Skandal gazeteciliği ve politik mücadele
Murat Çakır - Günümüzün yaygın medyasının kamuoyunu yanıltmak, sorunların gerçek nedenlerinin üstünü örtmek, sermaye yanlısı adımları meşru kılmak için kitlesel telkinde bulunmak ve egemenler lehine toplumsal muhalefeti karalamak için güçlü bir silah haline geldiği konusunda bu gazetenin okurları arasında kuşkusuz geniş bir görüş birliği vardır. Yalan haber, propaganda, kişilerin özel hayatını skandalize etmek, bilgilerin çarpıtılması, kısacası indoktrinasyon, yani görüş aşılama yaygın medyanın en önemli aracı.
Türkiyeli okur bunun örneklerini her gün bizzat yaşıyor. Bu, görece demokratik Avrupa’da da farklı değil elbette. Örneğin Almanya’da: Almanya yaygın medyası »tarafsız gazetecilik« kisvesi altında toplumsal muhalefeti ve bilhassa Sol Parti’yi karalama misyonunu başarıyla yerine getiriyor. Ama artık o kadar ileri gidildi ki, yaygın medya temsilcileri bile durumu eleştirmeye başladılar.
Bunun en yeni örneğini Sol Parti eşbaşkanı Oskar Lafontaine ile ilgili haberlerde görmek olanaklı. Neoliberal söylemin amiral gemisi »Der Spiegel« dergisi, kısa bir süre önce Oskar’ın, Sol Parti’deki Komünist Platform akımının sözcüsü Sahra Wagenknecht ile bir ilişkisi olduğunu, hatta bu nedenle eşi ile arasının açıldığını yaymaya başladı. Böylelikle diğer medya gruplarının da belden aşağı vurmaya başlamalarını tetikledi. Oskar’ın ve dolayısıyla solun görüşlerine karşı verilen politik mücadele artık kişisel saldırılara dönüştü.
Tüm bunlar elbette Sol Parti ve partiye yakın duran kesimlerin »komünist diktatörlük« özlemleri içerisinde oldukları, savunulan politikaların gerçekleşemeyecek hayalci »saçmalıklar« oldukları, »zaten solun bütününün kullanma süresinin geçtiği«, parti içinde uyuşmazlıklar olduğu v.s. biçiminde manipülatif haber bombardımanına paralel yürütüldü.
Oskar, Saarland Eyalet Parlamentosu Seçimleri’nden sonra, Federal Parlamento Grup başkanlığına aday olmadığını açıkladığında, sermayenin megafonları artık »solun bittiğini« ilân etmeye başlamışlardı.
Hâlbuki Oskar bu kararını, prostat kanseri olduğu teşhisi yapıldığında vermiş, ama hastalığını henüz açıklamamıştı. Ardından başlayan spekülatif haber bombardımanı sonuçta öylesine rezil bir hâl aldı ki, Oskar’ın kanser ameliyatı olacağı açıklandıktan sonra bazı gazeteciler »yahu bu kadar saldırı da artık ayıp« demek zorunda hissettiler kendilerini.
Kuşkusuz aralarında gazetecilik etiği açısından hareket edenler yok değil. Ama gene de insanın aklına şu soru geliyor: »acaba şimdi meslektaşlarını eleştiren gazeteciler ameliyat haberi gelene kadar yazılıp çizilenlere neden kayıtsız kaldılar, yoksa »takke düşüp, kel görününce« yaygın medyanın inandırıcılığını mı yeniden sağlamak istiyorlar?« diye.
Hadi muhafazakâr basını ve egemenlerin sözcüsü olanları bir yana bırakalım. Sözde sol-liberal geçinen »taz« gibi gazeteler niye sansasyon medyası düzeyinde koroya katılmışlardı? Hani 1968’in Rudi Dutschke’leriyle yola çıktıklarını her fırsatta söyleyen demokrasi havarileri (!) ne diye, gene her fırsatta sola belden aşağı saldırmaya devam ediyorlardı? Bana kalırsa bunun sadece tek bir yanıtı var: egemen kültür, egemenlerin kültürüdür ve »egemen sınıfların düşüncelerini dile getiren megafonların« (R.W. Connell) görevi toplumsal muhalefeti karalamaktır. Bu kadar açık.
Türkiye’deki okurlar, medya kullanma yetisine sahip oldukları ölçüde, sol-liberal basının aynı yaklaşımı nasıl ince ve rafine yöntemlerle gerçekleştirdiklerine tanık oluyorlardır. Örneğin Taraf gazetesini ele alalım: Taraf, statükoya muhalefet adı altında Kürt Özgürlük Hareketi hakkında aslı astarı olmayan ve araştırmacı gazetecilik etiğinden bihar yorum ve haberlerle bunu çok usta bir biçimde yapmaktadır. Evet, egemenler arası mücadelede Taraf’a karşı saldırıda bulunulmaktadır. Ve evet, bu tip saldırılara karşı Taraf’ın yanında yer almak, dayanışma göstermek en başta Türkiye solunun ve Kürt Özgürlük Hareketinin görevidir. Ama doğruya doğru, eğriye eğri demek de, eleştirel dayanışmanın bir gereğidir.
Kaldı ki, Taraf gazetesi ve tüm diğer basın-yayın organlarının özgür bir biçimde düşüncelerini ifade etmesi, basın özgürlüğünün amasız-fakatsız savunulması, demokrasinin savunulmasının en temel kıstasıdır. Gönül isterdi ki, Taraf’da özgür basın olmanın, objektif haber vermenin sorumluluğunu amasız-fakatsız yerine getirebilse.
Bunları görünce insan, defalarca kapatılan, binaları bombalanan, çalışanları öldürülen, ama gene de gerçekleri yazmaktan vazgeçmeyen özgür basın geleneğinin, solun çeşitli yayınlarının yaşamsal önemini bir kez daha anlıyor. Ve yazılıp çizilenlerin satır aralarındakileri doğru okumanın da politik mücadelenin bir gereği olduğunu.
(Yeni Özgür Politika)