25 Kasım 2009, Çarşamba

Ayna: Erkek egemen zihniyetine karşı mücadelemiz sürecek

25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü nedeniyle DTP grubunda konuşan DTP Eşbaşkanı Emine Ayna, kadına yönelik şiddetin Türkiye'de üst boyutlarda olduğunu, özellikle güvenlik güçlerinin kadınlara yönelik cinsel ve fiziki şiddet ile işkence uygulamalarının cezasız kaldığına dikkat çekti. Devlet kaynaklı şiddetin devlet gücüyle hasıraltı edildiğini ifade eden Ayna, erkek egemen zihniyet ve kültürünün yarattığı tüm alışkanlık, dil, üslup ve kalıplarla mücadele edeceklerinin altını çizdi.

-----

DTP Eşbaşkanı Emine Ayna, partisinin Meclis Grup Toplantısı'nda partililere hitap etti. 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü nedeniyle gündemlerini kadına yönelik şiddete ayırdıklarını ifade eden Ayna, grup toplantısına misafir olarak katılan Emek Partisi, Sosyalist Parti, SDP, KESK, Eğitim Sen, Anti Kapitalistler, Halkevleri, FeministizBiz, Emekçi Kadınlar Derneği ve Ortadoğu Kadın Girişimcileri Derneği temsilcilerini selamladı. Öğretmenler Günü'ne ilişkin de konuşan Ayna, öğretmenlerin siyasal, sosyal ve kültürel yaşamda karşılaştıkları sıkıntılarla, toplumun geldiği travmatik durum arasında bağlantı kurmak istediğini belirterek, "Öğretmenlerimizin Türkiye'de yaşadıkları sosyal ve ekonomik sorunlar, bunları dile getirme, hak taleplerini örgütleme, seslerini duyurmak için kurmaya çalıştıkları örgütler baskılara maruz kalıyor. Eğitimde tekçi zihniyet 6 yaşındaki çocuklardan başlayarak Türkiye'ye egemen kılınarak bugün yaşadığımız sıkıntılarla yüz yüze kalmış durumdayız" dedi. Öğretmenlerin 24 Kasım Öğretmenler Günü'nü kutlayan Ayna, yarın KESK ve Kamu-Sen'in grevli toplu sözleşme grevini destekleyeceklerini söyledi.

'ÇÖZÜM ANAYASANIN YENİDEN YAZILMASI, TEKÇİ İDEOLOJİNİN DEĞİŞMESİDİR'

İzmir'de DTP konvoyuna yönelik saldırıya ilişkin Ayna şöyle konuştu: "Bunun nedenini iyi irdelemek zorundayız. Niye Türkiye toplumu, muhalefete, devletin resmi ideolojisi muhalefete kapalı, farklılıkları reddeden durumdadır? Resmi ideoloji çocuklara bunu enjekte ediyor. Farklı olanlar mücadelelerini yükseltip büyüttükçe ve bu kamuoyuna mal oldukça bu eğitimle gelişen toplum, bir travma yaşıyor. Hem sosyal anlamda hem siyasal anlamda hem de kültürel anlamda yaşıyor. Bunun değişebilmesi, çözülebilmesinin tek yolu, bir bütün eğitim sisteminin değişmesidir. Tarihin, Anayasa'nın yeniden yazılmasıdır, tekçi ideolojinin değişmesidir. Böyle olursa Türkiye çoğulcu, demokratik bir topluma dönüşecektir."

'DEVLET KAYNAKLI ŞİDDET DEVLET GÜCÜYLE HASIRALTI EDİLİYOR'

Kadına yönelik şiddetin erkek egemenlikli tüm sistemlerde uygulanan, en yaygın, en kapsamlı ve en derinlikli şiddet türü olduğunu ifade eden Ayna, "Kadına yönelik şiddet, en sık yaşanan, insan hakları ihlalidir. Şu anda biz, bu konuyu tartışırken, dünyanın dört bir yanında binlerce kadın, devlet kaynaklı sistematik şiddetinin yanı sıra; eşlerinden, babalarından, erkek kardeşlerinden, şiddet görüyor. Belki de şuan, bir kadın namus bahanesiyle öldürülüyor, zorla evlendiriliyor, yüzüne kezzap dökülüyor, recm ediliyor ya da savaş ve çatışma bölgelerinde bombalar altında yaşamını yitiriyor. Belki de şuan, binlerce kadın, tecavüze uğruyor, işkence görüyor, gözaltında kayıp ediliyor ya da kaçırılıyor. Ve ne yazık ki, kadına karşı uygulanan aile içi şiddet, geleneksel olarak, hoşgörüyle karşılanıyor, kabul edilebilir bir olgu olarak gösteriliyor, devlet kaynaklı şiddet ise yine devletin gücü kullanılarak hasıraltı ediliyor" dedi.

25 Kasım Kadına Yönelik Cinsel Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü tarihçesini anlatan Ayna, kadına yönelik şiddetin temelinde, "güç, iktidar, tahakküm" olgusunun bulunduğunu kaydetti. "Kadın, insanlık tarihinin, baskı ve tahakküm altına alınan ilk sosyal sınıfıdır" demenin abartılı olmayacağını ifade eden Ayna, "Şiddeti kadından başlayarak bir sistem haline getiren ataerkil sistem, aynı zamanda toplumları da aynı paralelde köleleştirmek için şiddeti, egemenlik kurmak ve sürdürmek için süreklileşen bir yöntem olarak kullanmaktadır. Bu anlamda şiddet, egemenliğin, iktidarın, tahakkümün can damarı gibidir. İktidarın, tahakküm ilişkisinin olduğu her yerde şiddet de vardır. İktidar olgusu, makro düzeyde 'devlet', mikro düzeyde ise özel alanda bir bireyin diğer bireyler üzerinde kurduğu, tahakküm ve egemenlik ilişkisidir. Kişiler arasında kurulan egemenlik ilişkisini ifade eden mikro iktidar alanları ise, hukuk kurallarının bile sınırlamakta zorlandığı, tahakküm alanıdır. Erkeklerin kadınlar üzerinde kurduğu iktidar ilişkisi ise, kişiler arasında kurulan en eski, en katmerli, tahakküm ilişkisidir" diye konuştu.

'ERKEK EGEMEN SİSTEME KARŞI BÜTÜNLÜKLÜ MÜCADELE'

Kadınlar olarak başta devlet olmak üzere tüm iktidar ve tahakküm ilişkilerini sorguladıklarını ve reddettiklerini belirten Ayna, erkek egemenlikli sisteme karşı bütünlüklü bir mücadele yürüttüklerinin altını çizdi. Kadın özgürleşmeden, toplumun özgürleşemeyeceğini ifade eden Ayna, kadına yönelik şiddetin evrensel bir sorun olduğunu kaydederek şu bilgileri verdi: "Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, her üç kadından biri, yaklaşık 1 milyar kadın, hayatının bir döneminde cinsiyetinden kaynaklı şiddete maruz kalıyor. Bunu yapan da genellikle ya ailesinden biri, ya da tanıdığı. Öldürülen kadınların yüzde 70'inin katili, erkek partnerleri. Kadına yönelik şiddet, daha doğar doğmaz başlıyor. Kız çocukları cinsiyetinden dolayı iyi beslenmiyor, hatta ölüme terk ediliyor. Sağlık hizmetlerinden yeterince yararlandırılmıyor; eğitimine önem verilmiyor, vasıfsız işlerde ve düşük ücretle çalıştırılıyor, kedini geliştirmesine ve ilerlemesine imkan tanınmıyor. Ev içinde verdiği emek göz ardı ediliyor; yetki ve karar mekanizmalarının dışına itiliyor, cinsiyeti metalaştırılıyor. Babası, kardeşi, kocası, nişanlısı, arkadaşı, akrabaları tarafından hakarete uğruyor, dövülüyor, taciz ediliyor, tecavüze uğruyor, fahişeliğe zorlanıyor, öldürülüyor. Totaliter, ırkçı, baskıcı, sistemler tarafından, düşünce ve ideallerinden koparılmak, pasifize edilmek için fiziksel, ruhsal ve cinsel şiddete uğruyor."

'EKONOMİK ŞİDDET EN YAYGIN ŞİDDET TÜRÜ'

Kadınların uğradığı ekonomik şiddetin de dünya genelinde en yaygın şiddet türü olduğunu ifade eden Ayna, kadınların dünya nüfusunun yarısını oluşturmasına ve toplam çalışma saatinin yüzde 66'sının kadın emeği oluşturmasına rağmen, dünya gelirinin yalnızca yüzde 10'u, mülkiyetin ise yalnızca yüzde 1'inin kadınlara ait olduğunu söyledi. "Türkiye'de de durum, dünya genelinden çok farklı değil. Kadına yönelik tüm şiddet türleri, Türkiye'de de yaygın olarak yaşanmakta ve büyük ölçüde cezasız kalmaktadır" diyen Ayna, "Devletin kadına yönelik şiddet konusunda bir çaba içerisine girmesinde, özellikle 80 sonrasında gelişen kadın özgürlük mücadelesinin de önemli bir etki olduğunu ifade etmek gerekiyor. Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü'nün 2009 yılı başında açıkladığı 'Türkiye'de Kadına Yönelik Aile İçi Şiddet Araştırması' bu alanda yapılan önemli araştırmalardan biridir. Ancak kadına yönelik şiddete ilişkin yalnızca aile içi şiddeti konu alması ve sadece evli kadınlar üzerinde yapılan bir araştırma olması nedeniyle, çok sınırlı bir çalışma olmuştur. Kadınların aile dışında, kamusal alanda gördükleri şiddet ile evli olmayan kadınların yaşadığı şiddet bu araştırma kapsamına dâhil edilmediği için, kadınların yönelik şiddet gerçeğini bir bütün olarak ifade etmekten uzaktır. Yine de bu araştırmanın verileri, Türkiye'de kadına yönelik aile içi şiddetin boyutlarını göstermesi bakımından önemlidir. Bu araştırmaya göre evli kadınların yüzde 39'u fiziksel şiddet, yüzde 15'i cinsel şiddet, yüzde 42'si fiziksel ve cinsel şiddet, yüzde 44'ü duygusal şiddet görmektedir. Yani devletin resmi rakamlarına göre, yaklaşık olarak Türkiye'de yaşayan her 2 kadından biri, aile içinde şiddet görmektedir. Araştırmaya göre; kadına yönelik şiddet konusunda kır ve kent arasında önemli bir fark bulunmuyor" dedi.

'BİNLERCE GÖZALTINDA ÖLÜM OLGUSU VARKEN, ŞİDDET GÖREN KADIN KARAKOLA BAŞVURAMAZ'

Türkiye genelinde kadınların yüzde 42'sinin yaşamının herhangi bir döneminde fiziksel veya cinsel şiddet göründüğünü dile getiren Ayna, "Bu oran kırsal kesimde yüzde 47, kentlerde ise yüzde 43'tür. Bu araştırmanın ortaya koyduğu en yalın gerçek ise, şiddete maruz kalan kadınların büyük çoğunluğunun, şiddete karşı sessiz kalmasıdır. Kadınların yüzde 49'u uğradıkları şiddeti kimseye anlatmıyor, yüzde 92'si uğradıkları şiddet sonrasında hiçbir kurma başvurarak yardım istemiyor. Başvurulacak kurumların yetersiz olması, tanınmaması, ulaşılabilir olmaması, yeterli mali kaynaklara sahip olmaması gibi etkenlerde mutlaka vardır ancak hala resmi kurumlarda hakim olan erkek egemenlikli zihniyetin de bu kurumlara başvuruyu önlediği bir gerçektir. Ayrıca özellikle güvenlik kuvvetlerinin hak ihlalleri konusunda kötü bir sicilinin bulunması, şiddet gören kadınların emniyete, karakola başvurmasını engelleyen en önemli faktördür. Binlerce gözaltında ölüm ve kayıp olgusu varken, şiddet gören kadınların hiçbir kaygı duymadan karakola başvurmasını nasıl bekleyebiliriz" dedi.

MEDYA VE YARGININ DİLİNE ELEŞTİRİ

Kadına yönelik şiddetin boyutlarının katliam düzeyine ulaştığını dile getiren Ayna, kıskançlık, töre, namus ve daha birçok bahane ile her gün kadınların öldürüldüğünü ifade etti. Türkiye'de her gün ortalama olarak 4 kadının katledildiğini kaydeden Ayna, medyanın halen kadına yönelik cinayetlerle ilgili haberlerini "namus, kıskançlık, tahrik, töre" gibi kavramlarla birlikte sunduğunu, yargı sürecinde de bu tanımların sıkça gündeme getirildiğine işaret etti. Bu tutumun esasında, cinayeti haklı göstermeye yönelik bir yaklaşım olduğunu ve cinayetin kendisi kadar tehlikeli olduğunu söyleyen Ayna, kadına yönelik şiddet olaylarının AİHM kararlarına yansıdığını vurguladı. Gözaltında Cinsel Taciz ve Tecavüze Karşı Hukuki Yardım Bürosu'nun hazırladığı rapor bu korkunç gerçeği gözler önüne serdiğini belirten Ayna, rapora göre, 12 yılda İstanbul merkezinde bulunan hukuki yardım bürosuna toplam yapılan 304 başvurudan 230'unun, gözaltında cinsel işkenceye maruz kaldığını, 74'ünün ise tecavüze uğradığını bildirdi.

'KADINA YÖNELİK SUÇ İŞLEYENLER YARGILANMADI'

Gözaltında taciz ve tecavüzlerle ilgili 227 polis, 85 asker ve 14 özel tim görevlisi, korucu, infaz memuru gibi kişilerin bu olaylarla ilişkisinin belirlenmesine rağmen, şimdiye kadar 3 korucu dışında hiç kimseye ceza verilmediğinin altını çizen Ayna, "Gözaltında tecavüze uğrayan 14 yaşındaki kız çocuğu, ailesi tarafından aileye kabul edilmedi. Bu kız çocuğu daha sonra intihar etti. 126 kadın suç duyurusunda bulundukları gerekçesiyle ağır baskılara uğradı. 37 kadın Türkiye'yi terk ederek yurtdışına çıktı. Mağdurun, faili ile zorla evlendirmesi nedeniyle bir dava da düştü. Rapora göre, başvuran kadınların 233'ü Kürt, 63'ü Türk. Daha çok 90'lı yıllarda uygulanan, gözaltında cinsel taciz ve tecavüz işkencesi ve suçluların korunması yaklaşımı, 'işkenceye sıfır tolerans' gibi çok iddialı sözlerin edildiği bu süreçte de devam ediyor. 21 Haziran 2009'da Diyarbakır'da Demokratik Özgür Kadın Hareketi (DÖKH) üyesi bir kadına, ev baskını sırasında cinsel ve fiziksel işkence uygulandı. Cinsel işkenceye maruz kalan kadın, suç duyurusunda bulunduğu halde olayın failleri halen ortaya çıkartılıp yargılanmadı" diye konuştu.

İşkence gören kadınların sorumlular hakkında suç duyurusunda bulunduğunu ancak bugüne kadar herhangi bir işlem yapılmadığına dikkat çeken Ayna, şöyle konuştu: "Son olarak bir hafta önce yine İstanbul'da bir kadın, kimlik sorma bahanesiyle taciz edilmiştir. Gözaltında kadınlara uygulanan cinsel taciz ve tecavüz işkencelerinin, failleri bulunup açığa çıkartılmadığı ve gerekli cezaya çarptırılmadığı sürece, bu tür suçlar işlenmeye devam edecektir. Sorumluları da mevcut iktidarlar olacaktır. Devlet, sadece gözaltında işlenen cinsel şiddet suçları konusunda değil, genel olarak kadına yönelik cinsel suçlar konusunda sorumlu bir tutum içerisinde değildir. Oysa cinsel taciz ve tecavüzle mücadele, kadına yönelik şiddetle mücadelenin bir parçasıdır. Cinsel şiddet gören kadınlar, şikayet etmeleri halinde, defalarca yaşadıklarını anlatmak zorunda bırakılarak, ikinci bir işkenceye maruz kalmaktadırlar."

'KADINA YÖNELİK ŞİDDET MÜCADELE VE DAYANIŞMA İLE SONA ERECEK'

Şiddetin, ancak kadın bilinci, kadın dayanışması, kadın örgütlülüğü ve kadın özgürlük mücadelesi ile önlenebileceğine inandıklarını kaydeden Ayna, "Kadına yönelik şiddetin önlenmesi için dünya genelinde olduğu gibi Türkiye'de son 30-40 yılda önemli bir mücadele deneyimi oluştu. Biz kadınlar, bir yandan erkek egemen sistemin, şiddet üreten politikalarını teşhir ederek, savaşa ve kadınlara uygulanan şiddete karşı mücadele verdik, diğer yandan sesimizi daha geniş çevrelere duyurmak için çok önemli eylem ve etkinliklere imza attık" dedi. DTP Kadın Meclisi'nin de bir bileşeni olduğu Demokratik Özgür Kadın Hareketi'nin geçen yıl 25 Kasım'da "Biz kadınız, kimsenin namusu değiliz, namusumuz özgürlüğümüzdür" sloganı ile başlattığı kampanyaya ilişkin Ayna, "Bir yıl boyunca 'Em jinîn ne namûsa tu kesîne, namûsa me azadîya meye" sloganıyla Mardin/Derik, Batman, Urfa, İzmir ve Van'da çadırlar kurarak, kadına yönelik şiddeti önleme nöbetleri tuttuk. Kampanya kapsamında onlarca seminer, panel düzenleyerek, şiddete karşı mücadele deneyimlerini anlattık" dedi.

'ERKEK EGEMEN ZİHNİYETİNE KARŞI MÜCADELEMİZ SÜRECEK'

Erkek egemen zihniyet ve kültürünün yarattığı tüm alışkanlık, dil, üslup ve kalıplarla mücadele edeceklerinin altını çizen Ayna, "Bu sistem sadece kadınların değil, erkeklerinde özgürlüğü önünde de engeldir. O nedenle kadınlar, mevcut durumu reddedip, daha özgür bir dünya için mücadele ederken, erkeklerin de kendi kurtuluşu ve geleceğinin kadınların özgürlük mücadelesinde olduğu gerçeğini kabul ederek, erkek egemen sisteme karşı mücadele etmelerini bekliyoruz" diyerek konuşmasını noktaladı.

(diha)