözümünün Meclis'te olabileceği inancıydı. Maalesef AKP anlaşılmaz biçimde, daha gergin bir politika izlemeye başladı. Oysa sağ ve sol milliyetçilerin söylemlerinin boş olduğunu, Türkiye'ye hizmet etmediğini aldığı oy oranıyla ortaya koymuştu. Dolayısıyla daha cesur ve daha ileriyi gören Meclis'le bu işin zemini olabileceği inancını güçlendirerek, bütün Kürtleri bu işe katabilirdi, Türkiye'de bu havayı yaratabilirdi."
Şiddetin tırmanmış olmasının çözümü olanaklı kılmadığını belirten Tanrıkulu, "Kürt siyasetçilerin ve DTP grubunun Meclis'te siyaset yapmasına da imkan verilmedi. Maalesef şu anda Kürt siyaseti, DTP olsun yerel yönetimler olsun ve sivil toplum tıkanmış durumda. Şiddetin bu kadar tırmandığı şiddetten başka bir şeyin konuşulmadığı ortamda, siyasetin dilinin topluma egemen olması olanaklı gözükmüyor" dedi.
Türkiye'de militarizmin sağ ve sol milliyetçi güçlerin, Türkiye'de demokrasi üzerine vurmak istedikleri kelepçeyi kaldırma sorumluluğunun yine Kürtlerde olduğunu ifade eden Tanrkulu, Kürtlere karşı geliştirilen linç saldırılarına dikkat çekti. Tanrıkulu, öteden beri şiddetin ve bu şiddette ısrar etmenin toplumda kırılmayı derinleştirerek, Kürtlerin potansiyel hedef haline gelebileceğini ve bu çatışmanın Kürt ve Türk çatışmasına dönüşebileceği yönündeki endişelerini dile getirdiklerini hatırlattı.
Tanrıkulu, Yüksekova'da yaşanan çatışmanın ardından Türkiye'de yapılan gösterilerin, hatta öncesi Türkiye'de yapılan seferberlik çağrıları yine Erzurum, Malatya, Elazığ, İstanbul gibi illerde yaşanan olayların, bilinmeyen lokal olaylar, Türkiye'nin hangi psikolojik ve sosyolojik ortamda bulunduğunu gözler önüne serdiğine dikkat çekti. Tanrıkulu, bu gelişmelerin ikinci bir Kürt göçünün yine kanlı bir biçimde yaşanabileceği uyarısında bulunarak, "Bu göç böyle buradan batıya doğru değil, batıya 1990'lı yıllardan sonra göç etmeye zorlanmış veya öncesinden orada yaşamaya başlamış Kürtler üzerinden olacaktır. İkinci bir Kürt göçü bu defa batıdan bölgeye doğru akacak ve bu kanlı biçimde olacaktır" dedi.
AK Parti'li bölge milletvekillerinin tezkereye 'evet' demelerini de eleştiren Tanrıkulu, "Bu tezkerenin Meclis'te görüşülmesi sırasında karşı çıkmak gerekiyordu. En azından 'evet' oyu vermeyebilirlerdi, ya da oturuma katılmayabilirdi. Evet demek ilkeli değil. Sonuç itibariyle CHP Genel Başkan Yardımcısı Eşref Erdem, çok net bir biçimde 'inanmıyorum' diyerek vermedi. Bu yapabilecek konumda olan milletvekilleri bunu yapmalıdırlar. Savaş ve çatışmayı derinleşecek bir konuda tavrını göstermeliydi" dedi. (ANF NEWS AGENCY )
Hakkari'nin Yüksekova İlçesi'nin Oremar bölgesinde yaşanan çatışmanın ardından bir çok ilde Kürtlere ve DTP'ye yönelik saldırı ve linç girişimlerini değerlendiren Diyarbakır Barosu Başkanı Sezgin Tanrıkulu, kanlı bir göç dalgasının yaşanabileceğini söyledi. 22 Temmuz seçimlerinin ardından şiddetin aşırı tırmandığını ve bölgenin her tarafında çok kanlı çatışmaların yaşandığını belirten Tanrıkulu, "Onlarca örgüt üyesi yaşamını yitirdi. PKK'lilerin cenazeleri ailelerine verilmedi bunun üzerine gerginlik oldu. Ve iki çok büyük eylemle çok sayıda asker yaşamını yitirdi. Hakkari'de büyük bir eylem gerçekleştirildi ve bu tam da tezkere kararının ardından geldi" dedi.
Tanrıkulu, AK Parti'nin bölgede yüksek oranda oy almasının nedenlerinden birinin de seçim öncesi çıkarılması planlanan tezkereye karşı duruşu olduğunu ifade ederek, şunları söyledi: "Halkın bu desteği aslında bu sorunun siyasal çözümünün Meclis'te olabileceği inancıydı. Maalesef AKP anlaşılmaz biçimde, daha gergin bir politika izlemeye başladı. Oysa sağ ve sol milliyetçilerin söylemlerinin boş olduğunu, Türkiye'ye hizmet etmediğini aldığı oy oranıyla ortaya koymuştu. Dolayısıyla daha cesur ve daha ileriyi gören Meclis'le bu işin zemini olabileceği inancını güçlendirerek, bütün Kürtleri bu işe katabilirdi, Türkiye'de bu havayı yaratabilirdi."
Şiddetin tırmanmış olmasının çözümü olanaklı kılmadığını belirten Tanrıkulu, "Kürt siyasetçilerin ve DTP grubunun Meclis'te siyaset yapmasına da imkan verilmedi. Maalesef şu anda Kürt siyaseti, DTP olsun yerel yönetimler olsun ve sivil toplum tıkanmış durumda. Şiddetin bu kadar tırmandığı şiddetten başka bir şeyin konuşulmadığı ortamda, siyasetin dilinin topluma egemen olması olanaklı gözükmüyor" dedi.
Türkiye'de militarizmin sağ ve sol milliyetçi güçlerin, Türkiye'de demokrasi üzerine vurmak istedikleri kelepçeyi kaldırma sorumluluğunun yine Kürtlerde olduğunu ifade eden Tanrkulu, Kürtlere karşı geliştirilen linç saldırılarına dikkat çekti. Tanrıkulu, öteden beri şiddetin ve bu şiddette ısrar etmenin toplumda kırılmayı derinleştirerek, Kürtlerin potansiyel hedef haline gelebileceğini ve bu çatışmanın Kürt ve Türk çatışmasına dönüşebileceği yönündeki endişelerini dile getirdiklerini hatırlattı.
Tanrıkulu, Yüksekova'da yaşanan çatışmanın ardından Türkiye'de yapılan gösterilerin, hatta öncesi Türkiye'de yapılan seferberlik çağrıları yine Erzurum, Malatya, Elazığ, İstanbul gibi illerde yaşanan olayların, bilinmeyen lokal olaylar, Türkiye'nin hangi psikolojik ve sosyolojik ortamda bulunduğunu gözler önüne serdiğine dikkat çekti. Tanrıkulu, bu gelişmelerin ikinci bir Kürt göçünün yine kanlı bir biçimde yaşanabileceği uyarısında bulunarak, "Bu göç böyle buradan batıya doğru değil, batıya 1990'lı yıllardan sonra göç etmeye zorlanmış veya öncesinden orada yaşamaya başlamış Kürtler üzerinden olacaktır. İkinci bir Kürt göçü bu defa batıdan bölgeye doğru akacak ve bu kanlı biçimde olacaktır" dedi.
AK Parti'li bölge milletvekillerinin tezkereye 'evet' demelerini de eleştiren Tanrıkulu, "Bu tezkerenin Meclis'te görüşülmesi sırasında karşı çıkmak gerekiyordu. En azından 'evet' oyu vermeyebilirlerdi, ya da oturuma katılmayabilirdi. Evet demek ilkeli değil. Sonuç itibariyle CHP Genel Başkan Yardımcısı Eşref Erdem, çok net bir biçimde 'inanmıyorum' diyerek vermedi. Bu yapabilecek konumda olan milletvekilleri bunu yapmalıdırlar. Savaş ve çatışmayı derinleşecek bir konuda tavrını göstermeliydi" dedi. (ANF NEWS AGENCY )