30 Ağustos 2009, Pazar

Absürdistan seçimleri

Murat Çakır/Günlük --Bir ülke düşünün, resmî işsizlik sayısının bir kaç ay sonra 4,5 milyona çıkacağı tahmin edilsin (gayri resmî sayının 8 milyon olduğundan bahsetmiyorum bile); halkının yüzde 13,5'i - 2,9 milyonu çocuk olmak üzere - yoksulluk sınırında yaşasın; yaşlılıkta yoksul olma rizikosu altına girenlerin oranı hergün artsın; tek 'hammaddesi' bilgi olmasına rağmen, bilim ve öğrenimi tasarruf tedbirleri altında inlesin; vergi adaletsizliği ve kriz (!) fonları ile zenginlere, büyük tekellere ve bankalara yüzmilyarca Avro dağıtılsın; askerleri dünyanın muhtelif bölgelerinde savaşlara katılsın; toplumu ırkçılık girdabında boğulmaya yüz tutsun ve parlamento seçimleri böylesine ruhsuz, heyecansız geçsin. Evet anladınız, Almanya'dan bahsediyorum.

-----

Dikkatli okurun haberi vardır: bu yıl sona erdiğinde Almanya'da 1 Avrupa Parlamentosu (AP) Seçimleri, 1 Genel Seçimler ve 4 Eyalet Parlamentosu Seçimleri yapılmış olacak. Ama Almanya'ya şöyle dikkatlice de olsa dışarıdan bakan birisi bunu çok zor anlar. Çünkü seçim mi yapılıyor, yoksa partiler haftasonu partisi mi veriyor, belli değil. Heyhat! Nerde bizim o caf caflı, curcunalı, şamatalı, her söylemin ülke gündemini kilitlediği Türkiye seçimleri? Bir rehavet ki, sormayın gitsin.

AP seçimleri geldi geçti, pek bir şey anlamadık. Hadi diyelim seçmen AP'nu dişsiz kaplan olarak görüp, değer vermedi. Yarın Saarland, Saksonya ve Thüringen de Eyalet Parlamentosu Seçimleri yapılacak, gene sessiz sedasız bir süreç işliyor. Saarland'da başbakan olmak isteyen Oskar Lafontaine sayesinde Die Linke'nin ikinci büyük parti olması bekleniyor. Batı eyaletlerinde 1945 sonrasında bu bir 'ilk' olacak. Doğu eyaletleri olan Saksonya ve Thüringen de Die Linke zaten yerleşik bir halk partisi durumunda.

Thüringen'de de ilk kez bir Die Linke başbakanı seçilebilir. Böyle bir fırsat var. Aynı gün Almanya'nın en yoğun nüfusuna sahip olan Kuzeyren-Vesfalya eyaletinde Yerel Seçimler yapılacak. Yerel seçimlerde baraj olmadığından Die Linke'nin eyalet çapında yerel meclislere grup düzeyinde girmesi söz konusu.Genel Seçimler ise, aynı Brandenburg Eyalet Seçimleri gibi 27 Eylül'de yapılacak. Die Linke'nin hem Brandenburg da, hem de ülke çapında oylarını artırması bekleniyor.

Buraya kadar iyi güzel de, değişen ne olacak derseniz, Die Linke'nin tek gerçek muhalefet partisi olarak güç kazanmasının ötesinde pek değişecek bir şey olmaz derim. Hıristiyan Demokratlar, her ne kadar liberal FDP ile ortak olmak isteseler de, seçim sonrasında gene SPD ile büyük koalisyona devam etmek zorunda kalacaklarını tahmin ettiklerinden ve SPD'liler de aynı tespitten hareket ettiklerinden, her iki taraf da seçim retoriğini sivriltmemeye çalışıyor.

Devlet kasasından verilen teşviklerle uzatılan kısa çalışma süreleri, hurda primi, tekellerin işten çıkartmalar için seçim gününü beklemeleri, hükümetin sosyal giderlerdeki kısıtlamaları seçim sonrasına ertelemesi ve diğer bazı tedbirler nedeniyle küresel krizin sonuçlarının ülke içerisinde, dünyanın diğer bölgelerine kıyasla, toplumun gündelik yaşamına tüm şiddetiyle yansımaması ve yaygın medyanın oluşturmayı başardığı beklenti atmosferi Almanya'daki seçmenin, aynı en aptal koyunlar, kendi kasaplarını kendileri seçer misâli, umutlarını, ülkeyi ve dolayısıyla Avrupa kıtasını neoliberal yağma ile militarist saldırganlık boyunduruğu altına sokan güçlere bağlamış görünüyorlar. Eh, politik ve toplumsal sol da görevinin gereğini yerine getiremeyince, ortaya böyle ruhsuz ve heyecansız bir seçim maratonu çıkıyor. Acaba kabahat kimde?

Kabahat deyince, Nâzım'ın ünlü şiiri geldi aklıma. Baksanıza, Berlin'deki bir araştırma kurumu Almanya'da yaşayan Türkiye kökenli göçmenlerin seçimlerde kime oy verebileceklerini ortaya çıkarmış. Lamı cimi yok, söz konusu olan toplam 690 bin seçmenden bahsediyoruz. Araştırmaya göre partilere göre oylar şöyle dağılabilirmiş: SPD yüzde 55,5; Yeşiller yüzde 23,3 (C. Özdemir faktörü); CDU/CSU yüzde 10,1; Die Linke yüzde 9,4 ve FDP yüzde 0,9'cuk! Biraz mantıklı düşününce, hem SPD ve Yeşiller, hem de CDU/CSU ve FDP çeşitli kereler Federal Hükümeti oluşturdular. Şimdi de büyük koalisyon işbaşında. Tamam, Die Linke'de yetersiz, ama buna rağmen kurumsallaşmış ırkçılık, ayırımcılık, yabancı düşmanı yasalar hâlen var ve en temel hak olan seçme seçilme hakkından göçmenler (Alman vatandaşı olmayanlar haricinde) mahrum. Bu politikaların sorumluları da belli. Ona rağmen SPD, Yeşiller, CDU/CSU ve FDP'ye bu kadar oy çıkıyorsa, herkes hak ettiği gibi yönetilir demekten başka ne yapılabilir? Dilim varmıyor ki, diyeyim kabahat kimde?